Blog

Ormanlar ve Machhapuchhre'ye doyduğumuz Mardi Himal rotası günlükleri. Read more
Ghandruk'tan Annapurna Base Camp'a oradan da Landruk'a uzanan ABC yürüyüşümüz. Read more
3 günlük Poon Hill rotası, Nayapul kasabasından başlıyor; Ulleri, Ghorepani, Tadapani kasabalarından geçerek Ghandruk'ta sonlanıyor. Read more
Poon Hill + ABC + Mardi Himal
Annapurna koruma alanında üç rotayı birleştirip tek rota yaptık: Poon Hill, Annapurna Base Camp ve Mardi Himal. Read more
Katmandu'nun kaosundan sonra ilaç gibi bir Nepal şehri. Hem de Annapurnaların kalbinde... Read more
Himalaya alçaklarından Tibet sınırlarına uzanan Manaslu yürüyüşü günlüklerimiz. Read more
Nepal'e giriş. Katmandu'da konaklama, günlük hayat, gezilecek yerler ve trekking hazırlıkları. Read more
Peru'da yeme-içme, konaklama, ulaşım hakkında pratik bilgileri burada derledik. Read more
Laguna 69
Huascaran Milli Parkı trekking ve dağcılık severler için buzul gölleri ve yüksek zirvelerle dolu müthiş rotalar vaadediyor. Read more
Olympos Antik Kenti, plaja kadar uzanan nehrin iki tarafında konumlanmış dünyanın en güzel antik kentlerinden biridir. Tarihi kalıntıları uzaktan izlediğiniz Read more

Annapurna koruma alanında bulunan bir diğer yürüyüş Mardi Himal trek. Bu yürüyüşü başka bir yürüyüşle birleştirmeden yaparsanız 4-5 gün kadar sürüyor. Biz Poon Hill ve Annapurna Base Camp yürüyüşleriyle birleştirdik. Birleşik rotayı şuradan görebilirsiniz:

Nepal | Tek seferde Poon Hill + ABC + Mardi Himal Yürüyüşü

Biz en son ABC yürüyüşünü Landruk köyünde bitirmiştik. O yüzden Mardi Himal’e de oradan başladık. Öncesindeki Poon Hill ve ABC yürüyüşlerimizi henüz okumadıysanız şu bağlantılara bakabilirsiniz:

Nepal | Poon Hill yürüyüşü

Nepal | Annapurna Base Camp yürüyüşü

Mardi Himal yürüyüşü için normalde iki popüler başlangıç noktası var:

1- Başka bir yürüyüşle birleştirilmediğinde Mardi Himal genelde Pokhara’dan araçla Kande‘ye gidip oradan başlatılıyor, Sidhing jeep durağında bitiriliyor. 4 ya da 5 gün sürüyor.

2- Mardi Himal yürüyüşünü Poon Hill’le birleştirmek de çok yaygın. Bu durumda Poon Hill’in bittiği Ghandruk kasabasından yürüyüş başlıyor. 4 gün.

Mardi Himal’i Annapurna Base Camp yürüyüşüyle birleştirmekse hiç yaygın değil. Biz kendimizden başka böyle birşey yapanı görmedik. Bizim Mardi Himal’e Landruk‘tan başlamamızın sebebi de bu birleştirmeydi.

Mardi Himal yürüyüşü güzergah ve gördüğünüz dağlar anlamıyla ABC’ye benziyor gibi görünse de aslında tamamen farklı. ABC’de bir vadide yürüyorsunuz ve dağların dibine gelene kadar manzara görmüyorsunuz. Mardi Himal’de ise ormanları bitirdiğiniz anda kendinizi bir dağ sırtında buluyorsunuz ve 2 gün boyunca 360 derece dağ ve vadi manzaralarıylasınız.

Download file: MardiHimal.gpx

Rotayı GPX formatında indirmek için üstteki bağlantıya sağ tıklayıp “Save link as” diye kaydedin.

11.Gün | Landruk-Forest Camp

🥾 4 km
🕒 3,5 saat

ABC yürüyüşümüzü son gün yarım gün yürüyerek Landruk’ta bitirmiştik. Mardi Himal’e başlamadan önce burada fazladan dinlenmeyi düşünmüştük, ama çok küçük bir köydü vazgeçtik. Zaten erken gelmiştik ve tüm çamaşırlarımızı yıkamıştık.

Landruk'ta Annapurna South manzaralı çamaşır ipimiz

Sabah erken çıkmadık. 8’de kahvaltı yapıp, kahvesiydi yayılmasıydı epey zaman geçirdik. Landruk‘taki Tea House’un bütün bahçesini kaplayan çamaşırlarımızın kurumasını bekliyorduk bir yandan. Sonunda yeterince kuruduğuna kanaat getirip toplandık ve 12’de yola çıktık.

Landruk çıkışı

Landruk köyünden ilk molamızı verdiğimiz yere gelene kadar çok dik bir çıkış yaptık. 1,5 saat sonra Kyupche isimli bir yere vardık. Burada sadece bir tesis var. Yer çok güzel, işleten aile de çok sempatikti. Tam bir manzara noktası: Landruk, aradaki vadi ve karşıda Ghandruk görünüyor buradan. Çiçekler içindeki tatlı bahçede oturup Snickers ve gazozla öğün yaptık.

Kyupche'de mola

Landruk’tan Forest Camp’a doğru Mardi Himal rotasına girmek çok yaygın olmasa gerek. Bütün gün boyunca hiç yürüyüşçüyle karşılaşmadık. Ağaçlarda mavi-beyaz şeritleri görmesek yanlış yolda mıyız diye şüphelenirdik.

Mardi Himal rotası işareti mavi-beyaz şerit

Kyupche’den çıktıktan sonra bir anda cangılın içine düştük, her tarafımızı sık bir orman kapladı. Bu rota çok yürünmediğinden olsa gerek, patika bazı yerlerde ağaçlardan kapanmıştı. Forest Camp’a kadar hep yokuş ve hep orman içinde 1,5 saat daha yürüdük.

Forest Camp yolu

Saat 15:30’da Forest Camp’a girerken ilk yürüyüşçülerle karşılaştık. Tahmin ettiğimiz gibi, herkes Kande’den çıkıp Australian Camp üzerinden buraya geliyordu. Bizde bütün gün insan görmediğimizden bir sakinlik psikolojisi oluşmuştu, ama diğer yürüyüşçüler yer kapmak için yarış halindeydi.

Forest Camp

Forest Camp çok sayıda Tea House’un bulunduğu bir orman köyü. Biz köye girer girmez her tarafı sis kapladı. Çok güzeldi. Sisler içinde büyülü bir ormanda gibiydik. Ama gerçekler bizi bekliyordu 🙂 Forest Camp çok kalabalıktı, Tea House’lardaki yerler hızla bitiyordu.

Forest Camp

Birkaç Tea House’la konuştuk, çok pahalı fiyatlar söyleniyordu: 600-700-1000 NRP. Mardi Himal yürüyüşünden de bağımsız olarak popüler bir yer olduğuna karar verdik Forest Camp‘in. Etrafta standart sırt çantalı, batonlu “paspal” yürüyüşçülerin dışında kılık kıyafeti daha afili, yanlarında gitar vb aletler olan gençler gördük. Bazı insanlar Pokhara’dan çıkıp iki günlük yürüyüşlerle de buraya geliyor sonra dönüyorlarmış. Australian Camp daha da böyleymiş.

Forest Camp

Sonunda Hotel Rhythm adlı tatlı bir Tea House’la anlaştık. 1000 NRP odaya pazarlık yapıp şarj ve wifi dahil 500 NRP’ye bağladık. Güzel bir Tea House’tu. Bahçesi geniş, odaları temiz. Bizi en çok şaşırtan daha hava bile kararmadan tüm Tea House’ların yemek salonlarının bacalarından dumanlar yükselmesi oldu. Hava soğuk bile değildi, zaten rakım 2450 metre, ama belli ki buraların standartları farklıydı.

Tea House'un yemek salonu

Tea House’un sahibi adam çok ilgiliydi. Yemek, oda vs konusunda ihtiyaç var mı diye birkaç kez sordu. Konuşkandı. Türkiye’den geldiğimizi öğrenince biraz mesafeli davrandı önce. Biraz sohbet edince anladık sebebini.

Forest Camp'teki odamız

Nepal’deki erkeklerin önemli bir kısmı hayatının bir döneminde Katar, Kuveyt, Dubai gibi ülkelerde temizlik ve inşaat işçiliği yaparak belli bir süre para biriktirmeye çalışıyor. Daha önce de bunu diyenlerle karşılaşmıştık, hatta Kuveyt üzerinden aktarmalı uçuşumuzda kendimiz de çok gördük. Bütün uçak Nepalli işçilerden oluşuyordu, Kuveyt havaalanında da temizlik işçilerinin çoğu Nepalliydi. Genel olarak mizacı çok sakin ve çalışkan olan bu insanlar, ucuz işgücü olarak gittikleri bu petrol zengini ülkelerde insanlık dışı bir muamele görüyorlar.

Tea House'un sahibi sepet örüyor

Bizim Tea House’un sahibi de Suudi Arabistan‘da 2 yıl çalışmış. “Sizin ülkede de petrol var mı?” diye sorunca güldük. Dedik yok 🙂 “Biz de Türkiye’de sizinki gibi bir yer işletiyoruz, bazen bize de geliyor o zenginler, aynen bize de pislikmişiz gibi davranıyorlar” dedik. Sonra adam bizi çok sevdi, bambudan sepet örüyordu onu gösterdi. Bahçede yetiştirdiği sebzeleri gösterdi. En son istemediğimiz halde bize tekrar indirim yaptı, odayı 300 NRP’den saydı. Dönüş yolu için bize tavsiyelerde bulundu.

Akşam yemek salonunda yine dünya kupası maçları izlendi. Bizim Tea House’ta kalan İsrailli çocuklar gitar çalıp şarkı söylediler.

12.Gün | Forest Camp-High Camp

🥾 8 km
🕒 7 saat

Sabah acele etmeden kahvaltı yaptıktan sonra 8:40 gibi yola düştük. Yaklaşık 40 dakika sonra Rest Camp isimli bir mevkiye geldik, burada bir tesis vardı. Forest Camp’tan çıkışımızdan tam 2 saat sonra da Low Camp (2970 m) mevkisine geldik. Bu yol boyunca çok sık bir orman içinden gidiliyor. Patika çok belli değil ama ağaçlardaki mavi-beyaz işaretleri komple kaybetmediğiniz sürece doğru yolda olduğunuzu biliyorsunuz.

Cangılda bir gün daha

Bu ormandaki ağaçların çoğu orman gülü. Burayı bahar döneminde yürüyorsanız pespembe bir masal ormanı gibi oluyormuş, birkaç fotoğrafını gördük. Biz yürürken kış başıydı, hiç çiçek yoktu.

Baharda Mardi Himal rotası <3 Fotoğraf internetten

Low Camp‘ta ilk defa ormanın sıklığı biraz azaldı ve Mardi Himal ile Fish Tail görünmeye başladı. Bir Tea House’un bahçesinde oturup kahve molası verdik. Mardi Himal yürüyüşünü farklı bir şekilde bölerseniz Low Camp da bir konaklama noktası olabiliyor, burada da 3-5 tane Tea House var.

Low Camp'te kahve molası, arkada Machhapuchhre

Moladan kalktıktan sonra 40 dakika içinde Badal Danda ya da Mid Camp denen yere vardık. Burada da bir tane Tea House var. Badal Danda’ya çıktığınız anda bir anda ormanı arkanızda bırakıyor ve kendinizi bir tepede buluyorsunuz. Burası inanılmaz bir manzara noktası. Önünüzde dağ sırtından ilerleyen High Camp’a kadarki tüm patikayı görebiliyorsunuz. Çok yakın gibi duruyor ama hiç de değil. Solunuzda ise Chhomrong dahil Annapurna Sanctuary bölgesini kuş bakışı görebiliyorsunuz. Birkaç gün önce içinde yürüdüğümüz ABC rotasını böyle harita gibi görmek çok ilginçti.

Badal Danda'dan geniş manzaralar

Badal Danda’dan 45 dakika daha yürüyünce Low High Camp‘a geldik. Bu isimleri özellikle kafa karıştırmak için mi koymuşlar merak ettik: Aşağı kamp, orta kamp, yukarı kampın aşağısı kamp, yukarı kamp 🙂

Low High Camp yolunda

Low High Camp’ta 2 tane tesis var, Tea House değiller ama. Restoran ve çadır alanı gibi. Restoranlardan birisi fotoğraflık bir salıncak kurmuş yamaca karşı. Bütün Nepalliler gibi bizi de cezbetti, öğle yemeği için onu tercih ettik 🙂 Mardi Himal yürüyüşünde yabancıdan çok Nepalli genç gruplar ve aileler var.

Low High Camp

Bu arada birkaç saat önce çıktığımız orman tamamen bulutlarla kaplandı ve görünmez hale geldi. Biz ise o bulutların üstünde kalmıştık. İnanılmaz bir manzaraydı. Günün geri kalan kısmında hep bulutların üstünde olacaktık.

Bulutların üstündeki salıncak

Restoranda salıncakla biraz oynadıktan sonra yemek yemeye içeri girdik. İçerisi çok enteresandı: bir soba, etrafında yemek masaları, country tarzı bir dekorasyon, bir bilardo masası, bir bar deski. Ve bangır bangır hard rock 🙂 Barın arkasında dövmeli, zincirli, deri yelekli çalışanlar. 3350 metre rakımdaki kelimenin gerçek anlamıyla bu dağ başına rock bar yapan Nepallilerin fantazisine şapka çıkarıyoruz.

3350 metrede 1-2 günlük yavrular <3

Yemek ve biraz tembellikten sonra 14:00 gibi tekrar yola koyulduk. Patika yine müthiş manzaralıydı: alçak bulutlar yüksek dağlar. Yolda iki Nepalli kadınla sohbet ettik. Türkiye’den geldiğimizi söyleyince birkaç sene Kıbrıs‘ta çocuk bakıcılığı yaptıklarını anlattılar. Daha önce de bahsettiğimiz gibi, Nepalliler arasında birkaç sene yurtdışında çalışmayan yok gibi.

Bulutların üzerinde

Restorandan çıktıktan 1 saat 20 dakika kadar sonra nihayet High Camp’e ulaştık. Neredeyse günün tamamı dik yokuşlardan oluşuyordu, baya yorulmuştuk. High Camp‘te çok sayıda Tea House var ama hepsi önceden rezervasyon almışlar, çoğu doluydu biz gittiğimizde. Büyük grupların çok olduğu zamanlarda böyle bir sorun oluyor işte. Yer olanlar da 2 kişi olduğumuz için bizi kabul etmeye yanaşmıyorlardı ya da çok yüksek fiyatlar çekiyorlardı. Sonunda Hotel Magic Mountain isimli bir Tea House’a yerleşebildik. Başta 1000 NRP istedi, güç bela 700 NRP’ye anlaşabildik.

High Camp
High Camp'teki Tea House'umuz

Tea House’ta yemek alanında soba vardı, şarj ve wifi paralıydı. Şarja ihtiyacımız yoktu, Ncell hattımız çekiyordu internetimiz de vardı. Oda fena değildi, High Camp’taki diğer Tea House’larda gördüğümüz odalar çok kötüydü mesela. Bölgede şebeke suyu ya da herhangi bir kullanılabilecek su kaynağı yok. Tea House’ların su depoları var, biz ordayken depolar doluydu ama boş da olabiliyormuş.

Annapurna South, Hiunchuli ve su depoları :)

High Camp 3510 m rakımda ve etrafı 360 derece açıklık olan bir tepede yer alıyor. Sert rüzgarlar alıyor. Etraftaki bulut denizi, Annapurna South ve Fish Tail manzaralarını izlerken buna bir de günbatımının müthiş renkleri eklenince tarifi zor güzellikte bir tabloya şahit olduk. Gece ise bir saatten sonra bulutlar kayboldu ve çok uzaklarda Pokhara şehrinin ışıklarını gördük.

High Camp'ten akşam manzaraları

Mardi Himal yürüyüşündeki konaklama noktalarının hiçbiri gerçek köyler değil, yürüyüşçüler için yapılan yerler. Ama bu bölgenin köy hayatı sürdürülen kısımlarında yaşayanlar Tamang‘larmış. Tea House’ları da onlar işletiyor. Tamang’lar Nepal nüfusunun %6’sını oluşturan dağ köylerinde yaşayan Budist bir etnik grup. Bu bölge haricinde bir de Langtang bölgesindeki köylerde yaşıyorlar. Biz Nepal’de daha uzun kalabilseydik planlarımızda Langtang Vadisi yürüyüşü de vardı, orası Tamang kültürü rotası olarak da biliniyor.

13.Gün | High Camp-Lumre-Pokhara

🥾 14,5 km
🕒 6,5 saat

🚌 1,5 saat

High Camp‘te kalanlar normalde sabah gündoğumunda kalkıp yukarıdaki manzara noktasına (viewpoint) yürüyorlar. Burada haritada daha ileri bir noktada Mardi Himal Base Camp diye bir nokta da görünüyor ama buraya aslında yılın birkaç günü haricinde gitmek mümkün değil, patika kapalı oluyormuş. Yani gidilen nokta 2 km ilerideki manzara noktası (3910 m).

Biz sabah tabii ki gündoğumunda kalkamadık. Sabah insanı değiliz, daha önce de söylemiştik 🙂 O kadar erken kalkamayacağımıza zaten emindik de biraz erken kalkıp yine de manzara noktasına yürürüz diyorduk. Sabah 7:30’ta kalktığımızda ise hiç o modda değildik.

Sabah kutsal Machhapuchhre <3

Herkes erkenden kalkıp manzara noktasına gitmiş, Tea House’ta kalabalık azalmıştı. Tea House’un sahipleri bahçede tütsü yakıp teypten Om mantrasını açmışlardı. Bir yanda Shiva’nın evi Machhapuchhre, bir yanda kutsal Annapurnalar, sabahın yumuşak ışıkları, sandal ağacının güzel kokusu, Om mani padme hum… Dedik, biz manzaraya falan gitmeyelim, olay tam olarak burada ve şu anda.

Daha önce Annapurna Base Camp yürüyüşündeyken de Sinuwa’da kaldığımız Tea House’ta ilk uyandığımızda bunu hayal meyal görmüştük. Dağ köylüleri sabahları çok erken saatte kalkıyor. İlk iş etrafı temizleyip tütsüler ve bazı kokulu otlar yakıyorlar. Oturdukların yerin çevresini bütünüyle dolaşıp bu kokuları her tarafa yayıyor ve dua ediyorlar. Tibet kültürü bağlantılı tüm bu dağ köylerinin tipik sabah ritüeli bu. Bunları hiç göstere göstere yaptıklarını, turistik bir etkinliğe dönüştürdüklerini görmedik. Biz de fotoğraflarını videolarını çekmeye yeltenmedik, zaten doğallığı içerisinde güzeldi tüm bunlar.

High Camp yemek salonunda

Sabah serinliğinde Machhapuchhre manzarası ve tütsü kokuları eşliğinde kahvaltı yaptık ve bir saat kadar bu sakinliğin keyfini çıkardık. Dönüş yoluna çıkma vaktiydi, 9 gibi High Camp’ten ayrıldık.

Dağ sırtında kuzey yamacı sarı, güney yamacı yeşil

Normalde bizim planımız dönüşü Pokhara’ya yakın araç mesafesindeki Kande kasabası üzerinden yapmaktı. Aynı gün içinde High Camp’ten Kande’ye kadar inip otobüse binecek kadar zaman olmayacağından bir gece de Australian Camp’te kalacaktık. Aslında güzel bir plandı, ama bir gün önce Forest Camp’teki adamın söylediği aklımızı çelmişti: High Camp’ten aynı gün içinde Lumre‘ye kadar yürüyüp ordan otobüse binmek mümkünmüş. Rotayı bu yöne doğru tamamlayanlar aslında yürüyüşü Sidhing’de bırakıyor ve oradan jeeple Pokhara’ya gidiyor. Ama bizim adam bunun çok pahalı olduğunu, 1-2 saat daha yürürsek Lumre’den ucuza otobüse binebileceğimizi söylemişti. Dolayısıyla hem yolu 1 gün kısaltmak hem de ucuza getirmek için Lumre’ye yürüyelim dedik.

Bu yürüyüşteki en kötü kararımız da buydu 🙂 9’da High Camp’ten çıktıktan bir buçuk saat kadar sonra Mid Camp’te kısa bir kahve molası verdik. Low Camp‘e kadar geldiğimiz yoldan indik, ordan sonra Sidhing yoluna ayrıldık. Bu noktadan sonra çok çok dik bir iniş yaptık. Bu rota kesinlikle tersine yapılmamalı, çok yorucu bir çıkış olur. İnişi bile çok zordu.

Sidhing yol ayrımı

Sidhing‘e yuvarlana yuvarlana inerken baktık köylüler patikaya merdiven yapıyorlar. Bu durum köylerde çok yaygınmış, devletin yapmadığı yolları insanlar kendileri yapıyorlar, Manaslu yürüyüşünde de Lak aynı şeyden bahsetmişti. Köylüler kenara da bir kutu koymuşlar “Sidhing yolu için yardım” diye bağış topluyorlardı.

Dolaplar, sandalyeler yukarı kamplara çıkıyor

Saat 13:00’te Sidhing jeep istasyonuna geldik. Orada aracı bekleyen insanlar vardı. Kişi başı 1500 NRP imiş. Biz Lumre’den otobüse bineceğimizi söyledik, “Yetişemezsiniz” dediler. Jeepcilerin böyle demesini normal karşıladık, yetişeceğimize emindik. Forest Camp’teki adam son otobüs 16:30’da demişti.

Jeep istasyonunun biraz aşağısında bir Tea House’ta Snickers ve içecek molası verdik. Oradaki teyze de sorunca Lumre‘ye gittiğimizi söyledik. “Son otobüs 16:00’da, yetişemezsiniz” dedi. Saatin biraz öne gelmesiyle hafif stres yapsak da teyzeye karşı şeklimizi bozmadık, yetişiriz dedik.

13:40’ta Sidhing’den çıkıp hızlı hızlı yürümeye başladık. Yol haritada göründüğünden daha uzunmuş, daha doğrusu haritada görünen patikalar kaybolmuş, birçok yerde jeep yoluna çıkmak zorunda kaldık. Bir süre sonra üzerimizdeki ter ve toz toprak birleşip komple çamurla kaplandık. Bir yandan küfrediyor bir yandan koşturuyorduk.

Sidhing-Lumre yolunda

Lumre kasabasına varmadan önce pirinç teraslarıyla kaplı Kalimati ve Saiti Ghatta köylerini gördük. Küçük çocuklar okul çantalarıyla köylerine tırmanıyor, yaşlı köylüler sırtlarında ekinlerle kasabaya gidiyordu. Güzel manzaralardı.

Lumre'ye iniş

En son Lumre‘yi yukarıdan gördüğümüz bir yerde komple yolumuzu kaybedip pirinç tarlalarına daldık. Tarlaların arasında ona buna sorarak sonunda Lumre merkezine inmeyi başardık. Otobüs durağına geldiğimizde saat 15:30’du. Resmen uçarak gelmişiz.

Otobüsçü aracı yıkıyordu, sorduk, 16:00’da kalkacağını ve son otobüs olduğunu söyledi. İyi ki hesabımızı 16:30’a göre yapmamışız dedik. Durağın yanındaki bakkala oturup kahve içtik. Nepal’de bizim eski bakkallardaki gibi tabureler var bakkalda yiyip içiliyor. Saati gelince otobüse geçtik. Ama otobüs 16:30’da kalktı 🙂

Otobüsümüz şekil :)

Yolun ilk kısmı feci hoplamalı zıplamalı, ciddi ciddi boynunuzu kırmamak bir yerlere tutunmanız gerekiyor. Pokhara’ya yakın kısmı biraz daha düzgün. 1 saat kadar sürdü yaklaşık, kişi başı 200 NRP. Son durak Pokhara’da Hari Chowk Bus Station. Buradan Lakeside’a taksi 500 NRP tutuyor.

Bu rotayı yapacaklara öneriler

  • Bu rotayı Poon Hill’le rahatlıkla birleştirebilirsiniz. Bu durumda ilk gün Ghandruk’tan başlanıyor.
  • Sadece Mardi Himal’i yapacaksanız ilk gün Pokhara’dan Kande’ye gelip ilk gün Australian Camp’a gidiyorsunuz. Bitirişi de aynı yerde yapabilirsiniz. Australian Camp’ten yamaç paraşütüyle Pokhara’ya inmek mümkünmüş. Bir trek için çok havalı bir bitiş!
  • Bu rota yabancı yürüyüşçülerin dışında Nepalli aileler ve genç gruplar arasında da çok popüler bir rota. Dolayısıyla kalabalık. High Camp için bir gece önceden rezervasyon yaptırmanız gerekebilir (önceki köydeki Tea House’lar iletişim için yardımcı oluyormuş).
  • Aynı yolu gidiş dönüş yapmamak için Sidhing’de bitirmek mantıklı. Ama Sidhing’den jeepe binecekseniz. Lumre’ye yürümeyi düşünmeyin bizce, neyse parası verin Sidhing’den binin. Bizim gibi Landruk’tan başladıysanız zaten aynı gidiş-dönüş olmuyor, bir gün daha uzatıp Kande’de bitirin.

Annapurna Base Camp (ABC) yürüyüşü Himalayalar arasında koridor gibi bir bölge olan Annapurna Sanctuary’den geçerek ABC’ye kadar gidip geri dönen bir rota. Annapurna Sanctuary yürüyüşü olarak da geçiyor. Bu yürüyüşün Ghandruk’tan başlayıp Landruk’ta biten, tam tersi Landruk->Ghandruk olan, ya da Poon Hill rotasından Ghandruk’a inmeden direkt Chomrong’a geçerek başlanan versiyonları var.

Rota 6-8 gün arası sürüyor. Modi Khola nehrini takip ederek tropikal ormanlardan yüksek platolara, oradan Annapurna dağlarının eteklerine uzanan çok farklı coğrafi özellikleri birkaç gün içinde görebileceğiniz keyifli bir rota. Koridorun tek girişi olduğundan bu bir gidiş-dönüş rotası, yani ABC’ye vardıktan sonra aynı yoldan geri dönüyorsunuz, sadece son kısmında yol değiştiriyorsunuz.

Download file: abc.gpx

Rotayı GPX formatında indirmek için üstteki bağlantıya sağ tıklayıp “Save link as” diye kaydedin.

Yürüyüşün en yüksek noktası 4130 m rakımdaki ABC. Yükseklik hastalığı açısından çok zorlayacak bir rota değil. Yine de çekinenler gecelemeyi ABC’de değil 3700 m’deki Machhapuchhre Base Camp’te (MBC) yaparak bu sorunu da çözebiliyorlar.

Biz bu yürüyüşe Poon Hill rotasını yürüyüp Ghandruk’a geldikten sonra başladık. Bitiş noktasını da Landruk’ta yaptık ve oradan da Mardi Himal rotasına geçtik. Bu üç yürüyüşü birleştirdiğimiz için bu yazıya 5.gün olarak devam ediyoruz. Poon Hill yazısını okumadıysanız önce ona bir göz atabilirsiniz:

Nepal | Poon Hill yürüyüşü

3 yürüyüşün birleşik rotasını da şu yazıdan görebilirsiniz:

Nepal | Tek seferde Poon Hill + ABC + Mardi Himal Yürüyüşü

5.Gün | Ghandruk-Lower Sinuwa

🥾 12,5 km
🕒 7,5 saat

Poon Hill yürüyüşünü Ghandruk’ta bitirip bu güzel kasabada 2 gece kalmıştık. Poon Hill yazımızda okuyabilirsiniz. Ghandruk’u gezip güzelce dinlendikten sonra 23 Kasım günü ABC’ye uzanan yolculuğumuza başladık.

Ghandruk'un taş çatıları

Ghandruk’tan sabah 08:30 civarı ayrıldık. Kasabadan inmeden meşhur taş çatılar manzarasına son kez baktık. Komrong Danda’ya kadar yaklaşık 1,5 saatlik bir çıkış, ardından nehir kenarındaki Kimrong Khola’ya kadar iniş yaptık. Köprüden geçip nehrin karşı kıyısında kısa bir tırmanışla köyü yukarıdan gören bir yere geldik, 11:00 gibi burada sütlü çay molası verdik.

Chhomrong yolunda
Himalaya manzaralı lise. Topu kaçırmamaları lazım :)

Buradan sonra dik tırmanış epey devam ediyor, neredeyse Chhomrong’a kadar. Chhomrong köyüne de yukarıdan giriş yapıyorsunuz. Burası bu bölgenin son yaşanan köyü denebilir, sonrasındaki yerlerin hiçbirinde toplu yerleşik hayat yaşanmıyor, daha çok yürüyüşçüler için üretilmiş köyler. Chhromrong girişinde yukarıdaki bir Tea House’ta kahve-snickers molası verdik, saat 14:00’tü.

Chhomrong bu bölgenin son köyü

Chhomrong’da bir kontrol noktası bulunuyor. Orada yine ACAP belgelerimizi işletirken memura havayı sorduk. Bu hafta havanın çok iyi olduğunu, ABC‘ye kar beklenmediğini söyledi. Güzel haberdi. Yine TIMS kartımız sorulmadı.

Chhomrong kontrol noktası

O günü Chhomrong’da bitirmeyi planlamıştık ama her zamanki içgüdümüzle olabildiğince ilerleyip köyün sonundaki Tea House’lara bakmak istedik. Yolda yeni yapılan bir Budist stupası gördük, işlemelerini ince ince boyuyorlardı.

Taze stupa boyanıyor

Köyün aşağısına indiğimizde çok uyduruk Tea House’lar gördük, baya kötü görünüyorlardı. Chhomrong‘da demek ki kalınacak iyi yerler hep yukarıdakilermiş. Köy dik bir yamaçta kurulu, geri dönmek istemedik. Havanın kararmasına daha vardı. Haritaya baktık yakında Tilche adlı bir köy daha görünüyordu, oraya ilerlemeye karar verdik.

Chhomrong köyünün bitiminde önce ufak bir türbe sonra da bir asma köprüyle karşılaştık. Karşıda pirinç terasları, bu tarafta mısırlar, çok güzel görünüyordu.

Chhomrong çıkışı asma köprü ve pirinç terasları

Köprüden geçtikten sonra direkt tırmanış başlıyor. Güneş kaybolmuştu, haritada gördüğümüz Tilche denen köy gerçekte yoktu. Haritaya tekrar baktık sırada Bhanuwa diye bir yer vardı ama artık onun da olup olmadığına emin değildik çünkü ABC rotasına dair yazılarda Chhomrong’dan sonra Sinuwa köyü olduğu söyleniyordu. Öyle bir yer yoksa Sinuwa’ya kadar yürümemiz gerekecekti ve karanlığa kalacaktık. Patikamız basamak basamak dikleşiyordu, biraz strese girdik.

Saat 16:00’da haritadaki yere geldik. Sabah Ghandruk’ta 2070 m rakımda başlayıp bütün gün inip çıkarak yine aynı rakıma gelmiştik. Burası üç tane Tea House’un olduğu bir yer ve Bhanuwa diye değil Lower Sinuwa diye geçiyormuş. Rakım 2060 m.

Tea House’lar harika değildi ama artık devam edemeyeceğimiz için aralarında en düzgün görüneninde kalmaya karar verdik. Real Sinuwa Cottage isimli bir yer, oda için 500 NRP istedi, 400’e anlaştık. WC bahçede, priz odada yok ama yemek salonunda ücretsiz. Sıcak duş ve Wifi ücretli ama ikisini de almadık. Bölgede Ncell baya iyi çekiyordu.

Tea House’un bahçesinden, geçtiğimiz pirinç terasları ve Chhomrong görünüyordu. Hatta hava kararınca uzaklarda Ghandruk’un ışıklarını bile gördük. Sonra bir anda sis bastı, yarım saat daha geç kalmadığımız için sevinçliydik.

Tea House'ta yine Dünya Kupası izleniyor

Akşam yemek yedik. Yemek salonunda yine Dünya Kupası açıktı, biraz izledik. Bu arada 10-15 kişilik bir Nepalli üniversite grubu geldi. Yine gece gürültü patırtı. Kaldığımız yerde en sevmediğimiz şey kalabalık gruplar oluyor. Bu grubu da bir yere yazdık, önümüzdeki günlerde kalacakları yerlere denk gelmemeye çalışacaktık.

6.Gün | Lower Sinuwa-Himalaya

🥾 10 km
🕒 7 saat

Sabah kahvaltı yapıp 8’de çıktık. Upper Sinuwa‘ya kadar 50 dakikalık dik bir çıkış yaptık. Sonra yokuş devam ettiyse de eğim biraz hafifledi. Modi Khola nehrini sağımıza alarak sık ormanlar içinde ilerliyorduk. Bu nehir ABC’ye kadar bizimle gelecekmiş. Khuldi Ghar mevkine (2420 m) gelene kadar yükselmeye devam ettik, saat 10’du.

Sık bambuların arasından Machhapuchhre manzarası

Sonra yarım saatlik bir iniş yaparak nehir seviyesindeki Bamboo’ya geldik. Burası dağlar arasında bir koridor gibi olan Annapurna Sanctuary‘nin özgün iklim ve bitki örtüsünün en iyi örneklerinden biri. Güneye bakan yamaçta (bizim olduğumuz taraf) her yer sık bambu ve Rhododendron (ormangülü) ağaçlarıyla dolu, kuzeye bakan yamaçlar ise yüksek Himalaya platoları gibi sert bir iklime sahip. İkisi arasındaki keskin farkı ise Mardi Himal yürüyüşünde çıplak gözle göreceğiz.

Annapurna Sanctuary kuralları

Bamboo’ya girişteki bilgi tabelasında bazı uyarılar vardı. Annapurna Sanctuary sadece ekosistemi açısından değil Hindu ve Budistler için manevi olarak da özel bir yer. Bölgenin yerlisi olan Gurung halkı Machhapuchhre (Fish Tail) başta olmak üzere bu bölgeyi kutsal sayıyor. Buraya bufalo, dana, tavuk ve domuz eti sokmak yasak, keçi ve koyun eti serbest.

Bamboo'da güneşe yayılanlar

Bamboo köyünde hava çok güzeldi, sonunda güneş ışınları da vadiye girmeye başlamıştı. Burası yazın en uzun günlerinde bile maksimum 7 saat güneş alıyormuş. Güneşi görünce Bamboo köy meydanındaki masalara yayıldık, güneş gözlüklerimizi takıp sütlü çay söyledik. Keyfimiz çok yerindeydi, buraya da bayılmıştık. ABC’den dönüşte bir geceyi buraya denk getirmeye karar verdik.

Annapurna Sanctuary ekosistemi

Bamboo’dan sonra inişli çıkışlı 1 saat yürüyüşle Lower Dovan’a, bir yirmi dakika kadar tırmanarak da Upper Dovan‘a (2550 m) vardık. Saat 12:30’du, burada yemek molası verdik.

Upper Dovan girişi

Upper Dovan’dan çıkıp 45-50 dakika daha yürüyünce bir şelaleye geldik. Şelale manzarasına karşı ufak bir Shiva tapınağı yapılmış. Biz oradayken de büyük yeni bir tanesi yapılıyordu. Dua edip dilek dileyenlerin arasına karıştık. Dovan’dan itibaren artık hep Machhapuchhre (Fish Tail) manzarası eşliğinde gidiyorsunuz, Fish Tail de Shiva’nın evi olarak geçiyor.

Shiva tapınağı ve şelaleler

Şelaleden sonra dik basamaklar başladı. Yarım saat kadar tırmandığımızda Himalaya köyüne (2900 m) geldik. Saat henüz 15:00 bile olmamıştı. Devam etsek mi etmesek mi diye düşündük ama bir sonraki köy biraz uzak görünüyordu. Himalaya’da kalmaya karar verdik.

Himalaya köyü

Buraya da köy diyoruz ama yerleşik yaşayan yok gibi, 3 tane Tea House var. İki tanesiyle konuştuk, ikisi de odaya 600 NRP dedi. Himalaya Guest House‘un yemek salonu daha güzel görünüyordu, 500 NRP’ye anlaştık. Yüksek sezonda buralarda muhtemelen yer sorunu yaşanıyordur, biz yürürken bile zor sığıyordu tüm yürüyüşçüler.

Dağbaşındaki inanılmaz olanaklar

Bu Tea House’un menüsünde ilk defa standart menünün haricinde yemekler ve bir de ayrı cafe menüsü gördük. Hatta profesyonel kahve makinesi de vardı. Biz bunlara şaşırırken bir ara mutfağın kapısı açıldı baktık içeride aşçı pasta yapıyordu. Vay dedik pasta da mı var menüde? O kadar da değilmiş. Bu akşam buraya varacak olan bir yürüyüşçü için arkadaşları bir gün öncesinden sipariş etmiş doğum günü sürprizi olarak.

Sisler içinde Himalaya

Biz dışarıda birşeyler içerken bir anda hava soğudu ve acayip bir sis bastı. Saat daha 16:00 bile olmamıştı. Yine şanslı olduğumuza karar verdik. Resmen göz gözü görmüyordu. Bu arada bir gece önce gürültü yapan üniversite grubunun öncü birliği Himalaya’ya intikal etti. Baktık Tea House’larla teker teker konuşuyor, takip ettik nereyle anlaşacak diye. Bizimkiyle anlaşırsa (henüz odaya giriş de yapmamıştık) hiç odaya yerleşmeden başka yere geçecektik. Neyse ki hiçbiriyle anlaşamadı 🙂 Herhalde 3 Tea House’un hepsini toplasan o kadar kişinin kalacağı kadar yer çıkmamıştı. Bütün ekibin varmasını beklediler, sonra bir sonraki köye doğru mecburen devam ettiler. Bu sefer de üzüldük durumlarına, sisten patika bile görünmüyordu.

Annapurna Sanctuary sisler altında

Tea House’ta akşam yediğimiz yemekler güzeldi. Wifi ve şarj ücretli. Şarjımız vardı NTC hattımız çekiyordu, bunları almadık. Oda prefabrikti ama çok kötü değildi.

7.Gün | Himalaya-Annapurna Base Camp

🥾 10 km
🕒 7 saat

Sabah kalktığımızda planımız o gün Machhapuchhre Base Camp’e (MBC) kadar yürüyüp gece orada kalmak ve ABC’ye ertesi sabah gidip dönmekti. Gün içinde çok fazla irtifa artışı olacağından muhtemelen yol uzun sürecekti ve ABC’nin 4130 m rakımda çok soğuk olacağını düşünüyorduk, orada kalmak istemiyorduk.

Planımıza göre MBC‘ye sadece 6,5 km vardı, dolayısıyla aceleye gerek yoktu. Sabah Himalaya’da geniş geniş kahvaltı yaptık. Bu arada akşam son gelenlere yer kalmamış, taşıyıcıların toplu kaldıkları odaları boşaltmışlar yer açmak için. Onlar da yemek salonunda yatmış, geldiğimizde hala uyuyordu bazıları. Yüksek sezonda turistler için de odaları 4’lemek, yemek salonundaki divanlarda yatmak gibi durumlar çoğu Tea House’ta oldukça yaygınmış. Biz yüksek sezonda gitmediğimiz için denk gelmedik.

Himalaya'dan sonra coğrafyanın keskin değişimi

Saat 9’a doğru yürüyüşe başladık. Himalaya’dan sonra ağaçlar bir anda bitti, anladık ki Annapurna Sanctuary denen özel ekosistemden çıkmıştık. Her taraf bir anda kayalıklara döndü. Deurali‘ye (3200 m) kadar 1,5 saat tırmandık. Deurali’de birer kahve içtik. Tea House çalışanları Modi Khola’nın karşı yakasında yüksek bir kayaya yontulmuş dev bir Buda heykelini gösterdiler. Nihayet 10:40 gibi bulunduğumuz yere güneş ışınları gelmeye başladı.

Deurali girişi

Deurali’den MBC’ye gidiş bu rotanın en zorlandığımız kısmı oldu. 2,5 saat süren bu kısımda aslında birkaç yer dışında çok dik bir eğim yok, hatta uzun bir süre de nehir yatağından yürünüyor. Ama o kadar sert bir rüzgar vardı ki bir ara yüz felci geçireceğiz dedik. Yoruluyoruz mola vermek istiyoruz, veremiyoruz çünkü rüzgarda duramıyoruz. Arkasına saklanacak hiçbir şey yok falan. Sonunda MBC tabelasını gördüğümüzde derin bir oh çektik.

Modi Khola nehrini takip ediyoruz

En son bir dik tırmanıştan sonra MBC‘nin kendisi göründü. Burada 5 tane Tea House, Annapurna kurtarma merkezi ve helikopter pisti bulunuyor. Annapurna tırmanışı yapacak dağcılar helikopterle buraya kadar geliyor. Biz oradayken 3-4 kez helikopter gelip gitti, dağcı yoktu ama, zaten tırmanış sezonu değilmiş. Kurtarma merkezi de birkaç sene önce Kore Telekom tarafından kurulmuş. Bu bölgede drone ve uydu teknolojilerini geliştirmeyi hedefliyormuş.

Machhapuchhre Base Camp (MBC)

Machhapuchhre Base Camp aslında bir ana kamp değil, yani buradan Machhapuchhre’ye (Fish Tail) çıkılmıyor. Aslında Fish Tail‘e hiçbir yerden çıkılmıyor 🙂 Bu konuda farklı söylemler var: Fish Tail, Shiva‘nın evi olarak bilindiğinden kutsala saygı anlamında insanların ayak basmaması gerekiyormuş. Şu ana kadar Fish Tail’e sadece bir dağcı tırmanmaya yeltenmiş, o da kaybolmuş. Sonra Nepal devleti tarafından tırmanışa yasaklanmış bu dağ. Shiva’yı kızdırmamakta fayda var ama yasağın asıl sebebi zirvenin yapısı nedeniyle teknik olarak imkansız görülmesi.

Annapurna Kurtarma Merkezi, MBC

MBC’de Fish Tail’i her zaman gördüğünüzden farklı bir açıdan görüyorsunuz. Ordan bakınca balık kuyruğuna benzemiyor. Yine de çok zarif.

MBC'den Fish Tail manzarası

MBC dağ dibinde, etrafı hilal şeklinde en yüksek dağlarla çevrili görece korunaklı mütfiş bir konuma yerleşmiş. Doğuya bakıyorsunuz Fish Tail, batıya bakıyorsunuz Annapurna South ve Hiunchuli. Annapurna I buradan görünmüyor.

MBC'den Annapurna South manzarası

MBC’de kendimizi bir Tea House’un masalarına attık. Güneş var, rüzgar yok çok keyiflendik. 3700 m rakımdaki MBC’de her masada aynı konu konuşuluyor, herkes birbirine soruyordu: “Gece MBC’de mi kalacaksınız, ABC’de mi?” Kendimizi çok iyi hissediyorduk, irtifanın hiçbir etkisini görmemiştik. Ama genelde gece yüksekte kaldıktan sonra oluyormuş zaten, biz de bir önceki gece 3200 m’deydik yani pek yüksek sayılmaz. Yine de azıcık başımız bile ağrımıyordu, vücudumuzdan gelen sinyaller sorun yaşamayacağımızı söylüyordu. Daha önce Manaslu yürüyüşünde 4450 m’de uyumuştuk, kendimizi iyi hissetmemiştik ama daha da yukarı çıkmaya çalışana kadar da ciddi bir sorun yaşamamıştık. Artık kuralı biliyorduk, iyi hissetmiyorsan zorlama. Dolayısıyla ABC’de bir sıkıntı yaşamayacağımız belliydi. Bu arada Manaslu‘da yaşadıklarımızı henüz okumadıysanız şuradan buyrun:

Nepal | Manaslu Circuit yürüyüşü

Saat henüz 14:00’dı. Karar vermemiz gerekiyordu ama önce biraz keyif yapmamız gerekiyordu. Sütlü çay söyledik MBC’deki muhteşem manzaraya karşı. Snickers’la öğle yemeğini geçiştirdik. Bu arada Snickers bağımlısı olmuşuz farkında değiliz, Nepal’den döndükten sonra da bu alışkanlıklara devam edince 7-8 kilo aldık bir ara 🙂

Bu arada masalardaki insanların bir kısmı MBC’de kalmaya karar verdi, bir kısmı ABC’ye devam etti. İtalyan bir çift vardı birkaç gündür karşılaştığımız, onlar iyi hissetmiyordu kaldılar. Biz devam etmeye karar verdik.

ABC yolunda

MBC’den ABC’ye çıkış oldukça kolaymış. Yolda buzlanmış birkaç yer vardı, onun haricinde hafif bir eğimle yürünen kısa bir yol. 1 saat 45 dakika sonra 4130 m’de Annapurna Base Camp‘deydik. Tea House’ların olduğu yere çıkmadan Namaste ABC tabelasında bir fotoğraf çekelim dedik ama sıra vardı vazgeçtik.

Annapurna Base Camp (ABC)

ABC’de günün son ışıklarına yetişmiştik. Çok fazla sağa sola bakmadan ilk gözümüze kestirdiğimiz Tea House’a yerleştik: Annapurna Guest House. Oda için 600 NRP istedi, 500 NRP’ye bağladık. Odaların en küçüğü 4 kişilik, ama kalabalık yoktu biz ikimiz kaldık.

ABC'de dışarıda durmak zorlaşırken

Güneş gitmeye başladığında sert bir soğuk ve rüzgar geldi. Dışarıda zor duruluyordu. Ama gün batımında ana kampın manzarası müthişti, resmen dağlar üstünüze üstünüze geliyor. Biraz sarı-turuncuya dönen Annapurnaların güzelliğini izledik sonra yemek salonuna kaçtık.

ABC'de gün batımı

ABC’de hiçbir hat çekmiyor, ailemizi haberdar etmek için Wifi satın aldık. Elektrik güneş enerjisi, odalarda priz yok, yemek alanında şarj paralı. Biz satın almadık powerbankler bugünü de idare etti.

ABC'de yemek salonu

Yemek yedikten sonra erken saatte yattık. Ama yıldızlar ABC‘den muhteşem görünüyor, hayatımızda hiçbir yerde bu kadar çok yıldızı bir arada görmemiştik. Gece tuvalete gitmek için uyku tulumundan çıkıp dışarı gitmekse eziyetti. Hava dondurucu soğuktu.

Bu arada daha önce söylemiş miydik bilmiyoruz, bu tarz soğuklarda yatarken cep telefonu tarzı bataryalı cihazları daha sıcak bir yerde korumak gerekiyor yoksa cihaz iyon akışı yavaşladığı için bataryanın bittiğini zannediyor. Tam şarjlı telefonunuz -10 gibi derecelerde yarım saatte şarjım bitti diyip kapanıyor. Biz o yüzden 3500+ yerlerde geceleri telefonu, kamerayı vs uyku tulumunun içine alıyoruz.

8.Gün | ABC-Bamboo

🥾 14,5 km
🕒 7 saat

Sabah tabii ki erken kalkıp ABC’de gün doğumunu izlemedik 🙂 Biz kendimizi çözdük artık, sabah insanı değiliz. Bu gündoğumu manzaralarına asla yetişemiyoruz. O yüzden hiç kasmadık, sabah uykumuzu alıp öyle kalktık. Biz pijamalarla yemek salonunda kahvaltı yapıp pirelenirken baktık dünkü bıraktığımız İtalyanlar gelmiş. ABC’de gündoğumu manzarasına yetişmek için MBC’de sabah 4’te kalkmışlar. Heyecanla anlatıyorlardı, biz de biraz fazla uyuduğumuzu söyleyip sırıttık. Herkesin yoğurt yiyişi kendine sonuçta.

Bu arada yükseklikten kaynaklı sabah da hiçbir sorun yaşamadık. Başımız bile ağrımamıştı. Yalnız gece nasıl soğuk olduysa musluktan damlayan su lavaboda bir buz dikiti oluşturmuştu.

Lavabodaki dikit :)

Saat 9:10’da ABC’den çıkıp geri dönüş yoluna başladık. Şu meşhur ABC tabelasında fotoğraf çekelim artık dedik, baktık yine şarkı söyleyen kalabalık genç grupları. Hay TikTok’unuza! Mecbur sıra bekledik.

Nihayet şu tabelayı boş bulabildik

Tabelanın sağ tarafında Modi Khola nehir yatağı ve arkasında Annapurna I’i izledik. Annapurna I, dünyanın en yüksek 10.dağı (8091 m) değilmiş gibi diğerlerinin arasında daha mütavazi görünüyor, açısından kaynaklı.

Annapurna I (8091 m)

MBC‘ye iniş 45 dakika sürdü. Bir Tea House’ta oturup kahve içtik. 10:30’ta tekrar yola çıktık. MBC’den çıkarken alçak naylon seralar gördük. 3700 m’de yeşillik yetiştiriyorlar. Peru’da da 3500 m’de çilek yetiştiğini görmüştük. Buralar geceleri -15 dereceleri gören yerler hep, inanılmaz.

MBC'ye iniş
3700 m rakımda sera

Deurali‘ye 1 saat 20 dakikada, oradan da Himalaya’ya 50 dakikada ulaştık. Himalaya‘da yine bizim Tea House’a gittik. Kaldığımız zaman pizzaları gözümüze kestirmiştik zaten, şansa o sırada da bir masaya pizza geldi. Ama nasıl güzel görünüyor… Pizza sipariş etmeye çalıştık, 5 kişi daha sıradaymış pizzada. O kadar bekleyemeyecektik tabii, makarna ve sandviç istedik. Güneşin tadını çıkardık biraz.

Himalaya'da öğle yemeği

14:00 gibi tekrar yürüyüşe geçtik. 2 saat sonra Bamboo‘daydık. Zaten burada kalmayı planlamıştık. Üç Tea House’la konuştuktan sonra sevimli bir Gurung teyzenin işlettiği Buddha Guest House‘la anlaştık. Odaya 600 NRP istendi, 200 NRP’ye bağladık. Odada priz yok, yemek alanında var ücretsiz. Köyün içinde hatlar çekmiyor Wifi satın aldık. Köyün üst kısmında çok az NTC çekiyor.

Odamızın önünde akşam yemeği hazırlıkları
Bamboo'da akşam olurken

Akşam yemek salonunda seçim sonuçlarını izledik biraz. Nepal’in genel seçimleri 6 gün önce olmuştu, oylar da o zamandan beri sayılıyordu.

Tea House'ta TV'de Nepal seçimleri

9.Gün | Bamboo-Jhinu Danda

🥾 9,5 km
🕒 6,5 saat

Bamboo’da kahvaltıdan sonra Begüm dizinin üstüne düştü. Biraz ağrının geçmesini bekleyip 9 gibi yola çıktık. Vadi güneş almadığı için sabah yine epey soğuktu. Yavaş yavaş yürüyerek 2 saatte Upper Sinuwa‘ya geldik. Burada bir kahve molası verdik.

Sinuwa'da atlı adam

Bu yürüyüşte ilk defa yabancı turistten çok Nepallilerle karşılaştık. Bazıları aileler, bazıları öğrenciler. Öğrenci grupları genelde kalabalık oluyor, en az 10-15 kişi ve Nepal bayrağıyla yürüyorlar. Yürürken müzik açıyorlar bir de mutlaka. Bir grupla sohbet etmiştik, turizm öğrencileriydiler. Nepal’in ana gelir kaynağı dağ turizmi olduğu için bu öğrenciler de staj gibi yürüyüş rotalarını yürüyorlar. Çok akıcı İngilizce konuşuyorlar ve yaşlarından beklenmeyecek kadar kibarlar. Yalnız TikTok bağımlısılar 🙂

Chhomrong'a iniş

Bu arada Nepal’de İngilizce konuşmayan çok az. En azından Katmandu, Pokhara ve tüm yürüyüş rotalarında bu böyle. Dağ köylerinde karşılaştığınız küçük çocuklar dahil herkesle İngilizce konuşabilirsiniz.

Chhomrong'da yemek hazırlıkları

11:30’da Sinuwa’dan çıkıp 2 saat yürüyerek Chhomrong‘a geldik. Aşağı köy bölümü ile yukarı Tea House’ları ayıran kısımda büyük bir bakkal var, oradan Snickers aldık öğle yemeği niyetine. Dört gün önce giriş yaptığımız kontrol noktasından çıkış işlemlerimizi yaptık.

Chhomrong köyü

Kontrol noktasının olduğu yerde temiz içme suyu istasyonu da varmış. Biz filtrelerimiz sayesinde her suyu içebildiğimiz için daha önce dikkat etmemiştik ama Nepal’de yürüyüş rotalarında böyle olanaklar da var. Bu rotada Chhomrong haricinde Ghandruk, Jhinu ve Landruk’ta da varmış.

Gurung türbesi, Chhomrong

Chhomrong kontrol noktasını biraz geçince bir German Bakery gördük, yani pastane. Baktık güzel pastalar var, Snickers’dan vazgeçip direkt atladık. Americano söyledik, harika. Çikolatalı ve elmalı pasta söyledik müthiş. Gerçekten özlemişiz.

Pastalar kahveler <3

Buraya kadar geldiğimiz rotayı aynen geri dönmüştük, buradan itibarense Landruk’a gitmek için başka bir yola girecektik. ABC rotasını Ghandruk başlangıç ve sonuç olarak yapmak da mümkün ama bizce en azından son günü farklı yapmak adına Landruk‘a yönelmek daha mantıklı.

Chhomrong'dan Jhinu yönüne ayrılıyoruz

Chhromrong’u çıktıktan sonra günün bütün yokuşları bitti ve Jhinu Danda’ya kadar sert bir iniş başladı. Modi Khola nehri ve vadi manzaralı bir patika. Sık sık da katır sürüleri geçiyor.

Jhinu Danda yolundaki dayı

Jhinu‘da merkeze varmadan bir Tea House’ta bizim İtalyanları gördük, güzel de bir yere benziyordu orada kalmaya karar verdik. İsmi Gurung Cottage. Yine odaya 500 NRP istendi, 200 NRP’ye bağladık. Köyde Ncell ve NTC çekiyor. Odalarda priz yok ama yemek salonunda ücretsiz.

Jhinu'daki Tea House standart

İtalyan çiftle biraz sohbet ettik, sağlıklarının peki iyi olmadığını söylediler. Birisi 6 gündür kabızmış. Rehberleri de var onların, rehberleri “İsterseniz helikopter çağırıp kurtarma yapalım” vs diyor, onların da kafası karışmış. Bir an önce şehirde olmak da istiyorlar. Biz direkt kulak kesildik tabii. Yahu ertesi gün birkaç saat yürüyüp karayoluna ulaşacaklar, bir de kabız yani, tamam zor bir durum olabilir ama helikopter de değil yani! Biz Manaslu deneyimimizden hareketle çaktırmadan uyardık onları. Manaslu yazısını henüz okumadıysanız neden bahsettiğimizi bilmiyor olabilirsiniz, buyrun şurada:

Nepal | Manaslu Circuit yürüyüşü

10.Gün | Jhinu Danda-Landruk

🥾 6 km
🕒 4 saat

Jhinu Danda’da sıcak su kaynakları var. Turistik olarak pazarlanan bir sıcak su havuzu da var ama yorumlarından gördüğümüz kadarıyla biraz hayal kırıklığı. O yüzden hiç tenezzül etmedik. O gün yarım günlük yolumuz vardı ve rotayı Landruk’ta bitirecektik.

Jhinu köyü

Jhinu‘dan 8:30’ta çıktık. Köyden indikten sonra çok uzun bir asma köprüyle karşılaştık. 287 metrelik bu çelik yaya asma köprüsü Jhinu’yu Samrung‘a bağlıyor. Çok uzun bir köprüydü gerçekten, ama en uzunu değilmiş. Dünyanın en uzun yaya asma köprüsü de Nepal’de ve 567 metreymiş.

Jhinu-Samrung köprüsü

Jhinu köprüsü uzunluğunu tolere edebilmek için ortasından da çelik halatlarla çapraz kıyılara sabitlenmiş. Yine de geçerken rüzgarı ciddi hissediyorsunuz.

Jhinu-Samrung köprüsü

Köprüden ve Samrung köyünden geçtikten sonra bir süre daha devam edip New Bridge‘e geldik ve burada bir Tea House’ta kahve molası verdik. Bu arada sabahtan beri bizimle aynı yöne yürüyen kimseyle karşılaşmamıştık. Tersi yönde yani Landruk’tan Jhinu’ya doğru yürüyen de sadece iki çifte denk gelmiştik. Yani bu rotayı Landruk başlangıç ya da bitişli yapmak galiba çok yaygın değil.

New Bridge'de mola

New Bridge’den sonra patika nehir kıyısına indi ve epey eski ve kırık dökük bir köprüden karşıya geçtik. Karşı kıyıda yolumuz bir süre şaşırtıcı şekilde düz bir kırda devam etti. Sonra bir anda Shire gibi bir köye geldik. Bir yanında nehir akıyor, her taraf çimenler çiçekler, arkası ormanlık, uzaklarda Himalayaların silüetleri… Bu köyün adı Himal Pani.

Himal Pani girişindeki değirmen

Köyün girişinde geleneksel bir su değirmeninde bir amca un öğütüyordu. Gittik bize içeriyi gösterdi. Sonra köy meydanında gençler gördük, ağ örüyorlardı. Nehirden balık tutacaklarmış. Gerçekten masal köyü gibiydi. Burada iki tane de Tea House var.

Himal Pani köyü

Himal Pani‘den sonra hafif bir yokuşla Landruk’a kadar geldik. Sadece Landruk girişi öncesi kısa bir dik bölüm var. Daha önceden araştırdığımız kadarıyla Landruk da büyükçe bir kasabaydı ve biz Mardi Himal yürüyüşüne başlamadan önce burada bir belki de iki gece dinleniriz diye düşünmüştük.

Landruk

Landruk‘a girdiğimizde henüz öğlen bile olmamıştı. Köy bir yamaçta kurulu, en aşağıda sevimli bir bahçesi olan bir yer gördük. Oturup bir kahve içelim sonra Landruk’a bakar nerede kalacağımıza karar veririz dedik. Bizde illa köyün en üstüne çıkıp orda kalma hastalığı var ya. Kahve-snickers molasından sonra yukarıya tırmanıp tüm Landruk’u gezdik.

Landruk

Landruk tahminimizden küçük bir köymüş. 2 gün kalınacak bir yer pek değil. Zaten saat de çok erken, bütün gün zaten dinleniriz, bir gün daha kalmaya gerek yok diye düşündük. Köyün merkezi yukarıda. Buradan Pokhara‘ya jeeplerin kalktığı bir yer var. Onun haricinde normal köy evleri, bahçeler var. Bir evde o gün düğün vardı, kapıdan biraz gördük. Bir de 7-8 tane Tea House var. Yalnız Tea House‘ların hepsi çok derbeder görünüyordu. İki yerin önünden geçerken Tea House’takiler çıkıp “Yemek yerseniz oda bedava” tarzı şeyler söylediler.

Landruk

Bizim o gün kesin iyi dinleneceğimiz, güzelce duş alıp tüm kirlileri yıkayabileceğimiz rahat bir yerde kalmamız gerekiyordu. İlk kahve içtiğimiz yer en iyisiydi. İsmi Hotel Himalayan Front. Oda için 300 NRP istedi, 200’e anlaştık. Odanın içinde WC var. Dışarıda sıcak duş var ücretsiz. Priz yemek salonunda ama ücretsiz. Wifi’a da ücret istemediler. Bu arada köyde Ncell ve NTC de çekiyor.

Hotel Himalayan Front ve bizim çamaşırlar

6 gün sonra ilk kez duş yaptık, hem de sıcacık. Tüm çamaşırları yıkayıp astık, öyle çokmuş ki bütün bahçeyi kapladı. Odalar da bahçe de çok güzel. Gerçekten tatlı bir yerdi. Buraya Tea House demiyoruz çünkü tam o konseptte değil. Bir kere odada tuvalet var, yataklar çarşaflar da tertemiz. Pansiyon demek daha doğru.

Yemek alanı

Buranın yemekleri de çok iyiydi bu arada. Klasik Tea House menüsüne eklemeler yapmışlar. Rastgele de yapılmıyor yemekler, aşçı gerçekten uğraşıyor gördük. Ne yediysek çok lezzetliydi, fiyatlar da Tea House’larla aynı.

Ertesi gün Mardi Himal yürüyüşüne başlayacaktık. Gece güzel bir uyku çektik. Mardi Himal yürüyüşümüzü şu yazıdan okuyabilirsiniz:

Nepal | Mardi Himal yürüyüşü

Bu rotayı yapacaklara öneriler

  • ABC rotası bağımsız yürümesi çok rahat bir rota, Restricted Area izinleri gerektirmiyor, ayrıca rota çok iyi işaretli dolayısıyla rehber ya da tura ihtiyaç yok.
  • Biraz daha yükseğe çıkması haricinde Poon Hill ayarında bir rota, zor değil. Keyfini çıkararak kendi temponuza göre yürüyebilirsiniz.
  • Duş yapabilecek olanaklar var, havlu taşıyabilirsiniz. Temiz yataklar yok, uyku tulumu mutlaka taşımalısınız.
  • Oldukça kalabalık bir rota. Yüksek sezonda Tea House’larda yer kapmak için varış noktasına hızlı varmanızı, ya da kalabalık odalarda yatmanızı gerektirebilir.
  • Rota yerli turistler ve turizm öğrencileri arasında da çok popüler. Genç Nepallilerle sohbet etmek zevkli olsa da kalacağınız yerde gece gürültüden hoşlanmıyorsanız kalabalık grupların kaldığı Tea House’larda kalmamaya dikkat edin.
  • Yükseklik hastalığı açısından kendinize güvenmiyorsanız ABC yerine MBC’de geceleyip sabah ABC’ye gidip dönmeyi tercih edebilirsiniz.

Poon Hill yürüyüşü, Pokhara’ya yolu düşenler için en popüler yürüyüş. 3 günlük rota, şehre 1,5 saat uzaklıktaki Nayapul kasabasından başlıyor; Ulleri, Ghorepani, Tadapani kasabalarından geçerek Ghandruk’ta sonlanıyor. Ters yönde de yürünebilir.

Download file: poonhill.gpx

Rotayı GPX formatında indirmek için üstteki bağlantıya sağ tıklayıp “Save link as” diye kaydedin.

Rotanın maksimum rakımı 3210 metredeki manzara noktası Poon Hill, dolayısıyla bu bir yüksek irtifa yürüyüşü değil. Hem rotanın kısalığı hem güzelliği hem de yüksek irtifaya çıkmaması sebebiyle bu kadar popüler olabilir. Fakat yine de kır gezmesi ayarında bir yürüyüş düşünmeyin. Aksine ilk gün ciddi dik bir profili var rotanın.

Yine rotanın popülerliğiyle alakalı: konaklama ve yeme-içme olanakları şehir ayarında. Baya lüks bir trekking deneyimi denebilir. Tea House’larda sıcak duş, internet, menülerde çeşit çeşit yemek… hiç sıkıntı çekilmiyor.

Gelelim günlüklerimize…

1.Gün | Pokhara-Nayapul-Ulleri

🚌 1,5 saat

🥾 11 km
🕒 6 saat

Poon Hill yürüyüşü Nayapul kasabasına gitmek için Baglung Bus Park’tan kalkan otobüsler kullanılıyor. 19 Kasım günü sabah erkenden kalktık. Fazlalık eşyalarımızı Pokhara’da kaldığımız hostele emanet edip taksi çağırdık. Bu kez çantalarımızı epey hafifletmiştik, yiyecek vs almamıştık. Baglung Bus Park‘a taksiyle 10 dakika yol 500 NRP tuttu.

Saat 07:00’da otobüs kalktı. Otobüste bizden başka yabancı yoktu, galiba turistler çoğunlukla jeep kullanıyor bu yol için. Ama hiç gerek yok, yol kısa ve sıkıntısız bir yol. Otobüslere kişi başı 200 NRP verdik. Yolda kısa bir kahvaltı molası verildi, 08:45’te Nayapul girişinde indik.

Nayapul otobüsü

İndiğimiz yerde bir bakkal vardı, burada kahve içip biraz oyalandık. Sabah sabah afyonumuz patlamamıştı, kahvaltı da yapmamıştık ama bakkalda bizlik birşey yoktu. Yolda nasolsa buluruz diye düşündük ve 09:30’da yürüyüşe başladık. Nayapul 1070 m rakımda.

Nayapul birkaç yürüyüşün ortak başlangıç noktası

Nayapul’dan yarım saat kadar toprak yoldan yürüyerek Birethanti‘ye vardık. Çok şirin bir kasaba gerçekten. Minik taş evler, renkli çerçeveler, dar sokaklar, çiçekler, hayvanlar… Rotanın ilk kontrol noktası burada bulunuyor. ACAP belgelerimizi gösterdik ve Annapurna koruma alanına resmi olarak giriş yaptık.

Birethanti kasabası

Bakkal araya araya yola devam edip saat 11:00 gibi nihayet açık bir lokantaya denk geldik. Omlet ve birkaç günlük bir ekmek yedik, zaten başka seçenek yoktu. Oradan kalkıp 10 dakika daha devam edince Lamdawali diye bir yere geldik, orada daha düzgün yerler varmış aslında.

Kucak seven keçi

Hafif bir yokuşla Hile köyüne kadar geldik. Yolda geçtiğimiz tarım alanlarını yukarıdan gören bir yerde oturduk. Saat 13:15 idi. Karşıdaki Tea House’tan kahve ve snickers söyledik. Adamla biraz muhabbet ettik. Az ileride Tikhedunga köyü var. Oraya kadar araç yolu geliyormuş arkadan bir yerden, Pokhara’dan direkt buraya da gelinebiliyormuş. Sonrasına ise araçla gidilmiyor.

Hile'de kahve molası

Tikhedunga‘dan sonra duvar gibi merdivenlerle çok sert bir eğim başladı. Ulleri’ye kadar sadece 3 km var ama hepsi basamaklar, çık çık bitmedi. Ama patika da nasıl güzel: uzun uzun tropikal ağaçlar, her yerden akan sular, ara ara minik evler ve bahçeler.

Tikhedunga köyü
Ulleri'nin zulüm basamakları

Nihayet Ulleri köyüne girdiğimizde saat 15:30’du. Ulleri’nin rakımı 2020 m. Tea House’lara dışardan baka baka köyün en üstüne kadar çıktık ve en sondaki bir yeri beğendik: Nice View Hotel. Bu rotada köylerdeki Tea House’ların isimleri hep aynı Nice View, Super View, Hill Top, Majestik… ve bunların türevleri. Yani acaba aynı akrabaların farklı köylerde kurdukları Tea House zinciri midir bunlar nedir bilemedik.

Ulleri köyü

Nice View adlı Tea House’ta beğendiğimiz şey güneşli terası ve sakin olmasıydı. Yürüyüşçülerin çoğu köye kendini atar atmaz yakınlardaki yerlere yerleşmişlerdi, buraya kadar çıkan az olmuştu. Bizim haricimizde sadece 1 çift ve onların rehberi vardı.

Oda için 500 NRP istediler, 200 NRP‘ye anlaştık. Tursuz rehbersiz bağımsız gidilen yürüyüşlerde Tea House’larla pazarlık yapılması doğal karşılanıyor. Akşam yemeği ve sabah kahvaltısını da orada yiyeceğinizi söylediğinizde fiyatı düşürüyorlar. Hatta siz söylemeden onlar söyleyerek de indirim teklifi yapabiliyorlar.

Ulleri Nice View Hotel

Tea House’taki odamız Annapurna South (güney zirvesi) ve köyün futbol sahasına bakıyordu, ferahtı, yatak tertemizdi. Ortak tuvalet ve duş da çok temizdi. Sıcak su vardı, direkt kendimizi duşa attık.

Odamızın manzaraları

Duştan çıkınca hala güneş alan terasa yerleştik ve sütlü çay söyledik. Annapurna South’u ve köydeki akşam hazırlıklarını izliyorduk. Keyfimize diyecek yoktu.

Güneş gidince hava hızla soğudu, yemek salonuna kaçtık. Tea House’ta wifi vardı, ücretsizdi ve çalışıyordu. Odada priz yoktu ama yemek salonundaki prizler ücretsizdi. Manaslu’dan sonra herşey bize süper lüks geliyordu. Bu rotada akşam yediğimiz yemekler genel olarak iyi yemeklerdi Manaslu’ya kıyasla. Menüler ise çoğunlukla yine aynı: Dal Bhat, makarna, çorba, sabah için omlet, ekmek, pişi gibi.

Tea House adisyonu

2.Gün | Ulleri-Poon Hill-Ghorepani

🥾 10,5 km
🕒 7,5 saat

Sabah acele etmeden kalkıp kahvaltı yaptık, 08:30 gibi çıktık. Bugün Nepal’in genel seçim günü, acaba her yer kapalı mı olur diye düşünüyorduk ama alakası yoktu. Bu turistik köylerde hayat normal akışında devam ediyordu.

Ulleri'den çıkışta Hiunchuli manzarası

1 saat kadar yürüdükten sonra Ban Thanti‘ye geldik, buradan Machhapuchhre (Fish Tail) zirvesi görünmeye başladı. Manzaralı bir noktada taze meyve suyu sıkan bir bakkal gördük. Elma suyu içip biraz dinlendik.

Ulleri-Ghorepani yolu

Patika hep inişli çıkışlı, sık ağaçlar arasından ilerledi. 11:30 gibi Nangethanti köyüne girmeden bir lokantada durup kahve söyledik, çantamızdaki kuru üzümlerle yedik. Biz otururken Güney Koreli lise grubu büyük bir tantanayla ortama intikal etti. Bu grubu ilk birkaç saat önce görmüştük: 50 tane liseli, başlarında iki tane öğretmenleri ve bir Nepalli rehberleri ile köy meydanında askeri komutlarla kültür-fizik hareketleri tabir edilebilecek birşeyler yapıyorlardı. Görür görmez bunlar gece nerede kalacaksa tespit edip orada kalmamamız lazım demiştik. Lokantada gençler oflayıp pufluyor, bir kısmı yerlere yatıyor, bir kısmı ayaklarını sarıyordu. Nepal’de dağ yürüyüşlerine okul gezisi yaptırmak iyi cesaret diye düşündük, öğretmenlerini ve velilerini takdir ettik. Gençlerden birkaçı gelip nereli olduğumuzu sordu, sırayla bizimle fotoğraf çektirdi. Ama olayın bizimle alakası yok biliyoruz, tamamen Korelilerin başka ülkelere karşı abartılı ilgileriyle alakalı. Biri de gelip “Türkiye, Afyon, kaymak çok iyi” dedi, şok olduk. Koreli 16 yaşında çocuk ne alaka Afyon kaymağı? Biz de “Squid Games” dedik karşılığında, Koreyle ilgili aklımıza bir tek o geldi çünkü o anda 🙂

Nangethanti öncesi lokanta

Tekrar yola çıktık. Yol kenarında bir çeşmede bir köpek sevdik, peşimize takıldı. Ghorepani girişinde yine bir kontrol noktası var. ACAP belgelerimiz burada tekrar işlendi. Kasaba 2750 m rakımdan başlıyor. Giriş kısmında bir miktar Tea House ve cafe var, ama esas büyük yerleşim yukarıda.

Ghorepani kapısı
ACAP belgelerimiz işleniyor

Kasabanın en yüksekteki ve Poon Hill’e en yakın yerindeki bir Tea House’ta kalmak istiyorduk çünkü Poon Hill’de sabah gündoğumu izlemeye gidiliyor, ne kadar yakın olsak o kadar kolay olur diyorduk. Haritada kasabadan bağımsız Poon Hill yolunda bir otel olduğu görünüyordu, ona doğru tırmanmaya başladık. Baktık köpek de geliyor, dağ başına gitmesin kasabaya gitsin diye uğraştık ama gitmedi.

Aşağı Ghorepani kasabası

Epey bir basamak çıktıktan sonra haritadaki konuma geldik ama otel motel yok. Burası Poon Hill‘in giriş kapısındaki bilet gişesiymiş, biri otel diye işaretlemiş. Baya sövdük kendisine.

Poon Hill bilet gişesinde Nuri ve inatçı köpek

Madem kapıya kadar geldik, tekrar kasabaya inmeyelim, Poon Hill’i de bugün görelim dedik. Sırt çantalarımızı gişe memuruna emanet ettik. Kişi başı 150 NRP biletlerimizi alıp tepeye çıkmaya başladık. Epey dik basamaklarla devam eden patika, sonunda en tepede bir düzlüğe açıldı. Burada geniş bir seyir terası ve bir gözlem kulesi var.

Poon Hill, 3210 m

Sabah burada gündoğumu izlemeye geliniyor çünkü güneş dağların arkasından doğuyor. Ama gittiğimiz saatte de güzeldi. Biz zaten ertesi güne bıraksak kesin gündoğumuna yetişemezdik, yani iyi oldu aslında akşama doğru gitmemiz.

Soldan sağa: Nilgiri, Annapurna, Annapurna South, Hiunchuli, Fish Tail

Poon Hill düzlüğü 3210 m rakımda. Oldukça geniş açıyla bir sürü dağı görüyorsunuz: Fish Tail, Annapurna zirveleri, Dhaulagiri zirveleri… Poon Hill sabahları çok kalabalık oluyormuş, herkes fotoğraf çekerken sıraya giriyormuş falan. O saatte ise süperdi, bizim haricimizde sadece 4 kişi vardı.

Poon Hill'den görünebilen bütün dağlar

Bu arada köpek son iki saattir bizimle beraberdi ve yaklaşık 700 metre tırmanış yapmıştı. Kuruyemiş verdik yemedi, su verdik içmedi. Tamamen gönül işiydi belli ki 🙂 Güneş tepenin arkasına dönünce hava soğudu, artık Ghorepani’ye gidip kendimize kalacak bir yer bulmamız gerekiyordu. Köpeği çağırdık gelmedi, diğer yürüyüşçülere emanet edip inişe geçtik.

Ghorepani Hotel Nice View Point

Saat 16:00’yı biraz geçerken yukarı Ghorepani‘ye vardık. Kasabanın güzel dağ manzaralı kısmını tespit edip Tea House’ları gezmeye başladık. Hotel Nice View Point adlı çok hoş ve büyük bir Tea House bulduk. Yine iki kişilik odaya 500 NRP istendi, 300 NRP‘ye anlaştık. Ücretsiz Wifi var, odanın içinde priz var. Ortak duş ve tuvaleti temiz.

Odamız ve acayip manzarası

Odamız bir Tea House’ta kaldığımız en iyi odalardan biriydi. İki yanı pencereli köşe bir odaydı ve iki cepheden de başka başka müthiş dağlar görünüyordu. Neredeyse Poon Hill’den görünen tüm dağlar bizim odadaydı. Dahası, günbatımında yumuşak akşam güneşi tam karşıdan dağlara vuruyor, zirveler sarı-turuncu alev almış gibi müthiş görünüyordu. Odada yataklar da temizdi.

Annapurnalar ve akşam güneşi

Birkaç parça çamaşır yıkadık. Yemek salonunda büyük bir soba kuruluydu, oraya astık. Akşam yemeğimizi yedik, herkesle birlikte salonda Dünya Kupası açılış seromonisini izledik televizyondan.

Yemek salonunda soba başı

3.Gün | Ghorepani-Ghandruk

🥾 14 km
🕒 8 saat

Sabah 7’de kalktık ve yine inanılmaz bir manzarayla karşılaştık. Bir kez daha kaldığımız yere bayıldık.

Gözünü açamadan manzaraya koşanlar

Kahvaltı yaptıktan sonra hemen çıkamadık, epey çay kahve içip manzarayı izledik. Zaten acelemiz de yoktu, bugün yavaş yavaş Ghandruk’a gidecektik. Orada iki gece kalmayı planlıyorduk, geç gitsek de olurdu.

Bazı yerlerde iplere dallar ve çiçekler dizilmiş

08:30’da yürüyüşe başladık. 1 saatlik tırmanışla Deurali geçidine geldik. Burası aşağı yukarı Poon Hill ile aynı rakımda: 3200 m. Geçitte genişçe bir düzlük var, buradan 360 derece görüş açınız oluyor, yine her yanınız zirveler. Bir süre burada çok sayıda insanla beraber fotoğraf çekme yarışına girdik.

Deurali geçidi

Sonra Deurali köyüne iniliyor, orada bir mola verip sütlü çay içtik. Moladan 11:30 gibi kalkıp Tadapani’ye doğru yola koyulduk.

Ghorepani-Tadapani patikası

Burada orman içi sık ağaçlar ve şelalelerle dolu harika bir patikadan dik iniş yapılıyor, bazı kısımlar yosunlu ve kaygan. İnişin ardından Tadapani köyüne çıkarken yarım saatlik bir dik çıkış var.

Fish Tail ve bayraklar

13:30 sularında Tadapani köyüne girdik. Bu köy Fish Tail’e cepheden bakıyor, güzel bir manzarası var. İlk defa öğle yemeği yemeye karar verdik. Bir Tea House’a girerek yemek sipariş ettik, kendi aramızda konuşurken Nepalli kız “Türk müsünüz?” diye sordu. Biraz Türkçe anlıyormuş. Yine bir şaşırdık, ne alaka dedik.

Tadapani köyü

Türkiye’den Nepal’e giden turist çok değil, gidenler de zaten pek yürüyüş peşinde değil bildiğimiz kadarıyla. Hatta Tea House’larda başka yürüyüşçülerle tanıştığımızda en çok söylenen şey bu oluyordu, “Neden yürüyüşlerde hiç Türklerle karşılaşmıyoruz?” Aslında yok değil ama az, biz de oradayken hiç karşılaşmadık. Halbuki Hollandalılar, Belçikalılar, Fransızlar, Almanlar, İtalyanlar, İspanyollar hatta İsraillilerle devamlı karşılaşıyoruz. Bizim tatil kültürümüzle ilişkili bir mesele. Her neyse, Nepalli kız da “burada hiç Türk görmedim” dedi. E Türkçe’yi nereden anlıyor? Türk dizilerini çok seviyormuş, artık altyazısız izleyip anlıyormuş.“Burak’ı yakından gördünüz mü hiç?” dedi, Burak Özçivit‘ten bahsediyor. İkinci bir Peru vakası daha. Peru’da da önüne gelen bize Fatmagül’ü soruyordu. Dünyaya açıla açıla bu şekilde açılmış olmamız enteresan. Burak Özçivit, Kıvanç Tatlıtuğ, Beren Saat bu sanatçılar ne kadar 3. dünya ülkelerine seyahat ediyorlar bilmiyoruz ama gittiklerinde iddia ediyoruz sokakta yürüyemezler fotoğraf çektirmekten.

Tadapani'de öğle yemeği. Sular musluktan, filtremiz sağolsun

Yemek yiyip kahve içip 14:30 gibi tekrar yola düştük. Yaklaşık 2 saat salına salına orman içinde patikadan yürüyerek sonunda Ghandruk kasabasına vardık.

Tadapani-Ghandruk patikası

Kasabanın hemen girişinde çok güzel bir yer gördük. Harika manzarası, yemyeşil çimenleri, çiçekleriyle huzur içinde görünüyordu. Hiç başka yere bakmadan kalmak için direkt oraya yöneldik: Ghandruk Guest House.

Önce fiyat sorduk. Gecelik 2000 NRP olduğunu duyunca şaşırdık, pazarlık yapmaya çalıştık, ama burası bir Tea House değildi. Zaten görevli bize bir oda gösterdi, hemen durumu anladık: Bahçeye açılan tatlı bir oda, bahçede full manzara, odanın içinde on numara duş tuvalet, yatak, havulalar vs herşey otel usülü. Yine de 2 gün kalmak istediğimizi söylediğimizde ufak bir indirim yaptılar, gecelik 1500 NRP‘ye anlaştık. Ghandruk çok büyük bir kasaba, her türlü seçenek var, ama gidenlere hiç sorgulamadan burada kalmalarını öneririz. İnanılmaz güzel bir yer. Hayatımızda kaldığımız en güzel yerlerden biriydi.

Ghandruk Guest House'un odaları <3

Ghandruk Guest House’un restoranı da çok başarılı. Nepal’de yediğimiz en lezzetli yiyecekleri burada yedik. Minicik 4 masalık bir yer, sevimli mi sevimli. Yemeklerin hepsi taze pişiyor. Fiyatlar ise Tea House menülerinin ayarında. Çok güzel soğanlı domates salatası yapıyorlar bu arada, giderseniz.

Akşam yemeği

4.Gün | Ghandruk (off günü)

Poon Hill rotasını bir önceki gün tamamlamıştık. Başka bir şeyle birleştirmiyorsanız Poon Hill rotası Ghandruk’ta bitiyor, oradan otobüsle Pokhara’ya dönüyorsunuz. Biz bu rotayı Annapurna Base Camp (ABC) yürüyüşüne bağlayacaktık o yüzden hazır güzel rahat bir kasaba bulmuşken burada bir dinlenelim ve yenilenelim dedik.

Sabah rahat rahat uyuyalım dediysek de alışkanlıkla 7:30’ta kalktık. Otelin bahçesinde yayıla yayıla kahvaltımızı yaptık. Kahvaltı ürünleri de çok lezzetli bu arada. Bahçe günlük güneşlikti, tam karşımızda Fish Tail ve Annapurna’ları izliyorduk. Aşırı keyfimiz yerindeydi.

Ghandruk Guest House bahçesinde sabah

Ghandruk oldukça büyük bir kasaba ve yürüyüş haricinde de özellikle yerli turistler arasında çok popüler bir yer. Bütün çamaşırlarımızı yıkayıp astıktan sonra kasabayı gezmeye çıktık. Yamaçta kurulmuş güzel bir kasaba. 2012 m rakımda görece ılıman bir iklimi var. Her yeri ağaçlık. Sokak sokak her yerini gezdik.

Ghandruk kasabası

Ghandruk’un çoğunluğu Nepal’deki etnik gruplardan Gurung halkından oluşuyor. Gurunglar Tibet kökenli, halkın ismi de Tibetçe çiftçi demek olan grong kelimesinden geliyormuş. Çoğunluğu Budist inanca sahip. Ghandruk merkezinde küçük özel bir müze de var: Gurung Müzesi. Burada Gurung kültürünü anlatan fotoğraflar, müzik aletleri ve kıyafetler bulunuyor. Ayrıca kasabada birkaç yerde Gurung kıyafetleri kiralanıyor, bunları giyip fotoğraf çektirebiliyorsunuz. Şehirli Nepalliler arasında popüler bir etkinlik.

Gurung müzesi
Geleneksel Gurung kıyafetleriyle yerli turistler

Kasabanın ortasında bir Budist manastırı var. Aşağı tarafta bir ACAP ofisi var ama turistlere yönelik değil, kültür müdürlüğü tarzında bir yer. Yine de merak edip girip odaları kurcaladık 🙂

Ghandruk Budist manastırı

Bankaların olduğu bayraklı bir sokak var orada kahveci bile var. Biz geçerken gördük, yürüyüp en son buraya gelelim dedik o arada kapatmış gitmiş elektrik kesilince. Böylece 2 haftalık yürüyüşte bir kere granül olmayan bir kahve içecektik o şansımızı da kaçırdık. Bari dedik tatlı yiyelim, onu başardık. Sakura Hotel diye bir yerin içinde German Bakery var, güzel tatlılar yapıyor. Bu arada Nepal’de bu tip tatlı yapan her yere German Bakery deniyor nedense, şaşırmayın.

Ghandruk sokakları ve oyun oynayan esnaf

Ghandruk kasabası Taş Kasaba olarak da tanınıyor ve buradaki geleneksel taş kiremit çatılı yapılarıyla ünlü. Bunlar füme rengi ince tek parça taşlar. Kasabanın girişinde bu tip çatılı evleri arkada dağ manzarasıyla görebileceğiniz bir manzara noktası var, kasabanın kartpostal görüntüleri oradan.

Ghandruk'un taş çatıları

Yine kasabanın girişinde Brejmeshwor Barah Mandir isimli bir tapınak görünüyordu haritada. Ghandruk’ta eksik bıraktığımız bir şey olmasın diye oraya da gittik. Ana yoldan girişi çok güzel görünüyor, bir sürü basamak ormanın içine doğru çıkıyor. Üşenmedik çıktık ama tapınağın kendisinin bir numarası yok. Minicik türbe gibi bir yer.

Brejmeshwor Barah tapınağının merdivenleri

Ghandruk’u iki kere tavaf ettikten sonra yine otelimize geldik. Ghandruk‘un en güzel manzarasının bizim otelde olduğuna karar verdik. Bugünün off günü olmasının şerefine akşam güneşinde bira ve patlamış mısır yaptık güzel manzaraya karşı.

Avrupalı turist mode on

Akşam da yine otelin şirin restoranında yemek yiyip temiz çamaşırlarımızı da toplayarak ertesi gün başlayacağımız ABC rotası için güzelce bir dinlendik. ABC yazısı şurada:

Nepal | Annapurna Base Camp yürüyüşü

Bu rotayı yapacaklara öneriler

  • Poon Hill rotasını Nayapul->Ghandruk yönünde (bizim yaptığımız gibi) yapabileceğiniz gibi Ghandruk->Nayapul şeklinde ters yönde de yapabilirsiniz.
  • Bu rotayı başka bir yere devam ettirmeyecekseniz sadece Poon Hill rotası için uyku tulumu gerekmiyor. Tea House’ların olanakları çok iyi, yataklar temiz.
  • Yine sadece bu rotayı yapacaklar için: Her kasabada Wifi var. Ayrıca bir Nepal hattına ihtiyacınız yok. Bütün rota boyunca Ncell ve NTC de çekiyor bu arada.
  • Poon Hill seyir yerine bizce sabah değil akşamüstü çıkın. Günbatımı ışıkları çok güzel.
  • Bu yürüyüş kesmediyse bitirdiğiniz yerden ABC veya Mardi Himal rotasına devam edin.

Annapurna sıradağları bölgesinde yapılabilecek farklı farklı birçok uzunlu kısalı yürüyürüşler var. Annapurna Circuit bunların başlıcası. Dinlenmesiz en az 15 gün süren, 5416 metre rakıma çıkılan bu ünlü yürüyüş Everest Base Camp ile beraber Nepal’deki en popüler yürüyüş rotalarından. Ama Annapurna Circuit düşünmüyorsanız bile hala Annapurnaların keyfini çıkarabileceğiniz üç görece kolay rota var:

  • Poon Hill (3 gün)
  • Annapurna Base Camp (8 gün)
  • Mardi Himal (7 gün)

Başta Poon Hill olmak üzere 3 rota da kalabalık rotalar. Bunların hiçbiri için rehber-tur gibi bir zorunluluk olmaması, başlangıç noktasına ulaşımın kolaylığı, konaklama seçeneklerinin çokluğu ve maksimum rakımın 4200 m‘den yukarı çıkmaması sebebiyle yerli yabancı pek çok ziyaretçi bu rotaları yürümeye çekinmiyor.

Her üç rotanın da zorluk derecesi: orta

Bu rotalar başlangıç-bitiş noktalarından birbirlerine yakınlar. Dolayısıyla iki rotayı birleştirerek yürüyen de çok:

  • Poon Hill + Annapurna Base Camp (ABC)
  • Poon Hill + Mardi Himal

Üçünü birleştirmek ise hiç yaygın değil 🙂 Biz Nepal’den gitmeden önce görebildiğimiz kadar çok görelim istediğimizden üç rotanın üçünü de yürümek istedik. Bunları ayırıp Annapurna koruma alanına giriş çıkış yapmak da istemedik çünkü o durumda tek ACAP izni yetmeyecekti, diğer giriş için tekrar almak gerekecekti.

O yüzden bir sefer Annapurna koruma alanına girdikten sonra hiç çıkmayarak üç rotayı da tamamlayabileceğimiz 2 haftalık bir yürüyüş planı çizdik kendimize. ABC rotasını Landruk’a uzatıp oradan Mardi Himal rotasındaki Forest Camp’e bağlandık. Modifiye ettiğimiz kısımda 1 gün boyunca hiçbir yürüyüşçüyle karşılaşmadık o yüzden bu tarz bir birleştirme yapan hiç olmuyor diye düşünüyoruz.

Yine de totalde güzel bir rota oldu. Komoot‘ta çizdiğimiz 3 rotanın birleşmiş halini aşağıdan görebilirsiniz. Rotayı GPX formatında indirmek için alttaki bağlantıya sağ tıklayıp “Save link as” diye kaydedin.

Download file: PoonHill_ABC_MardiHimal.gpx

Bu yürüyüşlerin güzel kısmı birçok farklı coğrafi özellikleri olan yerleri bir arada barındırıyor olması. Sık tropikal ormanlar, basamaklı orman içi patikalar, köprüler, tarım terasları, heybetli dağları hem yakından görmek, hem uzaktan çok geniş açılardan görmek, sisli ormanlar ve bulutların üzerindeki patikalar… Yani birbirinden çok farklı ve birbirinden güzel manzalarla dolu.

Kötü kısmı ise bu rotaların popülerliği. Yılın birkaç ay dışında her zamanı günde yüzlerce ziyaretçinin geçtiği bu rotada pek Himalaya kültürüne dair birşey bulmak mümkün değil. Köyler fazlasıyla turizm odaklı olmuş, yaşayan insanlar da öyle. Manaslu Circuit’deki gibi gerçek yaşamları görme şansı pek fazla yok.

Birleşik rotamızın günlüklerini parçalara bölüp ayrı yazılar yaptık. Şöyle buyrun:

1- Nepal | Poon Hill yürüyüşü

2- Nepal | Annapurna Base Camp yürüyüşü

3- Nepal | Mardi Himal yürüyüşü

Coğrafi olarak Nepal’in tam ortasında bulunan Pokhara şehri Gandaki bölgesinin başkenti ve Nepal’in ikinci en büyük şehri. Burası hem Nepal’in sayfiye şehri diyebileceğimiz bir kent hem de Annapurna sıradağlarının hemen dibinde olduğu için önemli bir turizm merkezi.

Pokhara şehri Phewa gölü kıyısına kurulmuş. Özellikle Katmandu’dan sonra insana kelimenin gerçek anlamıyla nefes aldırıyor Pokhara. Katmandu’daki hava kirliliği, egsoz, gürültü patırtı, kalabalık burada yok. 800 metre rakımda ve havası ılıman, şehir temiz ve sakin.

Phewa gölünde kayıklar

Çoğunlukla nemli bir şehir (subtropikal bölgede) ama hava az da olsa açık olduğu günlerde şehir içinde etrafınızı saran muhteşem dağları görebiliyorsunuz. 8000 m üzeri üç dev Annapurna, Manaslu, Dhaulagiri ve Shiva’nın mistik dağı Machhapuchhre (Fish Tail) Pokhara şehrinden görülebiliyor.

Pokhara merkezden görünen Machhapuchhre <3

Ulaşım

Biz Pokhara’ya biliyorsunuz VIP usülü bir giriş yaptık 🙂 Helikopterle geldiğimiz Pokhara’da ilk gördüğümüz yer de havalimanı oldu. Helikopter macerasını henüz okumadıysanız Manaslu yazımıza göz atabilirsiniz:

Nepal | Manaslu Circuit yürüyüşü

Pokhara’ya Katmandu’dan ulaşım için iç hat uçak ya da otobüs kullanabilirsiniz. Biz Katmandu’ya geri dönerken otobüsle gittik. Karayolu 200 km ama öyle iki-üç saatlik bir yol olduğunu düşünmeyin tam 10 saat sürüyor, yol dar ve virajlı, sık sık toprak kaymalarından kaynaklı yol çalışmaları var. Peru’daki deneyimlerimizden bu tip kötü yollarda ucuz otobüsleri tercih etmeme yönünde deneyimliydik. Araştırdık en lüks otobüs hangisiyse onu bulduk ve biletleri oradan aldık.

Tourist Bus Park

Rahat koltuklu, klimalı otobüslere sofa bus deniyor, bir iki firmanın bu tip otobüsleri var. Biz Swift diye bir firmanın kendi ofisinden aldık 1500 NRP idi. Acentelerden alırsanız 2000 NRP civarı oluyor.

Otobüs lüks, havalandırma desen var

Otobüs hakikaten olabileceği kadar rahattı. Yemek molasında durduğu tesisi çok beğendik bir de, açıkbüfe çeşit çeşit yemek seçeneği vardı güzeldi hepsi.

Tabağa kat çıkmışız

Otogar Pokhara’nın merkezinde, Lakeside’da. İsmi Tourist Bus Park olarak geçiyor. Ulaşım kolay, yürüyebilirsiniz ya da taksi kullanabilirsiniz kısa mesafe. Taksiler kilometre başına yaklaşık 100 NRP şeklinde hesap çıkarıyor, binmeden önce fiyatta anlaşmak gerekiyor taksimetre yok.

Pokhara içinde her yere az ya da çok yürüyerek ulaşabilirsiniz. Ama yürümesi çok keyifli bir şehir.

Konaklama

Pokhara’da ilk gece hastanede konakladık 🙂 Yine okumadıysanız Manaslu yazısını okumanızı öneririz, sebebini oradan anlayabilirsiniz.

Ertesi gün ilk olarak bizden önce Pokhara’ya gelen fazlalık eşyalarımızın olduğu çantayı almak için Katmandu’daki trekking firmasının Pokhara’da anlaşmalı olduğu hostele gittik, çok da övmüşlerdi herhalde orada kalırız diyorduk. Gittiğimizde 40 kişilik bir lise grubu vardı, ortalık çarşamba pazarına dönmüştü. Çantamızı depoda zor bulduk ve direkt oradan uzaklaştık. Dinlenmek için geldiğimiz yerde ergen grubu olması olasılık dahilinde bile değil 🙂

Akşam oluyor ve seçenekler daralıyordu. Lakeside bölgesini iki kere tavaf edip internetten bulduğumuz eli yüzü düzgün fiyatı da uygunca olan seçeneklerin hepsini gezdik. Hepsi korkunç görünüyordu. En sonunda fiyatı diğerlerinden biraz daha pahalı ama odaları çok düzgün görünen bir tanesine gittiğimizde nihayet yüzümüz güldü.

Pokhara merkezde (Lakeside) Beli Guest House diye bir hostel. Çok hoş bir aile tarafından işletiliyor. 5 katlı, Phewa gölüne bakan bir yamaçta, yapısı hostelden ziyade oteli andırıyor. Farklı tipte odaları var 1500 NRP-1800 NRP arası. Biz o kadar tantananın ardından biraz keyfi hak ettiğimizi düşünerek 4.kattaki ferah odalardan birini tuttuk, gecelik 1800 NRP.

Beli Guest House gerçekten önerilebilecek bir yer. Sahibi karı koca çok hoş sohbetler, Kore’de üniversite okuyan bir oğulları, lisede okuyan bir kızları var. Kızları çok tatlı, su gibi de İngilizcesi var. Hostel tertemiz, her yerde çiçekler var. 5.kat teras, burada hem müthiş bir göl manzarası hem de ortak kullanıma açık güzel bir mutfak var. Pokhara’ya ilk gittiğimizde burada 5 gün kaldık. Annapurna dağlarındaki yürüyüşleri yaptıktan sonra ikinci gelişimizde de Katmandu’ya geçmeden önce 3 gün daha kaldık.

Hostelde kahvaltı manzaramız

Pokhara’da merkezi bir yerde kalmak istiyorsanız Lakeside bölgesinden şaşmayın çünkü dükkanlar, bakkal çakkal, tur firmaları, restoranlar, otogar, yürüyüş izinleri ofisi herşey Lakeside civarında. Ama keyif yapacak daha fazla vaktiniz varsa ya da inziva tarzı bir konaklama düşünüyorsanız Pokhara merkezin biraz daha dışında gölün kuzeyinde Sedi Bagar güneyinde Pumdikot ve Chisapani bölgelerinde de konaklayabilirsiniz.

Lakeside ve Phewa Gölü

Pokhara şehri Phewa gölü kıyısında yer alıyor. Sakin mi sakin, hava açık olduğu günlerde Annapurnaların silüetlerinin yansıdığı güzel bir göl.

Nepal’deki her şey gibi buranın da mitolojik bir hikayesi var. Tanrıça Barahi bir gün yaşlı bir kadın kılığına girip buradaki köylülerden yiyecek istemiş. Herkes itip kalkıp hor görmüş, sadece yaşlıca bir çift yardımcı olmuş. Bunun üzerine Barahi bu çifte bir tepeye kaçmalarını söylemiş ve geri kalan tüm köyleri suya gömmüş. Bu göl Phewa gölü olmuş, yaşlıların kaçtığı tepe de gölün ortasındaki Tal Barahi Mandir tapınağı olmuş.

Lakeside'ın güzel parkları

Phewa gölünün doğu yakası ve Pokhara şehrinin merkezi Lakeside olarak geçiyor. Asıl ismi Baidam. Burası oteller, hosteller, restoran ve cafeler, tur şirketleri vb dolu tipik bir turizm şehri görünümünde. Göl kıyısında çoğunlukla yemyeşil parklar bulunuyor. Buralarda piknik yapan insanlar görebilirsiniz. Yine göl kıyısında Nepallilerin turistlerden daha çok rağbet ettiği önünde mangal tezgahları olan birahaneler bulunuyor.

Stupa aşağısındaki iskele

Göl kıyısında üç yerde kooperatife ait kayık iskeleleri bulunuyor. Kendin kürek çekmeli şekilde de saatlik kiralanabiliyor, ya da tek yön şoförle Stupa’ya gidiş veya Tal Barahi tapınağına gidiş şeklinde de kiralanabiliyor.

Kayıkta kaptanımız

Lakeside’ın göl kıyısında en sonunda bir de lunapark var. İsmi Disneyland. Oyuncaklar ve ışıklandırmalar 80’lardan kalma gibi görünse de çok eğlenceli bir yer. Bizim kaldığımız hostel oraya çok yakın olduğundan ilk bir-iki gece gürültüsüne sinir olduk. Sonunda ne var bu kadar bağıracak diye merak edip gittik, çok eğlenceli hakikaten. Bağırdıkları kadar var 🙂

Pokhara "Disneyland"

Lakeside’da outdoor firmaları, çamaşırhaneler ve trekking firmaları da bolca bulunuyor. Yalnız Pokhara o açıdan Katmandu’dan epey daha pahalı. Örneğin çamaşırhanede kilo fiyatı Katmandu’da 100 NRP iken Pokhara’da 150 NRP idi. Çakma outdoor ürünleri de öyle, yani alacaksanız Pokhara’ya bırakmayın. Bu arada Katmandu yazısını okumadıysanız şöyle buyrun:

Nepal | Katmandu rehberi

Yeme içme

Pokhara’da biz yerel yemekler yiyecek doğru düzgün bir yer bulamadık açıkçası. Aslında yüzlerce restoran var ama hep bizim Sultanahmet’teki turistik restoranlar gibi, yemekler kötü fiyatlar pahalı. Pokhara’da yerel yemek için tavsiye edebileceğimiz tek yer (saçma ama) Türk yemekleri yapan bir yer!

Lakeside’ın arka sokaklarında yol üstünde minicik bir lokanta, adı New Turkish Nepali Restaurant. Rastgele denk geldik, “Türkler burada da mı dönerci açmış” dedik ama alakası yok. Menüde evet epey modifiye edilmiş Türk yemekleri de var, ama Nepal ve Hint yemekleri de var, falafel de var. Karı koca iki Nepalli çalışıyor, Türk yemekleri ne alaka dedik ama adam pek İngilizce de konuşmuyor, öğrenemedik. Hem Nepalliler hem turistler tarafından çok geliniyor. Genelde oturmak için sıra bekliyorsunuz, yemek de siparişten 50-60 dakika sonra geliyor.

Menünün ilginçliği :)

Buraya biz herhalde 4-5 kez gittik. Menüde ne varsa (Nepal, Hint, Türk, Lübnan) denedik hepsi çok güzel, fiyatları da çok uygun. Thukpa 200 NRP, tavuk döner tabağı 350 NRP, falafel tabağı 350 NRP… gibi. Tavuk döner dediği şey de döner falan değil baya güzel bir tavuk ızgaraymış. Pokhara’da görüştüğümüz Türkiye’den arkadaşları da götürdük, başta “ne alaka Nepalde Türk lokantasına gidiyorsunuz” diye dalga geçtiler. Sonra biz yokken kendileri de bir daha gitmişler 🙂

Pokhara’da bir gözdemiz de fırınlarda satılan sandviçler oldu. Yine Lakeside arka taraflarında ara sokakta Sheela Bakery isimli fırın en güzel sıcak sandviçleri yapan yer. Büyük ekmek arası sandviç 350 NRP.

2 hafta yürüyüşten sonra pizza

Pizzacı olarak Godfather’s Pizzeria‘yı beğendik. Ama Lakeside merkezdeki değil Baidam Marg’ın başlarındakini. Pizzalar 550-650 NRP aralığında, çok güzel salata da var 250 NRP.

Krazy Gecko Bar

Pokhara’da şöyle afili bir yere de gidelim derseniz Lakeside’dan çıkıp Sedi Bagar yönüne doğru 10 dakika kadar yürüdüğünüzde göle sıfır çok güzel bir mekan var: Krazy Gecko. Ağaçların içinde, gölün dibinde ve baya hoş tasarımlı bir yer. Menü enternasyonel, ortama göre çok da pahalı değil. Bu mekanın kahvesi Pokhara’nın en iyisiydi bizce, fiyatı 180 NRP. Nepal’de en pahalı içecek bira bu arada, yüksek alkollüler daha ucuz. Buraya iki kere gittik, akşam ortamı da çok hoş.

Pokhara sürgünde Türk konseyi :)

Yürüyüş izinleri ve ACAP ofisi

Pokhara Annapurna sıradağlarının çok yakınında bulunduğundan doğrudan şehiriçinden ya da birkaç saat mesafelerdeki köylerden başlayan birçok trekking ve hiking rotasına ev sahipliği yapıyor. Pokhara’ya gelen hemen herkes de mutlaka uzun ya da kısa yürüyüşler yapıyor.

Doğrudan Pokhara merkezden çıkarak yürünebilecek iki güzel rota mesela: gölün güneyinden Panchase rotası (3 gün) veya gölün kuzeyinden Dhampus-Australian Camp rotası (3 gün) olabilir.

Yine kısa yürüyüş olarak çok popüler olan iki diğer rota da Poon Hill Trek ve Ghandruk Loop. Bu ikisi de üçer günlük rotalar ve Pokhara’ya 2 saat mesafedeki Nayapul kasabasından başlıyorlar.

Pokhara’ya yakın uzun trekking rotalarından en ünlüleri de aşağıdakiler:

  • Annapurna Circuit (15 gün)
  • Annapurna Base Camp (8 gün)
  • Mardi Himal (7 gün)
  • Annapurna Sanctuary (7 gün)

Biz Poon Hill, Annapurna Base Camp ve Mardi Himal’i birleştireceğimiz 14 günlük bir rota çizdik kendimize. “Ayrı ayrı gidip aralarda dinlenseniz daha iyi değil miydi” derseniz, evet daha iyiydi 🙂 Ama o durumda Annapurna koruma alanına birden fazla kez giriş çıkış yapacağımız için ACAP belgemizi her seferinde yenilememiz gerekecekti.

Nepal’de bireysel yapılan tüm yürüyüşler için TIMS adlı izni almak zorunlu. En azından resmi olarak yazılan bu (ama kontrol noktalarında bizim hiç TIMS’lerimize bakmadılar).

TIMS haricinde yürüyüş yapılan bölgeye göre koruma alanı izni, sınırlı bölge izni gibi ekstra izinler de gerekiyor. Yukarıda saydıklarımızın tamamında Annapurna koruma alanına girdiğiniz için Annapurna Conservation Area Permit (ACAP) almanız gerekiyor. Yine yukarıdakilerin hiçbiri Restricted Area denen Tibet’e yakın bölgeye girmediği için diğer pahalı sınırlı bölge izinlerine ihtiyacınız yok.

Yürüyüşü bir turla yapıyorsanız firma sizin adınıza bu belgeleri çıkartıyor, kendiniz yapıyorsanız ACAP ofisine gitmeniz gerekiyor. Pokhara’da ACAP ofisi Lakeside’ın sonunda barajın olduğu kısımda. Biz buraya ilk karakol için gitmiştik (“Karakol ne alaka?” diyorsanız bkz: Manaslu yazısı). Turizm polisi karakolu ACAP ofisiyle yan yana. Hatta aynı yerde bir de vize uzatma ofisi var.

Bizim aslında Manaslu yürüyüşünden kalma hiç kullanılmamış ACAP belgemiz vardı. Manaslu Circuit‘te Larke La geçidini aştıktan sonra Annapurna koruma alanına girilmiş oluyor ve son iki gün için ACAP gerekiyor. Ondan ötürü bizim belgelerimiz vardı ve bölgeye hiç giremediğimiz için de işlenmemiş vaziyette duruyordu. Biz ACAP ofisine TIMS almak için gittik.

ACAP ofisinde

Ofiste gişeye gidip planladığımız yürüyüşün başlangıç-bitiş yerlerini ve kaç gün olacağını açıklayıp TIMS almak istediğimizi söyledik. TIMS kişi başı 2000 NRP. ACAP alsak o da 3000 NRP imiş. Konuştuğumuz görevli içeri bize form getirmeye gitti, o arada diğer görevli bir kağıt alıp hızlı hızlı birşeyler yazdı ve gizlice bize uzattı. Bir baktık şunu yazmış “TIMS lazım değil, almayın”.

Haydaa! Gişede ses kayıt cihazı olduğunu anladık gizlice kağıda yazmasından. Biz de altına “????” yazdık “ee, ne yapalım yani?” manasında. Görevli “Ben size telefon numaramı vereceğim, gerektiğinde ben halledeceğim” dedi bu kez konuşarak. Bu arada hangi izinler gerektiğini araştırırken forumlarda TIMS konusunda farklı yorumlar görmüştük, kimisi “zorunlu” diyordu kimisi “kaldırıldı” diyordu kimisi ise “aldık ama hiç bakmadılar” diyordu. Kafamız karıştı: acaba TIMS zorunluluğu kaldırıldı da yine de satmak için kaldırıldığını söylemiyorlar mı? Bu görevli de bizi çok sevdi bu haksızlığa bir dur mu demek istedi memuriyetini tehlikeye atma pahasına?

Sonra sağolsun görevli merakımızı giderdi. Kağıda bu kez şunu yazdı: “TIMS alma. Bana 1000 NRP ver numaramı vereyim”. Bu arada telefonundaki whatsapp mesajlarını gösterdi, bir takım turistlerle yazışmalar vs. Hah, şimdi esrar perdesi aralandı 🙂 Belli ki bu TIMS izni çok da elzem değil, olur da soran olursa bu ofisteki memurla iletişime geçecekmişsin o birşeyler yollayıp halledecekmiş. Nepal’de devlet işlerinde rüşvet ve yolsuzluk çok yaygın diye okumuştuk ama direkt karşılaşacağımızı düşünmemiştik.

Görevliden izin isteyip dışarı çıktık, hızlıca aramızda değerlendirdik. 2000 NRP yerine 1000 NRP için böyle bir topa girilir mi? Girilmez. Ama bu TIMS de hakikaten gerekli değil belki de. TIMS de almasak görevliye de para vermesek 🙂 Sonra hızlıca kendimize geldik. Manaslu’daki olayların ardından düşünmemiz bile hataydı, paşa paşa TIMS’lerimizi alıp çıkacaktık. Gişeye geri döndük, bu arada hala bize form getirmeye giden diğer görevli dönmemişti. Herhalde birbirlerinden haberliydiler. Bizimkine “Biz TIMS alacağız” dedik. Sonra o kalktı gitti. Formu getirmeye giden nihayet elinde iki tane formla döndü 🙂

Aslında ACAP ofisinde işler oldukça hızlı ilerliyor, öyle saatlerce beklenen bir yer değil. Rüşvet kısmını geçtikten sonra bizim de işimiz 5 dakikada olup bitti. Formları doldurduk, paraları ödedik. Hemen yan tarafta birer fotoğrafınızı çekip çıkartıyorlar, karta yapıştırıyorlar, damgalıyorlar, bitti.

Bu arada yürüyüşlerimizde iki noktada ACAP kontrolü yapıldı, ikisinde de TIMS’i istemediler. Yani hiç almasak olurmuş. Ama bu bir tavsiye değildir.

Pokhara’da görülecek yerler

Pokhara’da uzun yürümeyi göze alıyorsanız her yeri yürüyerek de görebilirsiniz. Yalnız gündüzleri çok sıcak ve nemli olabiliyor. Gölün kuzeyi ve güneyinde 5 kilometre çap içerisinde çok sayıda görülesi yer var. Biz malesef hepsini göremedik, özellikle Gupteshwor tapınağını görmek isterdik. Dinlenme ve diğer işlere koşturmaktan gezmeye sadece 2 gün ayırabildik. Bu arada kısa zamanınız varsa Pokhara’da 1-2 günlüğüne motorsiklet kiralamak da mantıklı.

Pokhara’nın kendimizce mutlaka görülmesi gereken yerlerini aşağıda toparladık:

Davi’s Şelaleleri

Phewa gölünün güneyinde Siddharta ana yoluna yakın seri şelaleler. İsmini hüzünlü bir hikayeden alıyor. 60’lı yıllarda burada gezen bir İsviçreli çift muson döneminde suya kapılıyor. Davi isimli kadın boğularak ölmüş. Babası buraya isminin verilmesini rica etmiş. O zamandan beri Davi’s Falls olarak biliniyor. Şelalenin orijinal ismi ise Patale Chango, Nepalce yeraltı şelalesi anlamına geliyormuş.

By Saroj Pandey - Own work, CC BY-SA 3.0, https://commons.wikimedia.org/w/index.php?curid=40216709
Davi's şelaleleri, Wikipedia

Gupteshwor Mahadev Mağarası

Gupteshwor, Davi’s Şelalelerinin beslediği bir tapınak-mağara. Nepal’deki en büyük mağara ve en orijinal yerlerden biri denebilir. Yeri şelaleye çok yakın, Siddharta ana yolunun diğer tarafında. Yeraltı mağarasına spiral merdivenlerden iniliyor.

By Bhumbdr - Own work, CC BY-SA 4.0, https://commons.wikimedia.org/w/index.php?curid=90284310
Gupteshwor Mahadev mağarası girişi, Wikipedia

Mağara kısmı iki bölümden oluşuyor, muson döneminde şelaleye yakın olan kısım ziyaretçiye kapalı tutuluyormuş. Mağarada bulunan Shiva-Parvati çifti ve diğer Hindu tanrılarını temsil eden heykel ve sunakların 16.yüzyılda mağara ilk keşfedildiğinde de bulunduğu söyleniyor. 5 bin yıllık olduğu söylenen bu mağara-tapınak bu nedenle Hinduların hac yerlerinden biri.

By Q-lieb-in - Own work, CC BY-SA 4.0, https://commons.wikimedia.org/w/index.php?curid=59434589
Mağaranın derinlikleri, Wikipedia

Tal Barahi Mandir

Phewa gölünün ortasında kayıklarla gidilen minik bir ada-tapınak. İsmi Tanrıça Barahi’den geliyor, Phewa gölü bölümünde bahsettiğimiz o yaşlıların kaçtığı ada. Adaya en yakın kayık iskelesinde akşamları Aarti töreni yapılıyor. Özellikle o saatlerde kayıklar ve iskele çok kalabalık oluyor.

Tal Barahi Mandir yolunda kayıklar
İskelede Aarti hazırlıkları

World Peace Pagoda

Peace Pagoda ya da diğer adıyla Shanti Stupa gölün güney yakasında Anadu tepesinde yer alıyor. Çoğunluğu 2.Dünya Savaşı sonrası dünya barışı özlemiyle Japon bir Budist rahip rehberliğinde yapılan bu stupalardan dünyada 80 tane varmış. Stupaya gölün etrafından dolaşıp gidebileceğiniz gibi, bir iskeleden kayıkla da tepenin altına kadar gidip oradan da tırmanabilirsiniz. Biz gölde kayık gezisi de olsun diye Disneyland tarafındaki iskeleden bindik. Buradan kayıkla stupa iskelesi 1100 NRP. Karşı iskeleye geldiğinizde bir 30-40 dakikalık basamakları çıkarak stupaya geliniyor.

Peace Pagoda (Shanti Stupa)

Hava nemsiz ve açık olduğunda stupadan güzel bir göl, Pokhara şehri ve arkasında Himalayalar manzarası oluyormuş. Biz göremedik. Peace Pagoda bölgesine ayakkabıyla girilmiyor, gürültü yapılmıyor ve TikTok çekmek yasak. TikTok terörü Nepal’de de yoğun tahmin edebileceğiniz gibi 🙂 Stupanın çıkışında bir de Japon tarzı Budist manastırı var.

No ayakkabı no TikTok

Shiv Mandir

Stupadan sonra 1 saat kadar daha tepelere doğru devam edilince 1500 m rakımda Pumdikot‘taki Shiva Heykeli’ne ulaşılıyor. Nepal’deki en büyük Shiva heykeli olan bu yapı 2021’de yapılmış, yeni yani. Ama buranın manzarası Peace Pagoda’dan da güzel.

Shiva heykeli drone fotoğrafı, Google Maps

Sarangot

Phewa gölünün kuzey yakasında Sedi Bagar köyü ve Sarangot tepesi bulunuyor. Sedi Bagar yamaçlarında inziva, yoga merkezleri ve kırsal homestay tarzı birçok yer var. Arkadaşlarımız bu bölgede değişik bir airbnb’de kalmışlardı.

Sedi Bagar keçileri

Sedi Bagar’dan Saragot tepesine çıkan bir teleferik var. Tek yön kişi başı 650 NRP. Sarangot‘a gidenler normalde gün doğumunda orada olup manzara izliyorlar. Bir tarafta göl, diğer tarafta geniş bir açıdan Annapurna sıradağlarını görebiliyorsunuz. Tabii yine hava açıksa 🙂 Biz yine hiçbir şey göremedik.

Şuralarda bir Phewa gölü olacaktı
Şu bulutların arkası da komple Annapurnalar :/

Pokhara’ya dönerken teleferik kullanmayıp yamaçtan indik. Biraz karışık bir yol, patikalar belli değil ve bir noktadan sonra sık bir ormana giriyorsunuz. Köylülere defalarca yol sorduk, sonunda genç bir çocuk merkeze iniyormuş onun peşine takılıp inebildik.

Sarangot'ta yamaç paraşütü

Sarangot yamaçlarından Phewa gölünün üstüne doğru yamaç paraşütü de yapılıyor. Açık bir havada benzersiz bir deneyim olacağına eminiz.

Manaslu dünyanın en yüksek sekizinci dağı. Kendisi Nepal’in Gorkha bölgesi sınırlarında 8163 m‘lik bir dev.

Manaslu Circuit yürüyüşü bizim Nepal’de ilk yaptığımız yürüyüştü, Kasım başında gittik. 14-18 günlük olan rotası 600 m rakımlardan başlayıp 5160 m‘ye çıkan, Manaslu dağının etrafından büyük bir yay çizerek yol aldığınız oldukça zorlu bir rota.

Rotanın ilk günlerinden sonra Tibet sınır bölgesine girildiği için bu bölgede yapılan tüm yürüyüşler gibi özel izinler ve rehber gerektiren bir yürüyüş. Nepal’de aslında Everest BC dahil bir çok yürüyüşü rehbersiz tursuz gerekli izinleri kendiniz çıkartarak bağımsız olarak yapmanız mümkün ve epey bir insan böyle yapıyor. Fakat Tibet sınırına yaklaşılan bölgeler için devletin bazı kısıtlamaları var. Upper Dolpo, Upper Mustang, Kanchenjunga ve Manaslu gibi bölgelerdeki yürüyüşleri yapmak istiyorsanız mutlaka bu bölgeye yetkisi olan bir rehberiniz olması ve fiyatı diğer izinlerden daha pahalı olan Restricted Area Permit‘i almanız gerekiyor.

Nepal'deki belli başlı yürüyüş rotaları

Biz bu yürüyüşü sevdiğimiz bir YouTuberdan görüp niyetlendik. Aslında ilk Nepal’e giderken planımızda yoktu, biz rehbersiz yapılabilecek Everest BC, Annapurna BC, Mardi Himal, Poon Hill ve Langtang yürüyüşlerini yapmayı düşünüyorduk. Ki zaten 3 ay arada 3-5 gün dinlenmelerle ancak yetiyordu. Sonra Katmandu’ya gittiğimizde ne olduysa bir anda karar değiştirdik. Sanırım ilk yürüyüşümüzü rehberli yapmak da cazip gelmişti. Sonradan buna epey pişman olduk, çünkü biz kendi tempomuza alışkın insanlarmışız. Başkasının planladığı bir yürüyüş bize pek uymadı. Zaten deneyimli yürüyüşçüler de olmayan biz için bu yürüyüş birkaç gün sonra ciddi eziyete dönüştü, sonu da pek mutlu bitmedi.

Hazırlık ve izinler

Manaslu Circuit için Katmandu’da trekking firmalarına fiyat sorduk. 14 gün için gidiş-dönüş ulaşım, konaklama ve izinler için toplam kişi başı 900-1500 dolar aralığında fiyatlar verdiler. Fiyatlardan kaynaklı tam vazgeçecekken bulduğumuz bir firma diğerlerinin yarı fiyatını verdi: 465 dolar. Ertesi gün gidip 2 kişi için toplam 900 dolara anlaştık.

Bu yürüyüş için üç izin gerekiyor: ACAP, MCAP ve Restricted Area izinleri. İkişer fotoğraf, seyahat sağlık sigortası poliçelerimiz ve pasaportlarımızın asıllarını firmaya teslim ettik. Firma bizi rehberimizle tanıştırdı ve 3 Kasım 2022’de başlayacak şekilde izinleri çıkarttı.

Firmayla yaptığımız programa göre 14 günün 2 günü otobüs-minibüs yolculukları, 12 günü de yürüyüş şeklindeydi. İlk gün Katmandu’dan yürüyüşün başlayacağı Soti Khola’ya otobüs, yürüyüş bittikten sonra da son gelinen nokta olan Dharapani’den Besisahar’a jeep ve oradan da Pokhara şehrine otobüs. Katmandu’dan çıkıp 2 hafta sonra Pokhara’da olacaktık. Dolayısıyla aynı yere dönmeyeceğimiz için Katmandu’daki hostelden komple çıkmamız gerekiyordu. Yürüyüşte ihtiyacımız olan birer sırt çantası haricindeki diğer eşyaları bir paket yapıp trekking firmasına teslim ettik, onlar bizim arkamızdan Pokhara’da bir hostele gönderdiler.

14 günlük Manaslu Circuit rotası

Yürüyüşten önce Katmandu’dan 10 günlük atıştırmalık da aldık: bisküviler, ekmekler, konserveler, kahve, çay… Katmandu’daki hazırlıklarımızı şu yazıda okuyabilirsiniz:

Nepal | Katmandu rehberi

70 litrelik sırt çantalarımızda 4 mevsim kıyafetleri, uyku tulumları ve bu kadar erzağın yanısıra kamp ocağı, çaydanlık, filtre, güneş paneli ve bir sürü ıvır zıvır da vardı. Koskoca çantalar tepeleme doluydu. Bir öğün yemek parasından tasarruf etmek için çok gereksiz bir eziyet oldu gerçekten. Çantalarımızın biri 15, diğeri 18 kg’dı. Sonraki yürüyüşlerimizde bu istifçilik hatasına bir daha düşmedik ve neredeyse beşer kilo hafiflettik çantalarımızı.

Download file: Manaslu_Circuit.gpx

Rotayı GPX formatında indirmek için üstteki bağlantıya sağ tıklayıp “Save link as” diye kaydedin.

1.Gün | Katmandu-Soti Khola

🚌 140 km

3 Kasım sabahı 05:45’te Thamel’de rehberimiz Lakkumar (Lak) ile buluşup taksiyle otobüs terminaline geldik. Lak, Nepal’in doğusundan Rai etnik grubuna mensup 50 yaşında göbekli ve neşeli birisi. Railer, Tibet-Birman dil ailesinden Rai yerel dilini konuşuyor ve Mundum inancına sahiplermiş. Lak’ın dediğine göre Nepal’in ilk yerleşimcileri ve en köklü toplulukları Railer ve Newarlarmış. Rai dilinde Shewa merhaba demekmiş.

06:30’da otobüse bindik. Otobüs dediğimiz minibüsten biraz büyük bir şey, bagajı yok ve tıka basa insan dolu. Sırt çantalarımız otobüsün üstüne bağlandı. Bir tuvalet bir yemek molasıyla 7,5 saat sonra Arughat isimli son büyük kasabaya ulaştık. 45 dk kadar da orada bekledik ve daha küçük bir minibüse aktarıldık. Yolun sonraki kısmı öncekinden de bozuktu, o da 1,5 saat kadar sürdü. Böylece Katmandu’dan Soti Khola’ya 140 km yolu yaklaşık 10 saatte gelmiş olduk.

Katmandu-Arughat otobüsü. Çantalar tepede.

Soti Khola, Manaslu Circuit yürüyüşünün genel başlama noktası olarak kabul ediliyor. Nadiren rotayı son minibüse bindiğimiz Arughat’tan da başlatıyorlarmış, o zaman bir gün daha ekleniyor. Ya da bazıları da bir gün sonraki köy olan Machha Kola’dan başlıyormuş, o zaman da bir gün azalıyor rota.

Nepal yürüyüş rotalarının çoğunluğunda Tea House denen konaklamalar bulunuyor. Eskiden rotalar ilk yürünmeye başlandığında herkes çadırlarıyla yürürmüş ve kalabalıklaşmaya başladıkça köylüler yürüyüşçülerin konaklama noktalarına birşeyler yiyip içebilecekleri basit yapılar kurmuşlar. Sonradan bunlara odalar da eklenmiş. Bir Tea House basitçe şöyle tarif edilebilir: büyük bir yemek salonu, ortak tuvaletler ve ikişer somyanın bulunduğu odalar. (Yanınızda uyku tulumunuz olmalı, temiz yatak yorgan bulunmuyor). Elektrik olan yerlerde odalarda birer priz bulunuyor, elektrik yoksa prizler ortak salonda. Sıcak duş imkanı olan yerlerde duşlar ekstra ücret, wifi varsa o da aynı şekilde.

Standart Tea House odası

Yürüyüşten sonra genelde yatana kadar yemek salonunda vakit geçiriyorsunuz, bazı yemek salonlarında soba da oluyor. Yemek salonlarında diğer yürüyüşçüler ve rehberlerle sosyalleşebilir, kağıt oynayabilirsiniz. Nepal’de her bölgenin devlet tarafından belirlenmiş standart Tea House menüleri var. Menülerde hep aynı yiyecek ve içecekler oluyor ama fiyatları lokasyonun uzaklığına göre artıyor. Örneğin bitirdikçe tabağınızın yeniden doldurulduğu ve çeşitli olduğu için en çok tercih ettiğimiz Dal Bhat (Mercimek-Pilav-Curry) Soti Khola’da 430 NRP iken, en yakın araç yolundan 8 gün uzakta olan Dharmasala’da 900 NRP oluyor. Son derece adil denebilir.

Soti Khola‘ya vardığımızda direkt kalacağımız Tea House’a yerleştik. Köyün içinde Ncell çekmiyor ama girişinde köprünün orada çekiyordu, ailemizle haberleştik. Odada priz var. Ücretli sıcak duş da vardı ama yapmadık. Akşam Dal Bhat yedik. Burada rakım sadece 700 m, hava ılıman.

2.Gün | Soti Khola-Machha Khola

🥾 13 km
🕒 5 saat

Sabah kahvaltı yapıp 8’de yola düştük. Çıkmadan kahve demleyip termoslara koymuştuk, yolda bir kahve molası verdik. Saat 11:30 gibi ilk asma köprüyle karşılaştık. Manaslu Circuit rota boyunca Budhi Gandaki nehrini takip ediyor. Onlarca asma köprüyle nehrin bir o tarafına bir bu tarafına geçip duruyorsunuz rota boyunca. Biz tabii bu asma köprüye çok ilgi gösterdik, fotoğraflar videolar vs. Sonraki günlerde daha onlarcasını geçeceğiz. Köprüde yemek molası için durduk. Biz acıkmamıştık birşey yemedik, Lak Dal Bhat yedi.

İlk asma köprü

Yürüyüşçülerin çoğu küçük günlük çantalarla yürüyüp diğer eşyalarını taşımaları için taşıyıcılar tutmuşlar. Nepal yürüyüşlerinde rehberden çok taşıyıcı bile görebilirsiniz. Bir taşıyıcı 30 kiloya kadar yükü sırtında taşıyor ve keçi gibi seke seke, birbirleriyle şakalaşa şakalaşa aynı rotayı yürüyor, her akşam eşyalarını yürüyüşçülere getirip sabah tekrar alıyor. Yürüyüşün ilk günü bizi koca çantalarımızla gören boşta olan taşıyıcılar sık sık bize laf attılar, yol yakınken taşıyıcı tutun diye. Biz dinlemedik. Ücretten de ziyade yaklaşım olarak kendi taşıyamayacağı kadar eşyayı yanına almış olma durumu bize ters geldi. Aslında tam da öyle yapmışız yapmasına ama mecburen ite kaka rotayı yürüdük (bir dahaki sefer için ders çıkararak).

Efsane çantalarımız, tavuklar ve köylüler
Manaslu yürüyüşünde taşıyıcılar

İlk gün kısa ve keyifli bir gündü, saat 13:00’te Machha Khola‘ya ulaştık. Tüm molalarla beraber sadece 5 saatlik bir yürüyüş, dolayısıyla keyfimiz gayet yerindeydi. Bir Tea House’a yerleştik. Odada priz var, ücretli sıcak duş var (yapmadık). Tişört ve ayakları yıkadık. Maccha Khola 869 m rakımda, havası ılıman.

Maccha Khola'daki odamız bu rotadaki en iyisiydi

Çantamızdakilerden sandviç yapıp yedikten sonra köyü gezmeye çıktık. Katır damları, kümesler, berber, bakkal, vs ile tam bir köy Machha Khola.

Maccha Khola köyü

Köyden nehrin karşısına asma köprü var ve karşı kıyıda da bir sıcak su kaynağı var. Genç köylüler sabunlarla orada yıkanıyorlar, kadınlar da çamaşır yıkıyordu. Birkaç yürüyüşçü de orada sıcak banyo yapmış, biz gittiğimizde güneş gidiyordu cesaret edemedik. Yapsaymışız iyiymiş çünkü sonrasındaki 8 gün boyunca hiç imkan yoktu.

Sıcak su kaynağı

Köyde Ncell çekmiyor, NTC çekiyordu. Yine gerekli haberleşmeleri yaptık. Akşam makarna yedik.

3.Gün | Maccha Khola-Jagat

🥾 16 km
🕒 8,5 saat

Sabah kahvaltı yapıp 8:15’te çıktık. Mola vermeden Tatopani’ye kadar yürüdük, orada ilk molamızı verdik. Tatopani köyünde yine sıcak su kaynakları var. Çeşmenin başında sabah demlediğimiz kahveleri içip epey hareketli olan köy meydanını izledik. Nepal’in genel seçimlerine 2 hafta kalmış ve bir partinin elemanları köye gelmiş propaganda yapıyorlardı. Tatopani çıkışında çok güzel şelalelerin altından geçtik.

Lak ile şelale keyfi

Kısa bir süre sonra öğle yemeği için durduk. Bu arada bizim Lak başka bir rehberle kanka olmuş olduğu için genel olarak o rehberin birlikte olduğu iki Hollandalıyla da beraber takılıyoruz. Diğerleri yemek sipariş etti, biz çantamızdakilerden yedik.

Yemek için durduğumuz yerde çocuklar

Yolun sonrası çok inişli çıkışlı ve kayalıktı ama güzeldi de. Kendimizi bir anda tropikal ormanların içinde bulduk. Nepal’in yarı tropikal iklimi olduğunu teorik olarak biliyorduk ama insan yine de Himalayalarla tropikal bitki örtüsünü bir arada düşünemiyor.

Tropikal ortamlara giriş

Bu arada bizimle aynı gün yürüyüşe başlayan grupları tanımaya başlamıştık. Çoğusu bizim gibi ikişer kişi, birkaç tane de büyük grup var. Aynı gün içerisinde yürüyen yaklaşık 60 kişi civarı insan vardı diye tahmin ediyoruz. Gruplardan biri 10 kişilik yaş ortalaması 65-70 olan gruptu, ama epey hızlı yürüyorlardı. Grupların gerisinde kalmak her zaman sıkıntı, bir kere dar yerlerde arka arkaya kaldıysanız hepsi geçecek yok fotoğraf yok video çekecek diye bekleyip duruyorsunuz. Daha kötüsü varış yerine büyük gruplardan sonra varmak: Tea House‘larda odalar kim önce giderse ona verildiği için iyi Tea House’larda yer kalmıyor, diğerlerinde de en kötü odalar kalıyor. Gerçi bizim ucuzcu firmanın anlaşmalı olduğu Tea House’lar zaten hep köyün en kötüleriydi de, geç gidince işte kötünün de en kötüsü sana kalıyor.

Henüz yokuşlar başlamadan keçilerle eğleniyoruz

Bir gün önceki yürüyüşün kolaylığından sonra o gün bize çok zor geldi. Çok sayıda asma köprü geçtik, birkaç kez katır sürülerinin içinde kaldık. Köyler arasında tüp, yiyecek, eşya herşey katırlarla taşındığından devamlı katırlar geçiyor. Köprü geçişlerinde katırlar öncelikli, patikalarda da iyice kenarlara çekilmek gerekiyor yoksa çarpıp geçiyorlar hiç durmadan. Bir yerde patika kapanmış olduğundan nehir yatağına kadar inip çıktık, buranın çıkışı dimdik kaya tırmanışı gibiydi, çok yordu. Yara Khola‘ya varmadan önce bir tarafı uçurum bir tarafı sarp kaya olan çok acayip bir yerden geçtik.

Katır öncelikli yol

Jagat‘a (1340 m) hava kararmaya yakın varabildik. Galiba en geç gelen gruplardan biri olmuşuz (65+ grubu bizden öndeydi), zaten resmen sürüne sürüne vardık. Moralimizi bozmadık, çantamızın çok ağır olduğuna karar verdik 🙂

Jagat köyü

Jagat’ta ilk kez Restricted Area denen Tibet sınır bölgesine giriliyormuş. Lak köye girince izinleri işletmeye gitti, bizse direkt kendimizi Tea House’a attık. Köyde NTC çekiyor. Odada priz var, ortak tuvaletlerde de klozet vardı ilk defa. Akşam yemeğinde Dal Bhat yedik ve yattık.

Jagat'ta ilkokul ve duvarda bir yürüyüşçünün kayıp ilanı

4.Gün | Jagat-Deng

🥾 19 km
🕒 9 saat

Sabah kahvaltıdan sonra 7:40 gibi yola çıktık. İnişli çıkışlı bir süre ilerledikten sonra uzun bir basamaklı yokuş çıkarak Philim köyüne kadar geldik.

Asma köprüler <3

Bu arada Lak’ın rota hakkında yaptığı yorumların hiçbir zaman tutmaması konusunu açtık. Lak mesela diyor ki “Köye kadar düzlük, köyden hemen önce kısa bir yokuş var”, halbuki köye kadar onlarca iniş çıkış yapmış oluyorsunuz en sonda dediği kısa yokuş da 1 saatlik bir yokuş. Dedik niye böyle? Lak gülüp “Nepali flat” diye bir terim kullandı. Nepallilerin düzlük dediği buymuş yani, hiçbir yer düz olmadığı için öyle 50-100 metrelik iniş çıkışları komple düzlük diye sayıyorlar.

"Nepal düzlüklerinde" sıradan bir gün

Philim köyünde bu kez Manaslu Conservation Area‘ya giriş yapılıyor. Lak ve diğer rehberler yine izinleri işletmek için gittiler. Biraz dinlendik, sabahtan demlediğimiz kahveleri içtik.

MCAP izinlerini işleten rehberler

Öğle yemeği için Chisopani‘de durduk. Biz yine çantamızdakilerden yedik (çantamızdaki erzak hala yarıya bile inmemişti).

Çanta restorana hoşgeldiniz

Sonrasında bütün gün çok güzel tropikal orman patikalarında yine Budhi Gandaki nehrini izleyerek inip çıktık. Yolda Lak bize bir çalı tipi bir bitki gösterdi, fakir esrarıymış. Yerliler yapraklarını kurutulup sarıp içiyormuş.

Budhi Gandaki vadisi çok güzel

Bu arada bu yol üstünde bulunan Lokpa yerleşiminden bir patika ayrılıyor. Eğer Manaslu Circuit yürüyüşüyle beraber Tsum Valley yürüyüşünü de yapmak istiyorsanız buradan Tibet sınırına çok yakın Mu Gompa‘ya kadar gidip dönüyorsunuz. Aslında bu kısmı yapmak da özellikle çok az ziyaretçinin gittiği ve yerel kültürün daha fazla korunduğu bir bölge olması açısından çok güzel olurdu, ama bunu tercih edince yürüyüşe ekstradan 6-7 gün ve fiyat ekleniyor o yüzden tercih etmemiştik.

Om mani padme hum

Yolda sırt çantaları, bambu bastonları ve kırmızı giysileriyle iki lama (Budist rahip) ve yanlarında LCD televizyon taşıyan bir gence denk geldik. İki gündür yürüyorlarmış, bir günlük yolları daha varmış. Prok köyündeki bir manastırda 2 haftalık bir programları olacakmış oraya gidiyorlarmış. 60 küsür yaşındaki lamalar ve koca televizyonu taşıyan çocuğun çevikliğini çok takdir ettik.

Rehberler ve lama dinleniyor

Gün sonunda nehir yamacında çok küçük bir yerleşime geldik: Deng. Rakım 1860 m. Ahşap avlulu bir Tea House’a yerleştik. Burada elektrik yok, güneş panellerinden sınırlı miktarda elektrik alınıyor. Odalarda priz yok, yemek salonunda ücretli olarak priz kullanılabiliyor. Biz kullanmadık, powerbanklerimiz yeterli geldi. Ortak tuvaletlerde klozet vardı. Bölgede NTC çekiyor. Akşam makarna ve Dal Bhat yedik.

Tea House odamızda kahve ve atıştırma düzeneği

5.Gün | Deng-Namrung

🥾 17 km
🕒 8 saat

Sabah yine 7:40 sularında yola çıktık. İlk birkaç saat çok dik çıkışlar vardı, epey yorulduk.

Deng'de sabah işleri

Arada bir kahve molası verdik. Bur diye bi yerde öğle yemeği için durduk, biz yine çanta restorandan yedik.

Bur'da mola

Bur yerleşimi çıkışında baya ciddi toprak kayması olan bir yerden geçtik. Burası birkaç senedir kapalıymış, yeni açılmış. Nepal yürüyüş güzergahlarında muson mevsimindeki toprak kaymalarından kaynaklı sık sık rota değişiklikleri oluyormuş.

Bu kapılardan görüyorsanız yakında bir köy var

Bugun ilk kez Mani taşlarını görmeye başladık. Bu, Budist köylere geldiğimizin bir işareti. Mani duvarı yol ortasındaysa duvarı sağınıza alarak geçmeniz gerekiyor. Aynı şekilde dua çarklarını da sağ elinizle saat yönünde çevirmelisiniz. Bu arada dünden beri yol arkadaşlığı yaptığımız Prok’taki manastıra giden iki lama ve LCD’ci çocuk Bhijam‘da bizden ayrılıp nehrin karşısına geçtiler.

Dua çarkları saat yönünde çevriliyor

Bur’dan çıktıktan 1 saat kadar sonra Ghap diye tatlı bir kasabaya geldik, bizce yemek molası için daha durulası bir yerdi.

Ghap'ta keyif yapanlar

Sonrasında Namrung için yükselişe başladık. Basamaklar basamaklar… Namrung’a 1 saat kala ormanın serinliklerinde bir yerde bir aile kermes açmış. Börek, çörek, taze elmalar, elma suları, atıştırmalıklar… Elma suyu içtik çok güzeldi.

Hala tropikal bölgedeyiz
Ormanın ortasındaki kermese saldıran yürüyüşçüler

Günün varış noktası Namrung hoş bir kasaba. 2630 m rakımda, güzel de bir dağ manzarası var. Yalnız hava kararınca baya soğudu. Katmandu’dan aldığımız çakma kaz tüyü montlarımızı ilk defa giydik, baya ısıtıyormuş.

Namrung köyü girişi

Tea House’ta akşam yemeğimiz yine Dal Bhat oldu. Yemek salonunda rehberler raksi adlı bir Nepal ev likörü içiyorlardı. Aslında her akşam içiyorlarmış da biz ilk defa gördük. Darıdan yapılıyormuş. Darı dediğimiz mısır değil bu arada, İngilizcesi millet Türkçesi yok galiba, sadece tropikal bölgelerde yetişen başaklı bir bitki. Raksi oldukça ucuz bir içki, özellikle dağ bölgelerinde yaygın, yemekten sonra meze tarzı bir yiyecekle tüketiliyor. Tadına baktık, çok sert geldi pek sevmedik.

Namrung'daki manzaralı Tea House

Namrung’da elektrik var. Odalarda priz var. Köyde NTC çekiyor, hatta girişinde azıcık Ncell de çekiyor.

Yatmadan önce Lak bombayı patlattı. Trekking firmasının programına göre ertesi günü Lho köyünde bitirmemiz gerekiyor. Ama Lak dedi ki, “Firma dönüş için 1 gün yazmış halbuki yürüyüş bittiğinde Dharapani’den Besisahar’a jeep üstüne oradan Pokhara’ya otobüs 1 günden fazla sürer”. O yüzden 1 gün kazanmamız gerekiyormuş, bunu da en rahat yarın yapabilirmişiz. “Yarın Lho köyünde bitirmek yerine Samagun’a devam edelim” dedi. Yapacak birşey yok, tamam dedik.

6.Gün | Namrung-Samagun

🥾 17 km
🕒 8,5 saat

Sabah yine kahvaltı yapıp demlediğimiz kahveyi termoslara koyup 8’de Namrung köyüne veda ettik.

Namrung'da kahvaltı

O gün geçtiğimiz tüm köyler ve manzaralar muhteşem, yol da süper yokuşluydu. Önce Lhi köyü yolunda büyük bir stupaya geldik. Stupa manzarasıyla Lak’ın üç gündür taşıdığı elmaları hafiflettik. Bu arada biz Lak’ın her gün en az birkaç kez (her yorulduğumuzda) çantaları değiştirmeyi teklif etmesine, o ise bizim bunu öfkeli gözlerle reddetmemize alışmıştı. Kahveyi paylaştığımız için en azından termosları taşımak istiyordu ama bu teklifini de hiç kabul etmedik, o da bir köyden aldığı 3 kilo elmayı günlerce taşıyarak bize misilleme yaptı.

Lhi köyünde Mani duvarı

Sonra Sho köyüne vardık. Bu köyler hep Çin’in işgali sonrası göç eden Tibetlilerin köyleri. Dolayısıyla köylerdeki tapınakların tarzı Nepal yerlisi Budistlerinkinden daha farklı. Burada anadil olarak da Tibetçe konuşuluyor, artık köylüler geçerken “Namaste” yerine “Tashi delek” diyoruz. Sho’da kahve molası verdik. Burada ilk kez Manaslu Kuzey zirvesini (7157 m) gördük.

Sho köyü girişi
Sho'da kahve molası

Bulmacaların meşhur “Tibet öküzü” yakı Nepal’e geldiğimizden beri merak ediyorduk. Yak, bufalo benzeri ama uzun tüylü çok büyük ve güçlü hayvanlar ve sadece Himalaya bölgesinde yüksek platolarda yaşıyorlar. Sho köyünden çıkarken ilk kez yakları gördük. Hatta direkt burun buruna geldik. Bir yak ve iki minik yavrusu köy çıkışında otlanıyordu. Çok heyecanlandık, Nuri hemen kamerasını çıkarıp yaklara doğru yürüdü. Lak’ın dur demesine kalmadan yak boğa güreşlerindeki boğanın standart hareketleriyle kafasını eğip ayağını yere sürttükten sonra dört nala Nuri’nin üzerine koşmaya başladı. Nuri direkt geri bastı ama yak hala tehlike olarak gördüğü Nuri’ye aynı şekilde iki salvo daha yaptı, sonra homurdana homurdana dönüp yavrularının yanına gitti.

Kırkılmış bir yak

Yaklar aslında genelde sakin hayvanlarmış. Erkekler çiftleşme döneminde asabi olurmuş. Dişi yaklara ise nak deniyormuş ve tahmin edebileceğiniz gibi yavruları yanındayken saldırganlarmış. Köylüler yakların tüyü ve sütünden yararlanıyorlar ama yak çok güçlü olmasına rağmen bir yük hayvanı değil, çünkü karakter olarak o kadar evcil değil, sağı solu belli olmuyor. Bir de yak ile ineğin çiftleşmesinden olan zhopkyo dedikleri bir hayvan var. Tibetçesi dzo. Yaka göre biraz daha ince yapılı (bufalo gibi), daha kısa tüylü ve kısır olan (katır gibi) zhopkyo yüksek irtifalarda yük taşımada katır yerine kullanılıyor.

Tibet tapınaklarından biri
Tibet işi süslemeler

Sho’dan sonra daha büyük bir köy olan Lho‘ya gelerek öğle molası verdik. Burası yine tablo gibi bir Himalaya köyü, dağ manzaraları, manastırları, köy işleri yapan insanlar… Lho’da sütlü çay içerek yine çantamızdan beslendik. Bu arada sütlü şekerli baharatlı masala çayı yürüyüşlerde en sevdiğimiz içeceklerden oldu.

Lho köyü girişi, arkada solda Manaslu Kuzey zirve
Lho köyü

Normalde bir gün önce plan değişmese o gün Lho’da konaklamamız gerekiyordu. Bu güzel köyü hüzünle arkamızda bırakarak tarlaların arasından taşlık bir yoldan devam ettik. Rakım artmaya devam ettikçe ağaçlar kaybolmaya başladı. Shyala köyüne geldik. Burası platoda kalan büyük bir köy, okul manastır ve çok sayıda yerleşim var.

Shyala köyü

Shyala çıkışında bir miktar daha tırmandıktan sonra Punggen Gompa için yol ayrımı (6 km) ve sonrasında da asma köprü var. Buradan sonrası iniş, büyük Samagun platosuna kadar, sonrası da alabildiğine düzlük. Punggen Gompa 4000 m rakımda meşhur bir manastır. Her dolunayın ilk gecesi Tibet manastırlarında akşam bir seremoni düzenlenirmiş, ertesi günü de manastır kapalı olurmuş. O gece dolunay olacaktı şansa! Biz bu durumu önceden bilseydik o gün Shyala’da konaklamak üzerine plan yapardık ve akşam da manastıra yürüyüp törene katılırdık. İşte tur firmalarıyla yapılan yürüyüşlerin bir kötü yanı daha: spontane değişiklikler yapamamanız.

Shyala köyü

Shyala’dan sonraki asma köprüde futbol topları ile artislikler yapan bir grup ergenle karşılaştık. Konuştuk, Shyala’nın futbol takımıymışlar ve az sonra Samagun’da maçları varmış. Biz dinlenirken onlar yola çıktılar. Bir süre sonra biz de Samagun düzlüğüne doğru inişe geçtik. Bir noktada NTC sinyali kayboldu. Lak’ın söylediğine göre önümüzdeki 3,5 gün boyunca da sinyal gelmeyecekmiş (Larke La geçidinden sonra geliyormuş).

Shyala çıkışındaki asma köprü

Samagun platosuna indiğimizde güneş batmaktaydı. İnanılmaz bir manzarayla karşılaştık. Dümdüz tundra hardal rengi plato göz alabildiğine uzanıyor, bu düzlüğe müthiş bir tezat oluşturan devasa karlı dağlar büyüklük algısını iyice arttırıyordu. Platonun ortasında hayal meyal Samagun kasabasının yapıları seçiliyordu. Önümüzdeki iki gün boyunca bu platoda olacaktık. Okyanusun kara versiyonu gibi, ya da bir çölün yarattığı hissiyata benzer hislere kapılıyor insan: ne kadar küçükmüşüz aslında…

Shyala çıkışındaki asma köprü

Sert rüzgara karşı 1 saat kadar platoda yürüdük. Kasabadan önce ilk karşılaştığımız bir okul ve futbol sahası oldu. Baktık bizim Shyala-spor orada, maç başlamak üzere. Geldiğimiz yeri unutmayarak Samagun-spor’a karşı Shayala-spor’a tezahürat yapmaya başladık. Gençler biraz güldüler ama çok da ilgilenmeyerek önemli maçlarına geri döndüler. Ardından Mani duvarları ve tapınaklar geçtik, çok geçmeden Samagun kasabası merkezine vardık.

Samagun platosunda bir stupa

3520 m rakımdaki Samagun oldukça büyük bir kasaba. Manaslu dağına tırmanan dağcılar da önce buraya gelip sonra Manaslu Ana Kampına çıkıyorlarmış. Hiçliğin ortasındaki bu kasabada herşey var: bakkallar, okullar, muayenehaneler, büyük bir manastır, birkaç tapınak, pazar yeri ve bolca köy evi, hayvan…

Samagun kasabası

Bir Tea House’a yerleştik. Oldukça geç gitmiştik, en kötü odalardan biri kalmış bize. Tavandan hafif su damlıyordu, ama yapacak birşey yoktu. Güneş gidince hava iyice soğudu, yemek salonunda soba vardı, herkes oraya doluştu. İlk kez wifi satın aldık ailelerle iletişime geçmek için, ama wifi da yok gibi birşeydi, güç bela bir iki mesaj atabildik.

Samagun Tea House'un yemek salonunda

Akşam yine Dal Bhat yedik, yemek salonunda herkes ertesi günün planları için sohbet ediyordu onlarla biraz takıldık. 3500 metre üstüne çıktığımız için irtifanın etkilerini hafifletmesi için o gece ilk kez Diazomid tableti aldık. (Ertesi günlerde de birer tane almayı sürdürdük).

7.Gün | Samagun

🥾 13 km
🕒 8 saat

Manaslu yürüyüşünde daha da yüksek rakımlara çıkmadan önce 3500 m seviyesinde iklime alışma (aklimatizasyon) yapmak gerekiyor. O nedenle Samagun‘da bir gün daha kalınıyor. Aklimatizasyon gününü kimileri dinlenme, kimileri ise tavsiye edildiği gibi yüksek bir yerlere çıkıp inerek bedeni alıştırma günü olarak değerlendiriyor. Bir gece önce yemek salonundaki konuşmalardan anladığımız kadarıyla çoğu kişi o günü Birendra gölüne gidip dönüp dinlenerek geçirecekti. 5-6 kişi Punggen Gompa‘ya (4000 m) yürüyüp gelmeyi planlarken 2 kişi de Manaslu Ana Kampı‘na (4800 m) gitmeyi düşünüyordu.

Samagun'da dağlara karşı kahvaltı zamanı

Biz aslında günlerdir çok yorulduğumuzu hissediyorduk ama Lak “Bence ana kampı zorlayalım, hem çok iyi bir alıştırma olur sonraki günlerde başınız dişiniz ağrımaz” diyince nedense direkt angaje olduk. Sonuçta biz gazla çalışan insanlarız, Lak da bizi gaza getirmeyi iyi becerdi açıkçası. Dev sırt çantalarımızı Tea House’da bıracağımız için de o kadar zorlanmayız diye düşünmüştük. Bir problem buz konusu vardı. Manaslu Ana Kamp bölgesinde buzlanma başlamış olabilirdi ve bizim kramponlarımız yoktu. Bu arada aslında tam da bu iş için Katmandu’dan buz kramponu almıştık ama bizim trekking firması Manaslu yürüyüşünde krampon lazım olmaz dediğinden ağırlık etmemek için Pokhara’ya gidecek pakete koymuştuk kramponlarımızı. (Sonrasındaki diğer yürüyüşlerimizde kramponları hep yanımızda taşıdık ama bu kez de hiç lazım olmadı, Murphy kanunları işte).

Görkemli Manaslu zirveleri

Sabah yemek salonunda epey sümsüklendikten sonra 9’da yola çıkabildik. Samagun’dan Manaslu zirvesi görülebiliyor. Şansımıza hava açıktı. Akşam kasabaya vardığımızda bulutlardan göremediğimiz Manaslu’yu ilk kez görebildik.

Yanımızda küçük günlük çantalarımız ve termoslarımızla tüy gibiydik. Gece nasıl soğuk olduysa tüm sular donmuştu. Yolda patlayan bir su borusundan fışkıran suyun oluşturduğu heykel gibi buza hayret ettik. Samagun kasabasını bitirdikten sonra Samdo’ya giden yolu takip edip bir süre sonra ana kamp yönüne ayrıldık. Burada hafif hafif yokuş başladı.

Patlak su borusu sanatı

Eskiden kalma dam gibi yapıların olduğu bir açıklığa geldiğimizde Lak bize buranın eski Manaslu Ana Kampı olduğunu anlattı. Eski yıllarda dağcılar ana kampı burada kurarmış ama sonra köylüler devamlı gelip bir şeyler satmaya çalıştıkları için kampın mahremiyeti kalmaması gerekçesiyle yukarı şimdiki yerine taşınmış. Burada bir kahve molası verdik.

Lak'ın yolda bulduğu kafatası

Lak’ın anlattığına göre kampın yukarı taşınmasındaki gizli sebep ise turizm gelirini arttırmakmış. Özellikle dağcılıkta lojistik alanında epey iyi paralar döndüğü için kampın kolay ulaşılabilir bir yerde olmaması daha iyiymiş. Örneğin, şu anki Ana Kampa dağcılar kendileri helikopterle gelebiliyorlar ama bu helikopterlerin eşya taşımaları devlet tarafından yasaklanmış. Samagun ve diğer köylerden gençler taşıyıcı olarak çalışıyorlarmış günlüğü 4 bin NRP’ye. Kampa tedarik edilen herşey Samagun’dan 1 günlük yürüyüşle taşındığı gibi, kamptaki atıklar da (çöpler ve tuvaletler) varillerle Samagun’a taşınmak zorundaymış. Tuvalet varilini taşımak daha sevimsiz olduğundan o taşıyıcının günlük ücreti 10 bin NRP imiş.

Birendra gölünün turkuaz suları

Bir süre sonra Birendra gölünü yukarıdan gören bir manzara noktasında mola verdik. Bu göl ismini burayı ziyaret eden bir Nepal kralından almış. Nepal 2008 yılına kadar krallık, sonra federal demokratik cumhuriyet oluyor. Lak’ın krallık dönemine özlem duyan konuşmasını farkettiğimizde biraz sohbet ettik. Nepal meclisinde 15 senedir aynı 3 parti varmış: komünistler, maocular ve demokratlar. Bunların hepsi yolsuzluklara batmış ve hiç çalışmıyorlarmış kimse de memnun değilmiş. 2 hafta sonraki genel seçimlere Özgürlük Partisi diye yeni bir parti katılacakmış. Yerel seçimlerde Katmandu’yu almış bu parti, şehirde çok seviliyormuş, şehri tertemiz yapmış. Yeni olmasına rağmen çok popülermiş, kazanabilirmiş. Bunların hepsi Lak‘ın yorumu. (Sonradan takip ettik seçimlerde meclise giremedi bu arada o parti). Halktan insanların kral dönemini özlemle anması çok saçma gelse de Nepal’de komünist ve sosyalist adıyla takılan on tane partinin hiçbirinin adıyla alakası olmaması, rüşvet yolsuzluk ve eşitsizliği beslemelerinin insanlarda ne kadar hayal kırıklığına yol açtığını ve monarşiyi bile özlemeye ittiğini tahmin edebiliyoruz.

Dik patikalardan Manaslu Ana Kampa tırmanış

Böyle kahve molası, politika molası derken biz baya oyalanmışız. Göl manzarasından sonra bir anda eğim %15’lere, sonra 20’lere ve 30’lara çıktı. Dimdik ve sonu gelmeyen bir yokuş…

4500 metrede ana kamp yolunu kesen kar ve buz

Ana kamptan önceki son tepenin başına geldiğimizde saat 14:40 olmuştu ve yaklaşık 1 saatlik daha yolumuz vardı. Devam edersek karanlığa kalacağımız kesinleşmişti. Etsek mi etmesek mi diye düşünürken önümüzde uzanan yokuşun komple buz olduğunu farkettik. Zaten buz kramponları olmadan devam edebilme şansımız yoktu. 4500 metrenin üzerindeydik, ama buraya kadar gelmişken Ana Kampı görmeden dönmek de üzücüydü. O arada tepeden geri dönüş yolunda olan tanımadığımız bir çift geldi. Onların kramponları varmış. İstersek kramponları verebileceklerini ama çok geç olduğunu bunun iyi bir fikir olmadığını söylediler. Lak ve biz de aynı şekilde düşündük ve vazgeçtik. Böylece Lak’ın Manaslu Ana Kamp’ta bizi dans ettirip video çekme fantezisi de patlamış oldu, aslında bir tek ondan kurtulduğumuz için sevindik 🙂 Lak’ın eşi TikTok fenomeniymiş ve Lak’tan böyle bir video istemiş.

Manaslu Ana Kamp'a ulaşamama hatırası

Olabildiğince hızlı bir şekilde inmeye başladık, ama o kadar dik yerde inmek de kolay değildi. Samagun’a tekrar vardığımızda saat 17:00 olmuş, hava kararıyordu. Tea House’a yemek salonuna gittik. Bizim dışımızda Manaslu Ana Kamp’a çıkmayı planlayan diğer iki kişinin de aynı yerden döndüğünü öğrendik. Punggen Gompa’ya gidenler de manzarayı sevmişler ama onlar da manastırı kapalı buldukları için üzgündü. Bir tek Birendra gölü kıyısına gidenler dinlenmiş ve hallerinden memnundular.

Akşam birimiz Dal Bhat birimiz sarımsak çorbası ve pizza yedik. Pizza kötü bir seçimdi. Odanın damı hala su akıtıyordu baya da artmıştı, odayı değiştirdik, yattık.

8.Gün | Samagun-Samdo

🥾 9,5 km
🕒 4,5 saat

Sekizinci gün kısa bir yürüyüş günüydü. Samdo‘ya kadar hem mesafe kısa hem de yokuş az olacaktı. Sabah acele etmeden kahvaltımızı yapıp kahve demledik. 9’da yola çıktık.

Samagun'dan Manaslu zirve manzarası

Yol kısa olduğundan önce Samagun‘dan ayrılmadan kasabadaki büyük manastırı ziyaret etmek istedik. Burada eskiden küçük tarihi bir manastır varmış, ama o kısım artık kapanmış. Yeni ve çok büyük bir manastır inşa edilmiş. Biz gittiğimizde hala bazı kısımlarının inşaatı sürüyordu.

Eski Samagun manastırı
Yeni Samagun manastırı

İçeride fotoğraf çekmenin yasak olduğunu öğrenmeden önce bir fotoğraf çekmiş bulunduk. Yeni yapıları çok sevmememize rağmen bu manastırı gerçekten çok heybetli bulduk.Tibet’te Yedi Yıl filminden fırlamış gibi. Bu arada giriş ücretlerini Lak ısmarladı (700 NRP gibi birşeydi), Larke La geçidinden sonra da beraber raksi içeriz onu da siz ısmarlarsınız dedi. Larke La geçidi bu rotanın en yüksek ve zorlu noktası, bu nedenle ikide bir bahsi geçiyor.

Samagun manastırının içi

Manastırdan çıkışta girdiğimiz yerden değil arka taraftan çıktık. Belirsiz patikalarda Samdo’ya giden yolu bulmaya çalıştık ama bir süre sonra kaybolduğumuzu Lak’ın surat ifadesinden anladık. Sonra Lak Samdo yolunu bulamayacağını anladı ama Birendra gölüne çıkan patikayı buldu ve bir süre sonra kendimizi Birendra’nın kıyısında bulduk.

Kaybolduğumuz yerin güzelliği <3
Birendra gölünde yaklar

Göle bir gün önce tepeden bakmıştık, ama kıyıdan izlemek de çok güzeldi. Zhopkyo ve yaklar göle inmiş keyif yapıyorlardı. Burada üst üste dizilmiş birçok taş gördük. Bunu daha önce de görmüştük: doğa merkezli eski inanışlarda (örneğin Pachamama) dağlara saygı ya da trekking parkurlarında patikanın nereden devam ettiğini simgelemesi… gibi. Lak’ın dediğine göre burada dilek dilemek için yapılıyormuş. Ve taşları üst üste dizen kişi, buraya tekrar geleceğine inanıyormuş.

Yak ve dilek taşları

Birendra gölü kıyısında yakları izleyip kahve içtikten sonra nehir yatağını takip ederek yola bağlanmaya çalıştık. Aslında düzgün bir patika da vardı ama Lak burayı bildiğini, kestirme olduğunu söyledi. Sularda düşe kalka Lak’a saydıra saydıra sonunda Samdo yoluna çıktık.

Tundrada otlanan at

Samdo’ya kadar platoda neredeyse dümdüz bir yürüyüş yaptık. Hiçliğin ortasında Mani duvarlarını geçtik. Hava çok rüzgarlıydı. Dua bayrakları kırbaç gibi dalgalanıyordu.

Samagun platosunda Mani duvarı

Günün tek yokuşu Samdo’ya varmadan kısa dik bir yokuştu. 13:30 gibi Samdo‘ya girerken kar yağışı başladı ve hiç kesilmedi. Hava henüz öğleden sonra olmasına rağmen çok soğuktu. Samdo, 3875 metre rakımda bu bölgenin en yüksekteki köyü. Küçük bir köy ama okul ve tapınak gördük. Burada da Tibetliler yaşıyor.

Samdo köyünde okuldan gelen çocuklar

Köye girdiğimizde tepedeki bir düzlüğe helikopter indiğini ve insanların toplandığını gördük. Merak ettik biz de koşup gittik. Küçük bir kurtarma helikopteriydi. Bir yürüyüşçünün koluna girmiş iki kişi ile helikoptere götürüldüğünü gördük. “AMS” (Akut Dağ Hastalığı ya da yüksek irtifa hastalığı) sözleri kulağımıza çalındı. Yazık, dedik, adam için üzüldük. Gerçi kötü görünmüyordu, kendi de yürüyebiliyordu, niye koluna girdiklerini tam anlamadık (iki gün sonra anlayacağız).

Bir Tea House’a yerleştik. Köyde elektrik var. Odada priz var. NTC hala çekmiyor. Wifi satın aldık. Yine çok zayıf ama epey uğraşıp iyi olduğumuzu belirten birer mesaj gönderebildik.

Yemek salonunda soba yanıyor

Yemek salonunda akşam soba yandı, dışarıda ise yoğun tipi devam ediyordu. Akşam yemeğimiz yine Dal Bhat‘tı, ama şu ana kadar yediklerimizin en kötüsüydü. Bu arada son günlerde sırayla tüm yürüyüşçüler hasta oluyordu. Yolda, Tea House’ta karşılaştığımız kim varsa öksürüp tıksırıyor, boğazı ağrıyordu. Samdo’ya kadar sağlam kalmayı başarmış olanlar da o gün hastalandılar (biz dahil). Genellikle birlikte takıldığımız Hollandalılardan biri akşam baya kötüleşti ve ertesi gün yürüyemeyeceğini söyledi. Samdo‘da bir gün daha dinlenip iyileşmeye çalışacaktı.

Samdo'da hava çok bozuk

Lak ve Hollandalıların rehberi çok içmişler, dilleri dolaşıyordu. Ertesi gün kalınacak Dharmasala‘da kalacak yer olanaklarının çok az olduğunu, erken gidenlerin oda bulabileceğini, geç kalanların yemek salonunda ya da çadırlarda yatabileceğini vs söylediler. Epey sarhoşlardı, pek konuşamadık ama bu durumu ciddiye de aldık. Ertesi gün açıkta kalanlardan olmamak için sabah erken yola çıkmaya karar verdik.

9.Gün | Samdo-Dharmasala

🥾 7 km
🕒 4 saat

Samdo’da sabah 6’da gün aydınlanırken kalktık, hava buz gibiydi. Dışarıdaki çeşmede yüzümüzü yıkamaya gittik, su donmuş akmıyordu. Bütün gece kar yağışı sürmüş ve her yer kar kaplanmıştı. Köyün yollarında da ince bir buz tabakası vardı. Sabah sabah biraz gözümüz korktu açıkçası.

Sabah Samdo'dan çıkarken

O günkü yürüyüşümüz kilometre olarak kısaydı ama çıkışlar dikti. 7 kilometre içerisinde 3875 metreden 4460 metreye çıkacaktık. Ayrıca şu yer bulma sorunu vardı. Midelerimiz pek iyi değildi, boğazımız ve öksürüğümüz ise hiç iyi değildi. Keyifsiz bir kahvaltı yaptık, birer de vitamin aldık. Kahvelerimizi demleyip termoslayıp mecburen 7:30’da yola çıktık.

Patika bu yamaçlardan geçiyor

Dharmasala‘ya giden patika vadinin kıyısında dağ yamacı boyunca devamlı yükselerek devam eden zorlu bir patika. Burada karlı dağ manzaraları çok etkileyici. Yer bulabilelim diye normal tempomuzdan çok daha hızlı yürüdük. Bir yerde kahve molası verdik, onun haricinde hiç durmadık.

Yolda sığınak olabilecek tek yerde kahve molası

Dharmasala’nın mavi çatıları görünürken Begüm’e çarpıntı geldi. İrtifanın etkisi ya da çok hızlı yürüdüğümüzden olabilir. Biraz durup dinlendik, sonra da çok yavaş yavaş yürüdük. Ona rağmen toplam 4 saatte gelmişiz, artık başta nasıl koşturduysak.

Dharmasala burası

Dharmasala (4460 m) bir köy değil, sadece yürüyüşçüler için yapılmış bir yer. Üç tane Tea House, toplam 20-25 tane oda var. Oda dediysek, dört duvar ve teneke bir üst kaplama, daha çok hayvan damı gibi. Odaların tabanı yok (normal taş toprak). Aydınlatma ve priz yok, zaten burada elektrik yok. Ama bu kez güneş enerjisi de yok. Wifi yok, NTC zaten çekmiyor. Üç Tea House’tan odaları en kötü görünenine yerleştik, ama Lak buranın en iyisi olduğunu çünkü akşam yemek salonunda soba yandığını söyledi. Soba önemli tabii.

Dharmasala'daki "odamız"

Dharmasala‘ya vardığımızda henüz öğlen bile olmamıştı, önümüzde koca bir gün vardı. Başta yürüyüşün sıcaklığıyla farketmemiştik ama durdukça havanın aşırı soğuk olduğunu farkettik. Yanımızdaki tüm montları eldivenleri üst üste giydik, sağa sola gezinip vakit geçirmeye çalıştık.

Geç kalanlar çadırlara yerleştiriliyor

Yavaş yavaş diğer yürüyüşçüler de geliyordu ve bir süre sonra tüm odalar doldu. Sonrasında gelen yürüyüşçüler ve rehberler çadırlara yerleştirildiler. Halimize şükrettik. Öğleden sonra sert bir kar fırtınası başladı. Rüzgar ve soğuktan dışarıda durulmuyordu.

Dharmasala'da Michelin lastik adam olduk

Saat 17:00 gibi hava kararırken yemek salonunun ayrılmış bir bölmesinde beklenen soba yandı. Herkesle beraber küçücük odaya doluştuk ısınmaya çalıştık. Sobada tezek yakılıyor çünkü bu yükseklikte ağaç odun da yok.

Tezek sobasının başında

Midemiz iyi olmadığından akşam yemeğinde makarna yedik. Odada devamlı tüpte sıcak su kaynatıp sıcak birşeyler içmeye çalışıyorduk ama içecek 10 saniye falan sıcak kalıyordu. Lak yatmadan önce su kaynatıp termoslara koymamızı söyledi, çünkü sabah açıktaki tüm sular donmuş olacaktı.

Manaslu yürüyüşünün en zorlu günü yarındı: hem en yüksek nokta olan Larke La geçidine tırmanılacak, hem de üstüne uzun kilometreler yürünecekti dolayısıyla yürüyüşün çok erken başlaması gerekiyordu. Çoğu kişi gece 3’te kalkıp 4’te kafa fenerleriyle yürüyüşe başlayacaktı. Lak karanlıkta yürümeyi sevmediğini, ayrıca bizim mola vermediğimizde baya hızlı yürüdüğümüzü bir şekilde arayı kapatabileceğimizi, 5’te çıkmamızın yeterli olduğunu söyledi. Erkenden yattık, ama gece soğuktan defalarca uyandık.

Dharmasa'da kar fırtınası

10.Gün | Dharmasala’dan acil dönüş

Gece 04:30’da kalktık. Hava aşırı soğuktu, hiç böyle soğuk görmedik diyebiliriz. Tea House’ların yanından akan dere donmuştu. Önceki akşam termosa koyduğumuz suların bile yüzeyleri buz tutmuştu. Tekrar su kaynattık ve termoslara doldurduk. Bu arada yürüyüşçüler gruplar halinde çoktan yola çıkmaya başlamıştı. Hava hala karanlık olduğundan ilerideki tepede tek tek yanan kafa fenerlerinin ışıklarını görebiliyorduk.

Kahvaltı yaptık, yine mideler kötüydü ve iştahsızlık vardı. Diazomidlerimizden birer tane aldık ve toparlanıp yürüyüşe başladık. Herkes gitmişti, biz de baya geç kalmıştık aslında, saat 05:45’ti.

Daha Dharmasala‘dan çıkıp 50-100 metre kadar yükselmiştik ki Begüm şiddetli baş dönmesi ve bulantı ile durdu. Elleri önce karıncalanmaya başladı, sonra da komple donma hissettiğini söyledi. Lak, AMS (yükseklik hastalığı) belirtilerini hemen tanıdı, aslında bizim de bir şüphemiz yoktu. Biraz panikledik. Dharmasala’ya çok yakındık, hemen geldiğimiz yere tekrar indik. Bu arada Begüm el ve ayaklarını hissetmiyordu ve nefes almakta zorlanıyordu.

Yukarıdan Dharmasala

Tea House’ta çalışanlardan yardım istedik. Sıcak çay yaptılar ve bir odayı açtılar. Begüm uyku tulumu ve üstüne 4-5 kat battaniyeyle uzandı, ısınmaya çalıştı. Yarım saat kadar sonra epey toparlamıştı. Yükseklik hastalığı alışılan irtifaya dönüldüğünde hızlıca düzelen birşey. Tabii uzun süre maruz kalma durumunda beyin hasarı, uzuv kaybı ya da ölüm gibi ciddi sonuçları var, yüksek irtifa dağcılarının da karşılaştığı böyle birşey. Ama bizdeki gibi hafif belirtiler, farkedildiğinde hemen irtifa düşürerek sorunsuz bir şekilde atlatılabiliyor.

Polar üstü kaz tüyü mont üstü uyku tulumu üstü iki kat battaniye :(

Lak, kurtarma helikopteri çağırabileceğini ya da geldiğimiz yolu yürüyerek geri dönebileceğimizi ya da o gün Dharmasala‘da dinlenip yarın tekrar Larke La geçidini zorlayabileceğimizi söyledi. Dharmasala’da kalmak istemiyorduk, çok soğuktu, Begüm hala halsizdi ve ertesi gün tekrar aynı durumu yaşayıp yaşamayacağımızı bilmiyorduk. Dahası yükseklik hastalığı belirtileri azalmıştı ama üst solunum yollarımız feci durumdaydı, ikimiz de öksürmekten konuşamıyorduk. Geri dönmek ya da helikopter fikri daha cazipti.

Helikopterle kurtarma

Dharmasala’da telefon çekmiyor. Lak başka bir Tea House’taki telsizle Samdo köyüne ulaşıp onlara trekking firmasını aratmayı denedi ama telsiz çalışmadı. Samdo’da uydu telefonu varmış. Lak oraya gidip şirketle görüşüp geri dönmeye niyetlendi ama hem onun için çok yorucu olacaktı hem de bu iş en az 5-6 saat sürecekti. Yavaş yavaş beraberce Samdo’ya gidelim dedik ve yola çıktık.

Bir gün önce 4 saatte gittiğimiz yolu iniş olduğu için 3 saatte döndük, Samdo‘ya geldik. Lak Samdo’da bir Tea House’un uydu telefonundan trekking firmasını aradı. Onlarla görüştükten sonra tavrı biraz değişti, helikopter çağırmanın en doğrusu olacağını söylemeye başladı. Biz de tabii ki helikopterle dönmeyi tercih ederdik ama sigortanın karşılayıp karşılamayacağından şüpheliydik o yüzden direkt kabul etmedik. Trekking firması bu kez bizimle görüşmek için Tea House’u aradı. Adamların ısrarından biraz huylandık ve sigortamızı aramalarını, sigorta karşılayacağını söylüyorsa onların onayıyla helikopter çağırabileceklerini, aksi takdirde kesinlikle çağırmamalarını söyledik. Trekking firmasındaki muhattabımız ise sigorta şirketini bir önceki konuşmadan sonra hemen aradığını, sigortamızın karşıladığını ayrıca yükseklik hastalığının çok tehlikeli olduğunu, bazen geç belirtilerinin de ortaya çıktığını ve mutlaka hastanede en az 1 gece müşahede altına alınmamız gerektiğini söyledi.

Şimdi burada bir parantez açalım. Hastaneye helikopterle transfer bizim için çok lüks görünebilir ama bulunduğumuz yerdeki tek ulaşım aracı helikopter. Bunun alternatifi 5 gün yürüyerek karayolu ulaşımı olan bir noktaya çıkmak. Dolayısıyla acil bir durumda hastaneye transferiniz gerekiyorsa sigorta şirketinin bunu karşılaması gerekir. Uluslararası sigortacılık metinlerine göre 4500 metre üzeri tüm faaliyetler tehlikeli spor/dağcılık kategorisine giriyor ve sigorta şirketleri bu tip faaliyetler için ekstra ücretlendirilen özel bir sigorta yapıyor. Türkiye’deki sigorta şirketlerinde böyle bir seçenek yok. Ama ister yerel ister uluslararası hangi sigorta şirketi olursa olsun 4500 metre rakımın altında normal sigorta kapsamına dahilsiniz ve hastaneye transfer için de tek yöntem helikopterse bunu karşılamak zorundalar. En azından teoride böyle olmalı çünkü bunun aksini belirten bir ifade poliçelerde yer almıyor.

Bütün gezilerimizde seyahat sağlık sigortası yaptıran insanlar olarak ilk defa sigortaya ihtiyacımız oldu ve o da bu şekilde oldu 🙂 Sigorta şirketinin bize ödeme yapmamak için her türlü çamura yatmaya çalışacağını tahmin ediyorduk ama sonuçta trekking firması onlarla iletişime geçmişti, durumdan haberdarlardı ve poliçede yazanlar belliydi. Trekking firmasındaki adam yükseklik hastalığı konuşmasıyla bizi iyice panikletmişti. “Madem sigortadan da onay aldınız çağırın o zaman helikopteri” dedik. Trekking firması helikopter firmasını arıyor, ama helikopterler öyle kafalarına göre inip kalkamıyor. Gideceği bölgeye dair devletten bir izin almaları gerekiyor, o izin için de bizim pasaport bilgilerimiz ve Manaslu izin belgelerimize ihtiyaçları var. Bizim trekking firması izinleri kağıt olarak bize vermiş, kendileri bir kopyasını bile almamışlar. Lak‘tan izin belgelerinin fotoğraflarını istediler ama Samdo‘da tabii ki internet yok. Şaka gibi.

Gelirkenden biliyoruz: Samagun-Samdo yolunun bir yerine kadar NTC çekiyor. Lak “Siz bekleyin ben Samagun’a doğru yola çıkayım telefonun çektiği yerde fotoğrafları yollarım, onlar da helikopteri çağırır” dedi ama bahsettiği kaç saatlik yol. Hala helikopter işinin de yaş olduğunu düşünüyorduk, dolayısıyla Samagun‘a hep beraber gitmeye karar verdik. En azından helikopter falan olmasa da dönüş yolunu kısaltmış olurduk. Böylece yine yola çıktık.

Samagun yolunun ortasında Lak’ın telefonu çekmeye başladı, fotoğrafları yolladı. Kısa bir süre sonra firma arayıp 16:15’te helikopterin Samagun’da olacağını haber verdi. Helikopter rastgele bir yere inemiyor, sadece piste inebiliyormuş ve dakiklik çok önemliymiş. Samagun‘daki piste yetişmek için resmen koştura koştura yola devam ettik. Böylece sözde hasta halimizle toplam 15 km yürümüş olduk!

Helikoptere tam zamanında yetiştik. En yakın şehir Pokhara‘ydı, oradaki bir hastaneye götürülecektik. (Biz zaten normal planımızda da bu yürüyüş sonrası Pokhara’ya gidecektik). Sadece 3 yolcu kapasiteli minik helikopterle yarım saatlik uçuşla Pokhara’ya geldik. Himalayalara serpiştirilmiş dağ köylerini ve Begnas gölünü havadan görmek çok ilginçti ama biz daha çok kendi derdimizdeydik.

Helikopterde

Pokhara’da hastane süreci

Helikopterle Pokhara’da özel bir piste iniş yaptıktan sonra pasaport bilgilerimiz alındı ve hastaneye gidecek ambulansı beklememiz söylendi. 10 dakika sonra bir jeep geldi (ambulans oymuş) ve bir turist hastanesine götürüldük. Pokhara ve Katmandu’da sadece yabancılara bakan turist hastaneleri var.

Hastane sağlık ocağından biraz büyükçe, temiz, lüks görünümlü ama belli ki tıbbi olanakları zayıf bir hastaneydi. Girişte pasaportlarımız alındı, acil doktoruna götürüldük. Burada Lak bize veda edip Katmandu’ya dönmek üzere ayrıldı. Rehber tipi olarak 100 Euro verdik, almak istemedi, üzüleceğimizi söyledik zorla aldı. Rehberli yürüyüşlerde tip mutlaka veriliyor aslında, neden reddettiğini tam anlamadık, bu tatsız durum yaşandığı için almak istemediğini düşündük.

Doktor durumumuzu sorunca 4450 metrede çarpıntı, baş dönmesi, bulantı ve donma yaşadığımızı ve sonra irtifa kaybedince toparlandığımızı, şu an tek şikayetimizin yorgunluk, öksürük ve nefes darlığı olduğunu anlattık. Doktor trekking firmasındaki adamın söylediklerine benzer konuştu ve müşahede altına alınacağımızı, o arada gerekli testlerin yapılacağını oksijen, serum ve ilaçlar verileceğini, EKG çekileceğini vs vs söyledi. Doktoru ilk ve son görüşümüz o oldu.

Pokhara'da hastane odası

Birkaç tahlil verdikten sonra Begüm’ü özel odaya aldılar. Temiz pijama verildi, sandviç geldi ve en güzeli odada harika bir sıcak duş vardı. 10 günün ardından duş yapmak ve üşümeden yatıyor olmak keyfimizi yerine getirdi. Bu arada genel muayene, EKG, kan-idrar tahlili ve mentollü buhar makinesi dışında herhangi bir medikal ilgi görmedik.

Dolandırıcılık şebekesi

Eveet buraya kadar okuyanlar belki de çoktan durumu anlamıştır ama bizim jeton ancak hastanede WiFi’a ulaşıp sigorta şirketini aradıktan sonra düştü.

Sigorta şirketinin hiçbir şeyden haberi yoktu, kimse onlara haber vermemişti. Zaten telefondaki kadın helikopteri duyunca “Ney?!” diye çığlık attı resmen. Yine de yalandan belgelerimizi istedi ama baştan helikopterle transfer masrafını sigortanın karşılamasının imkansız olduğunu söyledi. “Nasıl olur” dedik ama sonuçta bırakın helikopteri hastane masrafını bile kabul etmedi bizim sigorta 🙂 Dağlarda yapılan her yürüyüşü (irtifa farketmeksizin) dağcılık sayıyorlarmış ve kapsam dışıymış. “Böyle şey mi olur, bütün dünyada standartları aynı bunun, sizde farklıysa niye poliçede belirtilmiyor” dedik ama sonuç alamadık.

Bu arada trekking firması sigortayla irtibata geçmemesinden kaynaklı bizden paparayı yediği için, helikopter şirketi ve hastane ise paralarının peşine düştüğü için devamlı sigorta şirketini arıyor, mail ve mesaj atıyordu. Tabii ki sigorta şirketi tenezzül edip onlara cevap bile vermemiş.

Hastanede bizim karşı odada Belçikalı bir yürüyüşçü kalıyordu. 3 gündür hastanede rehinmiş, sigortanın hastaneye yapacağı ödemeyi bekliyordu. Sonra biz ne çeşit bir sorunun içine düştük diye düşünmeye başladık. İnternette bir arama yaptık ki… öf öf.

Onlarca haber sitesinde çıkmış haberler ve forumlarda yazılanlar… Trekking firması, helikopter şirketi ve turist hastanelerinin ortak çalışıp sahte bir acil kurtarma durumu yaratmaları, turistin sigorta şirketine şişirilmiş bir masraf çıkarmaları ve sonuçta da geliri bölüşmeleri şeklinde özetlenebilecek bir dolandırıcılık biçimiymiş bu. Gazetelerde sigorta şirketlerinin hastanelere açtığı yüzlerce davayı ve bunların sonucu bizim hastane de dahil beş hastanenin inceleme altında olduğunu, birkaç hastanenin ise aynı sebepten uluslararası sigorta şirketleri tarafından karalisteye alındığını ve bunlardan gelen raporların hiç işleme alınmadığını okuduk. Haberlerde bizim trekking firmasının da şüpheli olarak adı geçiyordu, birkaç da helikopter şirketi vardı.

Dolandırıcılık yöntemi tamamen sigorta hedefli çalışıyor. Nepal’e gelen turistin çoğu Avrupa‘dan, bir kısmı Amerika’dan ve gelişmiş uzakdoğu ülkelerinden geliyor. Bunlar tüketici hakları diye birşeyin olduğu ülkeler olduğu için sigorta şirketleri de kriz durumunda az çok müşteri odaklı davranmak zorunda, diyelim. Örneğin müşterisi bir ülkede hastalanıyor ve ciddi bir hastane faturası çıkıyor. Sigorta şirketi önce hastane parasını tartışmadan ödüyor, gerekiyorsa müşterisini sağ salim ülkeye geri getiriyor, sonradan gereksiz bir harcama görürse faturaları incelemeye alıyor ve en kötü olasılıkta cezayı hastaneye kesiyor, müşterisine değil. Bizde ise durum bildiğiniz gibi: “Siz hele bir ödeyin. Sonra belgelerinizi getirin bakalım belki size zararınızı öderiz”. En iyi ihtimalle aylarca beklersiniz, yüzde doksan hiçbir şey karşılamazlar. Bir biçimde “sigortanız kapsamıyor” olur. Bu sigorta, garanti şartnamesi vs vs herşeyde böyle malesef.

Bizim dolandırıcılık şebekesinin hatası bizi Avrupalı varsayarak oldu galiba. Halbuki bizde sistem Orta Doğu usülü işliyor. Sonuç olarak bizim sigorta şirketi hiçbir şeyi karşılamadı. Biz hastanenin çıkardığı şişirilmiş faturayı (1000 dolar) ödeyerek kendimizi rehin kalmaktan kurtarmak zorunda kaldık. Helikopter firması ise 5200 dolar bir fatura çıkardı.

Pokhara’da turizm polisi karakoluna gittik ve gazetelerdeki haberleri de göstererek dolandırıcılık kurbanı olduğumuzu açıkladık. Polis hiç ilgilenmedi, not bile tutmadı. Bu arada Nepal hırsızlık, gasp ve diğer adi suçlar açısından gerçekten güvenli bir yer sayılır. Nepal’de başınıza korkunç şeyler gelmeyeceğine güvenebilirsiniz. İnsanları da hep iyi insanlar. Yalnız rüşvet konusunda da epey yerleşik bir kültür var malesef. Devlet ve polis işlerinde mutlaka bir rüşvetçiliğe denk geliyorsunuz. Bu dolandırıcılık şebekeleri polisle de ortak oldukları için muhtemelen hiçbir zaman bu tip şikayetler yerinde kayda alınmıyor. Açık açık rüşvet istenmesi de bizim bir kere başımıza geldi, okumak için Pokhara yazımıza buyrun:

Nepal | Sakin şehir Pokhara

Karakoldan sonra büyükelçiliğe başvurmak istedik ama Türkiye’nin Nepal büyükelçiliği yokmuş, buraya Hindistan büyükelçisi bakıyormuş. “Durumumuz acil yardım edin” diye dışişleri bakanlığı üzerinden talep oluşturduk, 2 hafta sonra mail yoluyla cevap geldi: “Talebiniz ulaşmıştır, sorununuzu anlatın işleme alacağız”, diye 🙂 Breh breh breh…

Helikopter şirketi bu arada sigortadan para beklemeyi 10 gün boyunca sürdürdü. Sonunda bir sonuç alamayacağını anlayınca parayı bizden istedi ama bizim böyle bir paramız yoktu tabii ki. Normalde bu arada 3 kişilik küçük helikopter ücreti 1500-2000 dolar civarı ücretlendiriliyormuş turistlere, dolayısıyla tıpkı hastane gibi bu fatura da epey şişirilmişti.

Bazı dersler çıkarmak

Daha önce de dediğimiz gibi bu dolandırıcılık bireyleri hedefleyen bir dolandırıcılık değil hedef sigorta. Sigortadan parayı alamayınca ücreti bizden tahsil etmek yönünde çok da baskıcı olmadılar. Sonuçta helikopteri çağıran bile biz değildik, yani resmiyette de bizi zorlayabilecekleri birşey yoktu. Yine de bu durum bizi çok strese soktu ve 3 ay kalmayı düşündüğümüz Nepal gezimizi 1,5 ayda bitirmemize sebep oldu. Pokhara’dan sonra Annapurna dağlarındaki yürüyüşleri yaptıktan sonra Everest Base Camp ve Langtang yürüyüşlerine gidemeden Nepal’den ayrıldık.

Strese girmiş haliniz bu mu, olayın üstüne 1 ay daha gezmişsiniz diye düşünmeyin. İlk günler karakol, büyükelçilik, o bu derken koşturmadığımız yer kalmadı, geceleri uyku uyuyamadık. Lak’ın bu dolandırıcılığın bir parçası olup olmadığını, sigortanın ödemediği bizim de zaten ödeyemeyeceğimiz para yüzünden bir zarar görüp görmeyeceğini, bir sürü şey düşündük. Ama Lak daha önce de dediğimiz gibi iyi birisiydi. Trekking firmasıyla görüşene kadar bize helikopterle ilgili herhangi bir yönlendirme yapmadığı gibi görüştükten sonra da asıl baskı ondan gelmemişti, firmadaki adam bastırmıştı. Helikopteri çağıran da o değildi, halbuki okuduğumuz diğer haberlerde hep rehberin helikopteri çağırdığından ve bundan bir komisyon aldığından bahsediliyordu. Yine de dönen dolabı biliyordu ve sıkıntı yaşayacağımızı düşünmüş olmalıydı ki vedalaşırken alınması adetten olan rehber tipini almak istememişti. Sonrasında ise helikopter firmasıyla hiçbir irtibatı olmamıştı muhtemelen ki bizimle iletişime geçme kanalı olmasına rağmen sadece birkaç kez sağlığımızı sormak için bir kez de ailesiyle Dal Bhat yerken fotoğrafını paylaşmak için bize yazdı, ödenmeyen paradan hiç bahsetmedi.

Bizim bu olaydan çıkardığımızsa tonla ders oldu. En önemlisi kriz anında soğukkanlı düşünebilmek, panik yapmamak ve her şeye atlamamak. Yükseklik hastalığı belirtileri vururken profesyonel olmayan bir insanın paniklemesi doğal ama sonrasında görece stabil bir duruma gelince artık o korku psikolojisinden çıkıp mantıklı kararlar alabilmek gerekir. Yapabileceğimiz en doğru şey o gün dinlenip ertesi gün devam etmek olurdu ama o sırada bu nedense imkansız gibi gelmişti. Hadi o imkansız geldi, geri yürümek bile daha iyi bir karardı. Ama helikopter olasılığı ortaya çıkınca biz de yeterince sorgulamadan, gerçekten helikopterlik kadar acil miyiz demeden angaje olduk. Halbuki bir an mantıklı düşünsek direkt bu işin içinde bir iş var derdik.

İkinci ders: ucuzcu olmamak, ucuza şüpheyle yaklaşmak. Türk parasıyla gezerken ucuza kaçmamayı nasıl başaracağız derseniz buna bir cevabımız yok 🙂 Haberlerde okuduğumuzdan anladığımız bu dolandırıcılığı yapanlar hep bu tip ucuz tur firmalarıymış. Bu turu bu kadar düşük kar marjıyla, en yakın rakibinin yarı fiyatından da ucuza satan firma başka bir yerden ciddi bir para kazanıyor demektir. Yani nasıl “Bir şey bedava ise ürün sensin” denir ya, burada da sigorta firmasına karşı ürün turistler oluyor tam olarak.

Üçüncü ders: gerçekçi olmak, vücudunu dinlemek, gaza gelmemek. Bizim en büyük problemlerimizden birisi çok tezcanlı olmamız ve kolay gaza gelmemiz. İlk yürüyüşümüzü Peru’da yapmıştık, 5 günlük Salkantay rotasıydı. Ondan başka da uzun mesafe yürüyüşü deneyimimiz olmamıştı. 12 günlük bir yüksek irtifa yürüyüşü için full kondisyonda olmadığımız kesindi 🙂 Bu yürüyüşe yeltenmemek değil ama daha ağırdan alan bir plan yapmalıydık. Vücudumuz aslında günlerce sinyal vermişti ama dinlememiştik. Araya dinlenme günleri koymalıydık, rehberimiz turu hızlandırmak istediğinde onay vermemeliydik vs vs.

Manaslu Circuit yapmak isteyenlere öneriler

Bütün gördüklerimiz ve çıkardığımız dersler ışığında Manaslu Circuit rotasını yürümek isteyenler için önerilerimizi aşağıda toparlıyoruz:

1- Manaslu Circuit, diğer popüler rotalara göre çok daha fazla kırsal ve kültürel deneyim yaşayabileceğiniz, birçoğuna göre çok daha el değmemiş bir rota. Geçtiğiniz köyler turistler için yapılmış yerler değil, gerçekten dağ köyleri. Bu açıdan bizce özel bir yeri var. Annapurna ve Everest gibi popüler bölgelerde yürüyüşler yapacaksanız da mutlaka ek olarak Manaslu, Nar Phu ya da Kanchenjunga gibi gerçek Himalaya dağ hayatı görebileceğiniz en az bir yürüyüş daha yapın.

Manaslu'da Tibetli bir kadın dua çarkıyla

2- Manaslu, Mart-Haziran ve Eylül-Kasım arası dönemlerde yürünebiliyor. Geri kalan zamanlarda rota muson yağışlarından veya kar yağışlarından kaynaklı kapalı. Bu arada Mart ve Kasım ayları da mecburi değilse tercih edilmemeli, en az 4 gün çok soğuklarda kalıyorsunuz.

Şu tabloda "Challenging" yazan yürüyüşleri hafife almamanızı öneririz

3- Manaslu tam bir dayanıklılık rotası. Bundan kaynaklı Nepal’deki en zorlu yürüyüşlerden biri olarak sınıflandırılıyor. Rakım olarak kademeli yükseliyorsunuz, dolayısıyla yüksek irtifa şoku daha az yaşıyorsunuz o açıdan ideal. Fakat yürüyüş günleri çok uzun ve patikalar çok zorlu. Hatta patika yok çoğu gün, keçi gibi kayalardan inip çıkıyorsunuz. O nedenle kendinizi ironman gibi hissetmiyorsanız mutlaka kendinize vakit tanıyın, 12 günde bitireceğim diye tutturmayın. Bazı bölümlerde köylerin arası çok açık olduğu için mecburen uzun yürümek zorundasınız ama aralara dinlenme günü koyabilir, daha sık köylerin olduğu bölümlerde yolu parçalara ayırabilirsiniz. Bu arada gerçekten de el değmemiş bu bölgelerde daha fazla zaman geçirmek zaten başlı başına güzel, yarış mantığına girmeyin keyfini çıkarmaya bakın.

Manaslu'da saman taşıyan bir köylü

4- Manaslu bireysel yürüyüşe izin verilmeyen bir bölge, o nedenle rehber zorunlu. Bu arada tek başınıza bir rehberle de yürüyemiyorsunuz rehberle beraber grubun en az 3 kişi olması gerekiyor. Daha önce de dediğimiz gibi biz grup, tur gibi yürüyüşleri hiç sevmiyoruz kendimizi baskı altında hissediyoruz. Burada bağımsız yürüme şansımız olsaydı onu tercih ederdik. Ama olmadığı için nacizane şu tavsiyede bulunacağız: bir trekking firmasıyla değil bağımsız bir rehberle anlaşın. Şehirde hostel, cafe gibi yerlere sorarak bir rehber bulabilirsiniz. Rehberle rotanızı detaylı planlayın, esnekliklere de açık olmasını sağlayın. Böylece hem bir aracı olmadığı için fiyat daha uyguna gelir, hem de kalacağınız yerleri kendiniz seçebilir, istediğiniz zaman plan değiştirebilir başka köyde kalabilir, rotanızı ihtiyaca göre yavaşlatabilir ya da hızlandırabilirsiniz.

Manaslu'da asma köprüden geçen köylüler ve hayvanları

5- Bu öneri sadece Manaslu değil tüm uzun mesafe yürüyüşleri için: çantanızı hafif tutun. Acil durumlar için hafif atıştırmalıklar dışında yiyecek almayın. Öğle ve akşam yemeklerini dışardan yemek biraz daha masrafı arttıracaktır ama öbür türlüsü gerçekten değmez. Manaslu için havlu da almanıza gerek yok aslında, nasolsa duş alamayacaksınız 🙂 İki pantolon, bir şort, iki tişört, mont, polar, eldiven-bere, içlik, uyku tulumları, termos, powerbank ve trekking çubukları, bunlar yeterli. Bir de Manaslu Ana Kampı’na çıkacaksanız buz kramponu. Yükseklik hastalığı için Diazomid, ağrı kesici, ishal ilacı, yara bandı, sargı, Tylol Hot ve boğaz pastili de mutlaka yanınızda bulundurun. Güneş panelini de boşuna taşımışız mesela, sadece 2 gün elektrik yok bu rotada, powerbank yeterli.

Nepal’e 27 Ekim 2022 günü geldik. Nepal’e havayoluyla geliyorsanız tek uluslararası havalimanı Katmandu’da olduğundan ilk ve son olarak göreceğiniz yer Katmandu şehri olacak.

Katmandu, 1.5 milyon nüfusuyla Nepal’in en büyük şehri ve başkenti. Nepal kırsalı, dağları, köyleri ne kadar dünyadan uzak sessiz sakinse başkent Katmandu da bir o kadar gürültülü, keşmekeşli ve hareketli.

Katmandu'nun alamet-i farikası kablo direkleri

Biz Nepal’e daha önce 2013 yılında gelmiştik. 10 günlük bir Hindistan-Nepal turuydu, 3 günü Nepal’de Katmandu’da geçiyordu. Aklımızda sadece Hindistan’a benzer, rengarenk, tütsülü-dumanlı mistik bir şehir kalmış. Bu kez ise derinlemesine görmek istedik bu güzel ülkeyi ve 3 aylık bir plan yaptık. Bu kadar uzun planlamamızın ana sebebi Himalayaları keşfetmek, bunun için uzuuun yürüyüşler yapmak istememizdi. Bazı olaylar silsilesi ile gezimizi kısaltmak zorunda kaldık (1.5 ay). Bir gün tekrar bu ülkeye döneceğiz artık mecbur. Bu arada her ülkenin bir turizm sloganı vardır ya, Nepal’inki: “Once is not enough”. Sahiden de öyle, en azından bizim için Nepal’in hakkı üçtür gibi görünüyor 🙂

Katmandu'da her ara sokakta sunaklara rastlayabilirsiniz

Havalimanı

Katmandu Havalimanı Tribhuvan International Airport dış ve iç hat uçuşlarının yapıldığı yer. Tarihi ve turistik bölgeye 5-6 km uzaklıkta bulunan küçük ve düzenli bir havalimanı. Nepal, Hint vatandaşları haricinde bütün dünyaya tek tip Kapıda Vize uyguluyor. Yani gitmeden önce yapmanız gereken bir şey yok, tek ihtiyacınız olan en az 6 ay geçerliliği olan bir pasaport.

Uçaktan inip valizlerinizi aldıktan sonra pasaport alanına gidip vizenizi alıyorsunuz. Şu aşamalardan oluşuyor:
1- Online başvuru: Nepal devlet sitesinden form doldurup vize başvurusu yapıyorsunuz. Başvuruda geldiğiniz uçuş bilgileri soruluyor (biletinizi atmayın), kalacağınız yer soruluyor (sallayabilirsiniz). Biz havalimanındaki kiosklardan yaptık ve fotoğrafını çektik. Telefonunuzdan havalimanının wifi’ına bağlanıp aynı siteye girerek de yapabilirsiniz. Bu formda ne sürelik vize istediğinizi de belirtiyorsunuz. 3 seçenek var: 15 gün (30 dolar), 30 gün (50 dolar), 90 gün (125 dolar)
2- Vezneye gidip başvuru formunuzun fotoğrafını gösterip vize ücretini yatırıyorsunuz.
3- Elinizdeki form, ödeme dekontu ve pasaportunuzla pasaport memuruna gidiyorsunuz, pasaportunuza vize basılıyor ve geçiyorsunuz.
Toplam yarım saat kadar sürüyor bu işlemlerin tamamı.

Havalimanında döviz büroları bulunuyor. Burada sadece az bir miktar para bozdurmak mantıklı (komisyon alınıyor). Nepal’de Nepal Rupisi (NPR) kullanılıyor, biz oradayken 1 dolar yaklaşık 130 NPR idi.

Havalimanından çıkmadan ücretsiz wifi’ın nimetlerinden faydalanıp son kez internette bakmanız gereken hostel, cafe vb şeylere bakabilirsiniz.

Havalimanından çıktığınız anda taksiciler ve otel/hostel elemanları etrafınızı sarıp nereye gidiyorsunuz diye üzerinize üşüşüyor. Thamel’e gidiyorsanız havalimanı taksisi 800 NPR istiyor (pazarlıksız sabit fiyat). Dış hat binasından çıkıp sola yürüyüp yola çıkarsanız buradan geçen taksilerle pazarlık yapabilirsiniz, yaklaşık 500 NPR civarına anlaşılabilir. Nepal’de taksilerde taksimetre yok ama ortalama söylenen bir fiyat var: kilometre başına 1 dolar, pazarlıkla kilometre başına 100 NPR civarına düşürülebiliyor. Taksilerle her zaman binmeden önce fiyatta anlaşmak gerekiyor.

Biz Thamel civarında bir hostele yerleşmek istiyorduk ama yerleri görmeden de rezervasyon yapmak istememiştik. O yüzden gideceğimiz net bir yer yoktu. Sabah çok erkendi, acelemiz de yoktu. O yüzden havalimanındaki turizm ofisine otobüsleri sorduk, çok uzak değilmiş. Havalimanından çıkıp soldan anayola devam edince 10 dakika mesafede Sinamangal sokağı var, oradan Thamel’e giden halk otobüsleri geçiyor. (Mapsme’den Sinamangal otobüs durağını bulabilirsiniz). Thamel’e otobüs kişi başı 30 NPR, yarım saat kadar sürüyor.

Katmandu havalimanından Thamel'e otobüs

Özetle Nepal’de taksi pahalı, otobüs ise çok ucuz. Kalkış zamanını beklemezseniz zaman olarak aralarında pek fark yok çünkü taksi de aynı trafiğe girip kitlenip kalıyor otobüs de. Şehiriçi otobüs fiyatlandırması mesafeye göre 20-50 NPR arasında değişiyor.

Katmandu Vadisi

Katmandu coğrafi olarak Nepal’in ortasında, Himalayalarla çevrili çanak şeklindeki Katmandu Vadisi’nde bulunuyor. Rakımı 1400 m, yani etrafındaki dev dağların arasında oldukça alçakta kalıyor ve iklimi yumuşak. Arkeolojik buluntulara göre Katmandu Vadisi’nin tarih öncesinde büyük bir göl olduğu kesin, hatta güncel uydu görüntülerinden bile anlaşılabiliyor. Mitolojik hikayesi de göle referans veriyor:

Bodhisattva (Budizm-aydınlanmış olan) Manjushri inzivasında bir vizyonunda dev bir lotus (nilüfer) çiçeği üzerine ışık düştüğünü görür. Dev lotusu arar ve Katmandu gölünün ortasında bulur. Manjushri kılıcıyla göle bir kesik atar, göl yarılır ve suyu çekilir. Gölden geriye vadi kalır, dev lotus ise bir stupaya dönüşür. Katmandu Vadisi ve Swayambhunath Tapınağı’nın hikayesi işte böyle.

670 km2‘lik vadide Katmandu şehriyle beraber Bhaktapur ve Lalitpur/Patan şehirleri de bulunuyor. Nepal’in neredeyse tüm kültürel mirası Katmandu Vadisi’nde toplanmış. Bunların yedisi UNESCO Kültür Mirası listesinde yer alıyor:

  • Katmandu Durbar Meydanı
  • Bhaktapur Durbar Meydanı
  • Patan Durbar Meydanı
  • Boudhanath Tapınağı (Katmandu)
  • Pashupatinath Tapınağı (Katmandu)
  • Swayambhunath Tapınağı (Katmandu)
  • Changu Narayan Tapınağı (Bhaktapur)

Bhaktapur ve Patan şehirleri daha çok günübirlik şekilde geziliyor. Yani Katmandu’da bir yere yerleşip etrafını buradan gezmek daha mantıklı denebilir. Biz her ikisini de önceki gelişimizde gördüğümüzden tekrar gitmek istemedik. Katmandu Vadisi’ndeki üç Durbar meydanı birbirine epey benziyor bu arada.

Katmandu Vadisi’ni yukarıdan görebildiğiniz en popüler yer Nagarkot tepesi. Buraya otobüsle ya da Katmandu’dan 3 günlük bir yürüyüşle gidebiliyorsunuz. Uzun yürüyüşlere hazırlık için sıklıkla tercih edilen bir yürüyüş bu.

Katmandu şehrine tepeden bakmak için şehiriçi bir seçenek de Kopan Manastırı. Boudha mahallesinden 2 saatlik bir yürüyüşle tepedeki Kopan semtine çıkılıyor (ya da otobüsle). Yalnız önce manastırın durumunu öğrenmekte fayda var, biz gittiğimizde içeri giremedik sadece şehri yukarıdan görmekle yetindik. Burada bulunan büyük Kopan Manastırı (Budist) Kasım-Aralık aylarında eğitim nedeniyle ziyarete kapalıymış. Bu arada bu eğitimlere yabancıların ilgisi yoğun, siz de kaydolup burada yatılı olarak iki ay eğitim alabiliyorsunuz.

Thamel

Katmandu’da Durbar Meydanı’na yakın turist bölgesi Thamel. Bu isimli bir cadde var aslında ama sadece o cadde değil etrafındaki bölgenin tamamına Thamel deniyor. Burası Katmandu’ya gelen tüm turistlerin o ya da bu şekilde geldiği bir bölge ve bizce Katmandu’da konaklamak için en uygun yer. Oldukça kalabalık ve gürültülü bir bölge olması buranın eksisi ama çok sayıda farklı bütçelere uygun hostel, restoran, cafe’nin ve tüm tur/yürüyüş firmalarının, outdoor ekipmanı dükkanının, çamaşırhanelerin ve turistik hediyelikçilerin bir arada bulunduğu bir bölge olması açısından Katmandu’daki günlerinizi kolaylaştırıyor burada kalmak.

Thamel girişinde bisikletli fayton

Katmandu’da ilk seferinde bir hafta kaldık. Bu sürenin iki gününü gezmeyle, iki üç gününü yürüyüşler için gerekli ihtiyaçlar ve ayarlamaları yapmakla, kalanını da hastalıktan iyileşmeye çalışmakla geçirdik. Katmandu’ya gider gitmez grip gibi birşey olduk, şehrin aşırı hava kirliliği de üzerine eklenince toparlamamız baya uzun sürdü. Nepalliler Katmandu şehrinde çoğunlukla maskeyle dolaşıyor (Covid’den bağımsız), biz de ikinci günümüzde sebebini anladık ve sokakta hep maske taktık.

Konaklama

Biz Katmandu’ya vardığımızda herhangi bir hostel rezervasyonu yapmamıştık. Erken saatte Thamel‘e gidip internetten bulduğumuz bir çok hostele baktık. Beğendiklerimizin bazılarında yer yoktu, bazılarının ise internetteki fotoğrafları ve yorumlarıyla alakası yoktu. Ekim-Kasım ve Mart-Nisan ayları Nepal’in en yüksek sezonu, sebebi ise tabii ki dağ yürüyüşleri ve tırmanışları için elverişli hava koşulları. Yüksek sezonda rezervasyon olmadan oda bulamama gibi bir sorun yaşıyorsunuz doğal olarak, ama biz yine de emin olamadığımız yerlerde doğrudan kapıdan gitmeyi ve kendimiz görerek yer tutmayı tercih ediyoruz. En kötü istediğiniz yerde değil başka bir yerde bir-iki gün kalıp istediğiniz hostelde oda boşalmasını beklemeniz gerekir ki Katmandu’da sirkülasyon çok olduğundan en fazla bir-iki güne istediğiniz yere geçebilirsiniz.

Andes House hostelin bahçesi

Birkaç saat dolandıktan sonra Thamel’de Andes House adında bir hostelde özel banyolu iki kişilik bir oda tuttuk. 15 dolar, kahvaltı dahil. Çok merkezi bir yerde olmasına rağmen sokağın gürültüsünden uzaktı, kahvaltı dahil olması süperdi, çoğunlukla sıcak su vardı, birinci katta kaldığımız oda da fena değildi. Mutfağı yok. Dorm (koğuş) tipi hostellerde çok daha uygun fiyatlar var bu arada, ama özel oda ve kahvaltı dahil olarak fiyatlar genellikle bundan daha pahalı oluyor. Andes House’ta 1 hafta kaldık.

Andes House'taki odamız

Katmandu’dan yürüyüşlere ve Pokhara’ya gittikten sonra ikinci defa Katmandu’ya döndüğümüzde konaklamak için Boudha mahallesini tercih ettik ve Ananda Tree House isimli bir yerde 3 gün kaldık. Hostelin girişinde güzel bir kafe var kendi işlettikleri ve çok güzel kahvaltılar çıkarıyor. Oda ve konum olaraksa çok iyi bir seçenek değil bizce. Katmandu’da konaklanacak en mantıklı yer ne olursa olsun Thamel mahallesi diye düşünüyoruz.

Bu arada Pokhara yazımıza göz atmak isterseniz buradan buyrun:

Nepal | Sakin şehir Pokhara

Para işleri

Nepal’de para işleri biraz karışık. Öncelikle: çok merkezi yerler haricinde neredeyse hiçbir yerde kart geçmiyor, sadece nakit. Çok uzun bir seyahat planlamıyorsanız en iyisi yanınızda nakit dolarla gitmek ve orada ihtiyaç oldukça bozdurmak, sebebini şöyle anlatalım:

ATM’lerin çoğu yabancı kartlara hata veriyor, her seferinde en az 5-6 ATM‘de denemeniz gerekiyor. ATM’lerde tek seferde çekim limiti 10 bin – 35 bin NPR arası, sadece bir banka 40 bine kadar çektiriyor. Her çekimde 400 NPR civarında da bir komisyon kesiliyor. Her ülkede çekim limiti ve banka komisyonu oluyor ama Nepal’de hem limit düşük hem de sadece NPR çekebiliyorsunuz, dolar çekemiyorsunuz. Dolayısıyla hem Nepal bankasından hem Türkiye bankasından komisyon yediğiniz yetmiyor gibi bir de Türkiye’deki bankanız euro ve dolar haricindeki tüm para birimlerini TL hesabınızdan çekmek istediği için bir de düşük kur çevriminden gol yiyorsunuz.

Thamel’de çok sayıda döviz bürosu bulunuyor, onun dışındaki bölgelerde rahat bulunmuyor. Döviz bürolarında komisyon ödeme yok, onun yerine kur bir tık düşük veriliyor. Bu arada büyük alışverişlerde ya da konaklama benzeri işlerde dolarla da ödeme alınıyor ama tavsiye etmeyiz, NPR olarak her zaman daha uygun olur.

Yeme-içme

Thamel’de bolca cafe ve restoran var. Nepal’de zincir kahveci olan Himalayan Java turistler arasında popüler. Modern tasarımlı bir yer, Starbucks’ı andırıyor. Bu arada Nepal’de Starbucks, Mc Donalds, Pizza Hut vb uluslararası zincirlerin hiçbiri bulunmuyor. Himalayan Java’nın kahveleri ve kahvaltıları çok güzel, wifi da var ama fiyatları Nepal’deki genel fiyatların neredeyse 3 katı. İlk gittiğimiz gün henüz fiyatlara alışmamışken bir kez gittik, bir daha da gitmedik 🙂

Thamel’deki iyi kahveciler Himalayan Arabic Coffee ve Mona. İyi filtre kahve 100-140 NPR civarında oluyor. Nepal’de 100 NPR’nin altına gerçek kahve yok. Menüde kahve yazıyorsa genelde granül kahve oluyor, gerçek kahve “organic coffee” olarak yazılıyor. Himalayan Arabic Coffee özellikle sevimli bir sokak arasında, ücretsiz wifi’ı da var, burada gerektiğinde uzun saatler geçirebilirsiniz.

Nepal’de çok özel bir mutfak kültürü bulunmuyor. Sokak yemekleri çok fazla yok (atıştırmalık şeklinde ufak tefek şeyler dışında). Yemekler Hint, Çin ve Tibet mutfaklarından devşirilme basit yemekler genelde. Pilav, noodle, çorbalar, sebzeli-etli curry (türlü), mo:mo (mantı). Nepali Thali Set ya da daha çok bilinen adıyla Dal-Bhat (mercimek-pilav) en popüler Nepal yemeği, ki o bile bir Hint tabağı aslında. Turist olarak gidilen ülkede dışarıda yenen çok çeşit yemek görmeyebilirsiniz, ama evlerde yapıldığını varsayarsınız. Nepal’de ilginç bir şekilde bu yok, evde ne yediklerini sorduğumuzda da çoğunlukla dal-bhat, pilav ve curry cevaplarını aldık.

Mo:mo

Tibet mutfağından Thukpa (kalın noodle çorbası) ve Laphing (yine bir çeşit pirinç noddle), Hint mutfağından sokak yemeği olarak gelen Samosa (puf böreği gibi bir hamur kızartma), Pan Puri (kızarmış hamur topları içini doldurma), Lassi (meyveli yoğurt içeceği) gibi gıdalar da Nepal’de bol bol tüketiliyor.

Lassi

Thamel’de bu yiyeceklerin hepsini bulabileceğiniz restoranlar ve pizza, makarna, a la carte enternasyonal tabaklar çıkaran restoranlar bulunuyor. Yemekler genel olarak uygun fiyatlı, özellikle yerel yemekler. Yerel bir restoranda kişi başı 250-350 NPR’ye doyuyorsunuz. Enternasyonal yemekler daha pahalı (örneğin pizza 500 NPR civarı). En pahalı şey garip ama bira (marketlerde 250-350 NPR, mekanlarda 600-700 NPR), yüksek alkollü içkiler bile daha ucuz.

Tandoori yemekleri

Tandoori yazan restoranlar odun fırını olan, lavaş ekmek ve çeşitli yerel curry’ler yapan yerler, fiyatları çok ucuz oluyor genelde. Restoranlarda yiyeceklerinizi kağıda yazıp sipariş veriyorsunuz, o kağıtlar sonra da adisyon olarak kullanılıyor. Kızarmış pilav, mercimek, kuru fasülye, patates yemeği yiyecekleri ortaya istiyorsunuz, yanına da Naan denen lavaş benzeri ekmek isteyip yiyorsunuz. Dal-Bhat farklı sadece. Dal-Bhat mercimek çorbası, pilav, sebze ya da tavuklu curry, haşlanmış ot ve turşudan oluşan bir kişilik bir tepsi. Bittiği zaman doyana kadar tekrar isteyebiliyorsunuz (genelde siz istemeden soruyorlar).

Limonlu ballı zencefil çayı her lokantada var

Thamel’de aklımızda kalan iki restoranın birisi Lumbini Tandoori idi, diğeri de Yangling Tibetan Restaurant. İkincisinin de sarımsak çorbası baya güzeldi.

Alışveriş

Thamel’de Hint işi kıyafetler, örtüler, Hindu ve Budist bibloları, dua tekerleri, resimler, ıvır zıvır hediyelikler satan bolca dükkan var. Pazarlık yapmak gerekiyor ama bizce internetteki “10’da 1’i fiyatına aldım, 100 istedi 20’ye aldım” gibi şeylerin gerçekliği yok. Yani eskiden belki, ama şu an değil. Pazarlık sizin becerinize kalmış ama çok alakasız bir fiyat teklif ederseniz zaten satıcının hiç ilgilenmediğini görüyorsunuz. Bu arada Thamel‘deki fiyatlar örneğin Boudha’dakinin 1.5 katı civarında, dolayısıyla daha fazla pazarlık yapmanız gerekiyor.

Asan Tol'de bir toptancı bakkal

Gündelik ihtiyaçlar içinse Thamel’den biraz uzaklaşarak alışveriş yapmak en doğrusu. Thamel’den Durbar meydanına giden yolda Asan Tol denen yer ara sokaklarla beraber kuru ya da taze gıda, temizlik malzemesi gibi alışverişler için en uygun yer. Burada toptan tuvalet kağıdı, kuru gıda vs satan dükkanlarda Thamel’in 5’te biri fiyatına alışveriş yapabilirsiniz. Biz bisküvi, konserve, sabun, tuvalet kağıdı, ekmek gibi ihtiyaçlarımızı buradan aldık.

Elektrik, elektronik ihtiyaçlar için ise Durbar’ın solundan devam edip New Road caddesini bulun. Bu caddenin sonunda ara sokaklarda bolca elektrik, elektronikçi pasajları var. Biz buraya priz adaptörü için gittik.

Nepal'de hayat kurtaran priz adaptörü

Nepal’de C ve D tipi prizler kullanılıyor. C tipi bizimki, iki yuvarlak giriş. D tipi de üçgen şeklinde üç yuvarlak giriş olan (Hint tipi). Ama bizim C tipi fişler buradaki prizlere göre bir iki milimetre daha ince olduğundan prizde boşluklu kalıyor ve alttan desteklemedikçe durmuyor. Bu New Road’daki pasajlarda 5 usb çıkışlı C tipi adaptör satılıyor, bizim Nepal’de aldığımız en mantıklı şey bu oldu 🙂 Hem prizde doğru düzgün duran bir fiş oldu hem de tek prizden 5 ayrı cihazı şarj edebildik, ki bu çok önemli. Şehirdeki hosteller dışında dağda kaldığınız yerde orada ya tek priz oluyor ya da hiç olmuyor, ortak alanda şarj etmeniz gerekiyor. Ortak alanda şarj paralıysa kullandığınız priz başına ücret ödüyorsunuz.

Sim kart ve internet

Katmandu’da hosteller ve cafelerde bedava wifi kolaylıkla bulunuyor ama uzun kalınıyorsa sim kart almakta fayda var. Yürüyüşe dağlara gidildiğinde buralardaki hostellerde çoğunlukla wifi hizmetinden paralı olarak yararlanılabiliyor, ama bunlar da stabil değil, bir oluyor bir olmuyor.

Nepal’de 3 operatör var: Ncell, NTC ve Smart. Smart daha yeni ve az kapsama alanı olduğundan konu dışı. Genelde herkes daha iyi internet hızı ve daha ucuz olduğundan Ncell öneriyor ama trekkinglerde kırsalda Ncell tamamen kapsama alanı dışında kalıyor. NTC genel olarak kırsallarda daha iyi. Manaslu ve Annapurna bölgesinde Ncell hiç çekmezken birkaç yer haricinde NTC hep çekiyordu (ama oldukça zayıf).

Thamel’de Ncell sim kart ve internet paketleri bakkallar dahil birçok dükkandan alınabiliyor, ama bakkal telefon kılıfçısı vs değil de üzerinde Ncell tabelası olan resmi mağazalardan alırsanız daha ucuza geliyor. Biz Ncell sim kartını 200 NRP’ye, 1 ay 20 GB’lık internet paketini 600 NPR’ye aldık.

Ncell sim kartı

Kırsalda kullanmak için NTC de aldık. NTC’nin Thamel’de resmi dükkanı yok (devlet operatörü), turistler arasında çok tercih edilmediğinden bakkal vb yerlerde de bulmak Ncell kadar kolay değil. Sora sora en son Thamel’de alakasız bir bakkalın sattığını öğrendik. Sim kartı 250 NPR’ye aldık. Sonra kazı kazan gibi olan belirli bir para yükleyen kartlar alıyorsunuz, bunları yükleyip toplam kredinizle paket seçiyorsunuz falan, biraz karışık. 300 NPR yükletip 1 ay 2 GB’lık bir paket aldık. NTC’yi sadece kırsalda zorunlu iletişim için mesajlaşma vs şeklinde kullandık.

Outdoor ekipmanları

Nepal’in ana gelir kaynağı turizm, özelinde de trekking ve dağcılık turizmi. Dünyada tek denebilir bu açıdan. Hal böyle olunca ülkede çok büyük bir outdoor ekipman piyasası var. Nepal’in yerli üretim bir markası, ya da outdoor dükkanı yok. Bizim Nepalli sandığımız meşhur outdoor firmalarının hepsi yabancı çıktı örneğin: Sherpa (Avusturalya), Kathmandu (Yeni Zellanda), Black Yak (Kore). Bunların hepsinin ve daha fazlasının (The North Face, Columbia, Mountain Hardware gibi) Katmandu’da Thamel’de mağazaları bulunuyor. Bunlar haricinde de etrafta göreceğiniz tüm outdoor mağazaları taklit ürünler satıyor.

Ama taklit diyip geçmemek gerekiyor, ki zaten geçecek durumumuz da yok malum. Bu arada bu taklitler orijinal diye satılmıyor, herkes biliyor taklit olduğunu zaten satıcı da söylüyor Chinese fake, Nepali fake vs diye. Çin taklitleri daha kaliteli olarak söyleniyor. Nepal’de epey iyi kalite taklitler satılıyor ve bu kadar çok çeşitli outdoor ürününü bir arada görünce insanın ister istemez ilgisini çekiyor 🙂 Ayakkabı, sırtçantası gibi bozulduğunda insanı yarı yolda bırakacak ya da örneğin dağcılık ekipmanı gibi bozulması hayati tehlikeye yol açacak ürünler haricinde bizce diğer herşeye ihtiyacınız varsa bir şans verebilirsiniz.

Thamel’de yüzlerce outdoor mağazası var. Yol üstündeki mağazalarda fiyatlar daha fazla ama pazarlığa açık. Giyim haricindeki ekipmanlar için Amrit Marg‘da Earth House Hostel’in karşısındaki küçük outdoor dükkanı en uygun fiyatları bulduğumuz yerdi. Burada pazarlık yok, ama fiyatları diğer dükkanların neredeyse yarısı. 550 NPR’ye kamp ocağı gazı, 850 NPR’ye buz kramponu aldık.

Yol üstü dükkanların dışında depo gibi herşeyin yığılı olduğu, diğer mağazaların da toptan malzeme aldığı dükkanlar var, bunları bulmak biraz daha zor. Biz bunlardan iki tanesine denk geldik.

Birisi Kalla Pather Trekking Store: Bir binanın üçüncü katındaki bu yer (Mapsme’den bu isimle bulabilirsiniz) sadece mont, pantolon vb outdoor giyim satıyor. Fiyatları yol üstü dükkanlarının yarısı, sabit fiyat, pazarlık yapılmıyor genelde. Dükkan hınca hınç insan dolu ama biz hiç turist görmedik. Herkes mont yığınları içinde karıştırıp birşeyler bulup alıp gidiyor.

Kalla Pather Store

Bizim çok düşük derecelere uygun montumuz yoktu. Türkiye’de zaten bu kadar sıcak tutacak kaz tüyü montlar satılmıyor. Bir şekilde bulduklarımız da aşırı yüksek fiyatlarda idi. Bu Kalla Pather Store’dan 4000 NPR’ye (30 dolar) kaz tüyü şişme mont aldık. No name bir marka, Mountain Blackstone diye birşey, üstünde -30 derece yazıyor. Nepal’deki yürüyüşlerde idare etse yeter diye düşündük ama çok iyi çıktılar daha baya kullanırız sanırım. Kaz tüyü mont ve uyku tulumları alırken iyi olup olmadığını anlamak için ağırlığına ve ne kadar sıkışıp ne kadar genleştiğine bakıyoruz. Sentetik dolgular daha ağır oluyor, aldığınız ürün hafif olmalı. Sıkıştırınca küçücük olmalı, bıraktığınız zaman da çok şişmeli. İki tane kaz tüyü mont aldık, bir de şorta çevrilebilen ince pantolon (çakma The North Face) almıştık onu hediye ettiler. Pantolon çok uyduruk görünmesine rağmen o da sağlam çıktı hala iş görüyor.

Diğerine ise tesadüfen gönderildik. Bu Amrit Marg’daki ucuz outdoor dükkanında sırtçantası sormuştuk. Kendilerinde yoktu ama o esnada dükkana tedarikçi depodan birisi geldi, orada varmış. Bizi aynı sokakta bir binanın ikinci katında büyük bir toptancı dükkanına götürdü. Burada giyim, çantalar, şapka, bere, eldiven, baton vb var. Fiyatlar Kalla Pather kadar ucuz değil ama yine de normal dükkanlardan daha ucuz. Çanta, pantolon ve polar aldık buradan da.

Trekking/Tur firmaları

Katmandu’da trekking ve seyahat acentelerinin neredeyse hepsi Thamel‘de toplanmış durumda. Kimisi daha kurumsal takılıyor, dükkanları da afili. Kimisi ise sokaktan sizi çevirip tur satmaya çalışıyor tarzında. Fakat istinasız hepsinde şöyle bir durum var: Firmaya gidip doğru düzgün bir bilgi alayım, program yazılı olsun, harita broşür vs olsun, sabit fiyatlar olsun, böyle bir dünya yok.

Örneğin bir trekking turu için bilgi almak istiyorsunuz giriyorsunuz dükkana soruyorsunuz. Birisi sizi masaya oturtup yarım saat-bir saat rotayı gün gün anlatıyor, bir A4 kağıt çıkarıp elle yazıyor, gün gün konaklama-yemek-yol-rehber kalem kalem hesap makinesinde tek tek hesaplayıp bir fiyat çıkarıyor (pazarlık yapılabiliyor fiyat üzerinden). Ya zaten belli sayıda insan belli bir gün toplanıp gitmeyecek mi, bunun sabit bir programı fiyatı yok mu diyorsunuz, yok. Bu sistem bize çok amatör gelmişti ama tüm firmalar bu şekilde davranıyor yani profesyonellikle ilgisi yok, bu bir tercih meselesi. Bunun iki sebebi var: birincisi, Nepal’e trekking için gelen insanların önemli bir kısmı bu işi tursuz kendi kendine yapmak istiyor ve bu firmalarla görüşmelerinin sebebi rotayla ilgili tüyolar almak (biz de aynı sebepten görüştük aslında :)). Olabildiğince belirsiz bırakmak istiyorlar bu sebeple. İkincisi de, anlatılan programla gerçekte yapılacak olanın birebir tutmaması. Kalınacak yerler, ulaşım için kullanılan otobüs vb, hatta programın gün sayısı anlatılandan farklı olabiliyor. Turu sattıktan sonra insanların öyle değil böyle olması gerekiyor dememesi için ellerine yazılı hiçbir şey verilmiyor. Hatta size anlatırken yazdığı kağıdı bile almanıza izin vermiyorlar.

Thamel’deki tur firmalarının programları şehiriçi sightseeing turları ve uzun trekking turlarından oluşuyor. Kısa zamanı olan turistler için pratik olsa da sightseeing turları tüm dünyada olduğu gibi genel olarak gereksiz. Biraz daha fazla zaman ayırarak Katmandu’da istediğiniz her yeri kolaylıkla görebiliyorsunuz. Trekkingler için de özel bir sebebiniz yoksa turla gitmemenizi öneririz. Hem masraf olarak kendi kendine yapacağınızın en az iki katı bir ücret ödüyorsunuz hem de hiç gerek yok. Nepal’deki kendi kendinize yürüyebileceğiniz tüm rotalarda patikalar oldukça belirgin, konaklama-yemek vb olanakları var ve bol. Rota için gerekli izinleri kendiniz başvuru ofislerine gidip kolaylıkla alabiliyorsunuz. Tibet sınırına yakın bölgelerdeki özel izinli rotalar haricindekilerin hepsini rehbersiz yürüyebiliyorsunuz dolayısıyla hiç tur firmalarına bulaşmanıza gerek yok. Özel izinli rotalarda ise tur firmasına ya da bağımsız bir rehbere mecbursunuz.

Firmalar genel olarak Thamel’deki hostellerle birlikte çalışıyor. Yani kaldığınız yerde sorduğunuzda sizi yönlendirdikleri firmalar aynı aileye ait vs oluyor. Bağımsız rehberleri de aynı yolla bulabilirsiniz, yani kaldığınız hostele sorarak. Burada iyi-kötü ayırt etmek pek mümkün değil. Bizim bir tavsiyemiz de malesef yok. Nepal’deki yürüyüşlerimizin birisi hariç hepsini kendi kendimize yaptık ve çok güzel zaman geçirdik. Bir firmayla yapmak zorunda olduğumuz Manaslu Circuit hariç, onda da çok sıkıntılı durumlar yaşadık, dolayısıyla firmayı asla tavsiye etmeyiz. Bu arada Manaslu yazımızı okumak için buradan buyrun:

Nepal | Manaslu Circuit yürüyüşü

Durbar Meydanı

Katmandu (Basantapur) Durbar Meydanı, çok sayıda Hindu tapınağının iç içe bulunduğu UNESCO korumasında olan bir alan. Thamel’den 10 dakika yürüyüş mesafesinde olan bu meydanın girişleri gündüzleri paralı (1000 NPR). Akşamüstü 5’te ise görevlilerin mesaisi bitiyor ve girişler parasız hale geliyor, biz de bu şekilde girdik.

Durbar

Durbar, kraliyet anlamına geliyor. Katmandu Vadisi’nde bu ismi taşıyan üç tane meydan var ve bunların her biri kraliyet saraylarının bulunduğu meydanlar. Katmandu Durbar Meydanı’ndaki kraliyet sarayı Hanuman Dhoka 15. yüzyılda yapılmış ve o zamandan 20. yüzyıla kadar çevresindeki diğer tapınak ve anıtlar inşa edilerek burası aktif olarak kraliyet tarafından kullanılmış. Tapınakların çoğu pagoda tarzında, binaların üslubu ise Newar tarzı tuğlalı ve ince ahşap işlemeli.

Durbar haritası

Meydanın merkezini oluşturan Hanuman Dhoka içerisinde 8 tane avlulu bina bulunuyor. Bunların bir kısmına biz 2013’teki Nepal ziyaretimizde girmiştik ama bu kez restorasyon nedeniyle kapalılardı. 2015 büyük Nepal depreminde Durbar meydanındaki herşey büyük hasar almış. Çevre tapınak ve heykelleri ise dışardan görmek mümkün. Bunlardan en çok ilgi çekenleri:

Kumari Ghar: Bu Newar tarzı avlulu bina yaşayan tanrıça Kumari’nin evi. Belirli bir kast ve klan içerisindeki 3 yaşındaki kız çocukları arasından seçilen bu çocuğun Hindu tanrıçası Durga’nın reenkarnasyonu olduğuna inanılıyor ve ilk kez regl olana kadar Kumari olarak anılıyor. Nepal’de 3 farklı yerde aynı biçimlerde seçilmiş Kumari’ler olsa da en meşhuru Katmandu’nun Kumari’si. Arkadaşları olmayan, sokağa çıkamayan, eğitim alamayan bu kızcağız eskiden çok korkulan bir figürmüş ve sıradan insanların görmesi çok nadirmiş. Şimdilerde ise avluya gittiğinizde oralarda bir tur rehberi varsa getirdiği turistlerin para atması şartıyla Kumari’yi çağırdığına ve onun da iki dakikalığına pencereye çıktığına şahit olabiliyorsunuz.

Perdesi aralık olan Kumari'nin penceresi

Shiva-Parvati Tapınağı: Tanrı Shiva ve eşi Parvati’nin adına yapılmış bu tapınağın basamakları iki aslan heykeliyle korunuyor ve yukarıdaki pencereden Shiva ve Parvati heykelleri meydanı izliyor.

Jagannath Tapınağı: Durbar meydanındaki en eski tapınak. Tanrı Krishna adına yapılan bu tapınağın en çok çatı altındaki erotik ahşap işlemeleri dikkat çekiyor.

Krishna Tapınağı: Meydanda altıgen yapısıyla dikkat çeken bu tapınak 2015 depreminde tamamen yıkılıp yeniden yapılmış.

Kal Bhairav Heykeli: Tanrı Shiva’nın en karanlık ve korkunç formu olarak bilinen Bhairava, cezalandırıcı ve koruyucu. Bhairava figürleri Hindular tarafından evlerde bulundurulmuyor ama Durbar meydanında en çok ziyaret edilen ve adak adanan heykel.

Kal Bhairav

Hanuman Heykeli: Hinduların sevilen Maymun Tanrısı Hanuman güç ve öz-disiplin tanrısı. Durbar meydanındaki ana yapı olan kraliyet sarayı da adını ondan alıyor: Hanuman Dhoka. Kraliyet sarayının önünde bulunan yüzü peçeli Hanuman heykeli meydandaki en çok dua edilen noktalardan.

Taleju Tapınağı: Durbar meydanındaki en büyük tapınak ama çevresi duvar örülü olduğundan sadece uzaktan bir kısmını görebiliyorsunuz. Senede sadece bir gün Dashain festivali sırasında kapıları açılıyormuş.

Swayambhunath

Swayambhunath ya da Maymunlar Tapınağı merkeze yürüyüş mesafesinde büyük bir Budist-Hindu tapınak kompleksi. Swayambhu Sankskritçe “kendi kendine olan” demekmiş ve Katmandu Vadisi bölümünde anlattığımız iki bin yıllık güzel bir mitolojik hikayesi var.

Swayambhu

Maymunlar Tapınağı’na Thamel‘den 20 dakika yürüyüşle gidiliyor. Yolda bolca Tibet kasesi ve tespih imalat atölyeleri görebilirsiniz. Tapınak tepede, uzun bir merdivenle çıkılıyor. Giriş ücreti turistlere 200 NPR. Tapınak alanı ve çevresi maymunlarla dolu. Buradaki maymunların da bir hikayesi var: Bodhisatva Manjushri‘nin de tüm Budist rahipler gibi düzenli traş olması gerekiyormuş ama bir ara unutmuş. Saçları uzayıp bitlenmiş, bu bitler tüm tapınağa yayılmış. Zamanla da maymunlara dönüşmüşler 🙂

Swayambhu'da maymunlara yemek dağıtan bir abla

Kompleksteki en büyük eser ortadaki büyük stupa. Klasik bir Budist stupası: beyaz kubbe üzerinde Buda sembolü. Burada Hindu eserleri de var. Tapınak da hem Budistler hem Hindular tarafından ziyaret ediliyor. Gündüz gidildiğinde Katmandu’ya tepeden bakan güzel bir manzarası var. Gece de kendi ışıklandırmasıyla güzel görünüyor.

Fotojenik tapınak maymunları

Pashupatinath

Hinduların kutsal nehri Ganj’ın kollarından biri Katmandu’nun ortasından geçiyor: Bagmati. Bu nehrin kıyısında bulunan Pashupatinath Katmandu’da mutlaka görülmesi gereken bir yer. Pashupatinath, Shiva‘ya adanmış büyük bir Hindu tapınakları kompleksi ve içinde bir de krematoryum bulunuyor. Pashupati’deki ana tapınak sadece Hindulara açık ama geri kalan kısımlara herkes kabul ediliyor.

Giriş ücreti turistlere 1000 NPR, fakat park tarafında bulunan arka girişten serbest girilebiliyor (Mapsme’de bu girişi görebilirsiniz). Arka taraftan girerseniz parktan geçerek krematoryumun karşısındaki tribünün üstüne çıkıyorsunuz, oradan da nehir tarafına tekrar inebiliyorsunuz. Pashupati’ye ulaşmak için Thamel bölgesindeyseniz Boudha tarafına giden otobüslere binebilirsiniz.

Hindular reenkarnasyona inanıyorlar ve ölüler yakılıyor. Ganj kıyısındaki bir çok meşhur bölge gibi, Pashupati de ölümü bekleyen yaşlı Hindular için özel olarak popüler bir yer çünkü eğer kişi burada ölürse reenkarne olduğunda yine insan olacağına inanılıyor.

Cenaze ve sunaklar

Pashupati’de Bagmati nehrine inen basamaklarda ölü yakma törenleri yapılıyor. Hindu cenaze törenlerine daha önce tanık olmadıysanız çok değişik gelecektir. Bu arada krematoryumun ilerisinde çamaşır yıkayan insanlara da rastlayabilirsiniz. Yanmış hayvansal yağların kimyasal yapısı (her Fight Club izleyicisinin de bildiği gibi) iyi bir sabuna dönüşüyor.

Pashupati’de gündüzleri ölü yakma törenlerini, akşam da Ganga Aarti törenlerini izleyebilirsiniz. En iyisi akşama doğru bir saatte gidip her ikisini de görmek. Aarti, Hinduların her akşam düzenlediği bir tören. Ganj nehri ve kollarının kenarında düzenlenen daha kalabalık, müzikli ve danslı törenlere ise Ganga Aarti deniyor. Biz oradayken Aarti törenleri 18:30’da başlıyordu ama mevsimlere göre saati biraz değişebiliyor. Pashupati’deki tören 1 saat kadar sürüyor ve çok kalabalık ve coşkulu oluyor.

Ganga Aarti için toplanan kalabalık

Pashupati’ye Sadhular Yuvası da deniyormuş. Sadhu, kendini maddi dünyadan koparmış, aydınlanmayı arayan Hindu babalara deniyor. Pashupati’de çok sayıda Sadhu yaşıyor. Tapınağı ziyaret edenlere aydınlanmayı anlatıp bağış topluyorlar, eğer turistseniz sizinle fotoğraf çektirip para topluyorlar. Hinduların en büyük festivallerinden Shivaratri zamanında tüm Sadhular Pashupati’de toplandığı için en büyük festival de burada oluyor. Sadhular Shiva’ya adadıkları esrarları içip çevrelerine toplananlara tüm gece konuşmalar yapıyorlar.

Boudhanath

Boudhanath Tapınağı, dünyadaki en büyük Budist stupası. Etrafındaki küçük tapınaklarla beraber bir mandalayı andıran Boudhanath, Katmandu’da Boudha mahallesinde bulunuyor. Boudhanath 14. yüzyılda Tibet-Nepal ticaret yoluna inşa edildiğinden beri Budistler için önemli bir hac yeri olmuş. Çin’in Tibet’i işgali sonrasında gelen göç dalgası ile bu bölge komple Tibet mahallesi haline gelmiş. Boudhanath 120 metre çapıyla, tepeden aşağı dalgalanan milyonlarca 5 renk dua bayrağıyla gece gündüz çok etkileyici.

Boudhanath

Boudhanath Tapınağı’nı merkeze alan Boudha mahallesinde irili ufaklı onlarca Budist manastırı bulunuyor. Biz bu mahallede 3 gün konakladığımız için yakından gözlemleme imkanı bulduk. Bordo kıyafetleri kazınmış saçlarıyla manastırların öğrencileri, öğretmenleri, gönüllüleri ve Boudhanath’ı ziyarete gelen hacılar… gerçekten kendinizi başka bir dünyada hissediyorsunuz. Boudhanath etrafında akşamları mumlar ve tütsüler yakılıyor, günlük mesailerini tamamlayan lamalar dua çarklarını çevirip tesbih çekerek saat yönünde Boudhanath’ı turluyorlar.

Boudhanath

Manastırların bazıları yılın belirli dönemlerinde yabancılara da açılıyormuş. Haftalık-aylık kurslar şeklinde Budist öğretiyi öğrenebiliyorsunuz. Yine Boudhanath etrafında geleneksel Tibet Thangka resimleri yapan çok sayıda sanatçı atölyesi var, bunların da kursları var.

Shechen Manastırı, Boudha

Boudhanath Tapınağı bölgesine çember halinde kontrol noktalarından geçerek giriliyor. Gündüz saatlerinde giriş ücreti 400 NPR, akşam ücretsiz. Anayol tarafındakiler haricindeki kontrol noktaları çok umursanmıyor, dolayısıyla buralardan gündüz de ücretsiz girilebilme şansı var. Tapınağın etrafında arka sokaklarda Tibet malzemeleri Thamel gibi yerlere oranla çok daha uygun fiyatlı.

Festivaller

Nepal’de kutlanan onlarca rengarenk festival var. Hindu ve Budist inanışların ve onlarca farklı etnik grubun yaşadığı Nepal’de yılın her zamanı büyük ya da yerel bir festivale denk gelme olasılığınız yüksek. Bunlardan başlıcaları:

  • Dashain: Nepal’in en büyük festivali. Tanrıça Durga’ya adanan bu festival Ekim ayında 2 hafta boyunca kutlanıyor. Aileler birbirlerine hediyeler veriyor, Tika gününde alınlarına pirinç yapıştırıyorlar.
Tihar festivalinde kaldırımda bir mum
  • Tihar (Diwali): Kasım ayında 5 gün kutlanan Tihar, ışık festivali diye de biliniyor. Büyük şehirler başta olmak üzere her yer ışıklandırılıyor, sokaklarda mumlar ve mandalalar yapılıyor. Bu festival Tanrıça Laxmi’ye adanıyor. Biz Katmandu’dayken bu festivalin son gününe denk geldik. Festivalin ikinci günü Kukur Tihar olarak adlandırılıyor ve bu gün insanlar köpekleri onore ediyor. Köpekler o gün daha çok seviliyor, alınlarına tilaka yapılıyor, boyunlarına çiçek asılıyor.
Kukur Tihar'da alnına tilaka yapılmış bir köpek
  • Buddha Jayanti: Buda’nın doğum gününde Mayıs’ta kutlanıyor. Budist tapınakları ışıklandırılıyor. Mantralar söyleniyor, o gün alkol alınmıyor.
  • Shivaratri: Tanrı Shiva’ya adanan Şubat ayında tek günlük bir festival. Shiva tapınaklarında kutlanıyor, en büyüğü de Pashupati’de oluyor. Sadhu’lar Shivaratri gecesi bol bol esrar içip toplanan insanlara sabaha kadar aydınlanmayı anlatıyorlar.

Peru’da 3 aya yakın zaman geçirdik, birçok farklı bölgede şehirlerde köy ve kasabalarda bulunduk. Epeyce deneyim biriktirdik. Gideceklere faydalı olabilir diye burada topladık.

Genel

  • İngilizce konuşmayı unutun. Başkent Lima ve turistik yerlerdeki rehberler haricinde kimseyle İngilizce konuşmayacaksınız. İspanyolca biliyorsanız şanslısınız, bilmiyorsanız bir süre sonra yeterince anlayıp derdinizi de anlatacak kadar öğreniyorsunuz.

  • Google haritalarda birçok şey kategorik olarak yanlış işaretli. Örneğin konaklama yeri (otel, hostel) olarak işaretli bir yer yol üstü dinlenme tesisi ya da yazlık site çıkabilir. Mezarlığın konaklama tesisi olarak işaretlendiğini gördük! Cafe diye işaretli yerler yüzde doksan pastane çıkıyor. Openstreet Maps‘teki işaretlemeler ise doğru.

  • Yanınızda her zaman tuvalet kağıdı taşıyın. Dışarıda tuvalete girdiğiniz yerlerde tuvalet kağıdı olmayacak.

  • Para birimi PEN, ya da günlük dilde sol. Sol istikrarlı bir para birimi. 1 $ = 4 sol. Geçtiğimiz 10 sene içinde hepi topu 3.5 sol’den 4 sol’e çıkmış. Bizimkinin yanında süper istikrarlı diyebiliriz.

  • Döviz bürosu bulamadığınız yerlerde bankalarda para değiştirebilirsiniz. Sabah 9 ve akşam 5’te bankalarda uzun kuyruklar oluyor, o saatlerden uzak durun.

  • Lima ve yakın çevresi haricinde kredi kartı pek kullanılmıyor. Geçen yerlerde de (büyük küçük farketmez) yüzde 3.5-5 oranında komisyon kesiliyor. Yape isimli mobil ödeme yöntemi yaygın (ama Peru bankası BCP’de hesabınız olması gerekiyor).

  • Trafik ışıklarında sağa sola dönüşlerde ışık önemsenmiyor, dikkat.

  • Gün içinde bir yerden çok yüksek müzik sesi geliyorsa orada inşaat vardır. Onun dışında müzik sesi duyulmuyor.

  • Yiyecek paket yaptırma yaygın. Aşırı miktarda plastik atık oluşuyor. Peru’da geri dönüşüm az da değil, hiç yok. Çöpler şehir ve kasaba girişlerinde yol kenarlarına dökülüyor; çöle yakın bölgelerde kuma gömülüyor. Plastik yakma da yaygın.

  • Çöp kutusu fazla bulunmuyor. Bazı şehirlerde çöp arabası belli saatlerde gelince duyuru yapılıyor, herkes çöpünü çıkarıp ona veriyor.

  • Alışverişlerde dört işlem zayıf 🙂 Alışveriş yaparken herşeyin tek tek fiyatını sorup para üstünü kendiniz hesaplayın.

  • Perulular sigara içmiyor. Alkol ise çok kullanıyor. İçecekler genel olarak soğutulmuyor, bira vb öylece içiliyor.

  • Hiçbir işinizi tam zamanına göre hesaplamayın. Trafik, bir yere girerken olan kuyruklar, dükkanlar yiyecek yerleri ve resmi yerlerin hepsinde herşey inanılmaz ağır işliyor. Peruluların hiçbir şeye sinirlenmediğine ve ne kadar sabırlı olduklarına inanamazsınız.

  • Dolmuşlarda, inşaatlarda ve parklarda çokça dinlenen popüler müzikler birbirine çok benziyor. Tek enstruman üzerine bol bol lirikli uzun şarkılar. Bu şarkıların klipleri de genelde bir çayırda grup halinde danseden insanlarla çekiliyor. Bu dansları şehir ve kasaba meydanlarında akşam üstleri liseli grupların portatif hoparlörler getirerek çaldıkları müzikler eşliğinde yaptığını birçok yerde görebilirsiniz.

  • Peru’da tip A ve tip C prizler ya da bu ikisine de uyumlu bir priz kullanılıyor. Tip C (bizim kullandığımız) fişler bu prizlere uyuyor uymasına ama genelde fişiniz boşluklu kalıyor, ya bir destek vs koyup dikkatle yerleştirmeniz lazım ya da tip A’ya çeviren bir adaptörünüz olmalı (bu daha garanti).
Tip A-C karışık priz bu
  • Peru dünyada görebileceğiniz en güvenli ülkelerden biri. Büyük bir metropol olan Lima haricinde neredeyse hiç suç işlenmiyor. Kuzey Amazon sınır bölgesinde kaçakçılık çetelerinden kaynaklı bazı sorunlar olduğunu okumuştuk ama o bölgeye gitmediğimiz için birşey diyemeyeceğiz. Onun haricinde ülkenin neresinde gezdiysek hiçbir sorun yaşamadık, defalarca telefon vb şeylerimizi bisikletin üstünde saatlerce sokakta unutmamıza rağmen dönüp bakan bile olmadı, hatta Lima’da bir kez seyyarda pahalı poğaça almamız dışında hiç kazıklanmadık bile. Özetle Peru’da içiniz rahat olsun.

Ulaşım

  • Şehiriçi otobüs ve dolmuşlar 1 sol. Çekinmeden bininiz.

  • Kasabalar arası minibüs ve colectivolar çalışıyor, mesafeye göre tarifeleri var.

  • Otogarlarda otobüs kalkışı oradaysa bir de otogar kullanım harcı ödüyorsunuz. Otogarın ortasında bir gişeden bunun için bilet alınıyor.
Cusco otogarı
  • Peru devasa bir ülke. Hem mesafeler uzun, hem de yollar çok bozuk. Şehirler arası yollarda ortalama saatlik hızı 40 km/s olarak düşünmelisiniz. Kısa mesafelerde bile 9-10 saatin altında bir otobüs yolculuğu yok, biz 25 saati gördük 🙂 Otobüsler uzun mesafelerde genelde çift katlı, tuvaleti içinde ve molasız. Şehirden kasabaya vb gittiğiniz colectivoların 5-6 saatlik yol gittiği oluyor.

  • Tüm otobüs ve hatta kısa mesafe colectivolarında insanların paket yaptırdıkları sulu/kuru yemekler yemelerine, yüksek sesle video izlemelerine ve gece yarısı bağıra bağıra konuşmalarına alışın. 20 kişilik colectivonun bir yolcu yemek yiyecek ya da fırından ekmek alacak diye durdurulup rastgele bir yerde yarım saat beklemesine de alışın. Perulular daha önce de dediğimiz gibi, hiçbir şeyden rahatsız olmayan ve asla kavga etmeyen insanlar, siz de sabretmeyi öğrenin 🙂

Chivay-Cabanaconde colectivosu
  • Mototaksiler iki kişilik. Ucuz ve hızlı. Taksimetre yok, binerken fiyatta anlaşmanız gerekiyor.
Juliaca'da mototaksiler
  • Demiryolu yok gibi birşey. Olanlar da covid döneminden kaynaklı çalışmıyordu biz gittiğimizde.

  • Lima’da İstanbul’dakinin aynısı bir metrobüs var (Metropolitan) ama doğalgazla çalışıyor.
Lima şehiriçi ulaşımda Metropolitan hızlı bir seçenek

Konaklama

  • Hospedaje/hostel tüm Peru’da en küçük kasabalarda bile bulunuyor, yaygın olarak da seyahat eden Perulular tarafından kullanılıyor. Yani turistik birşey gibi düşünmeyin.
Calca'daki hostelimizin mutfağı
  • Yerine ve hizmetine göre çift kişilik oda 35-60 sol arası bantta. Koğuş (dorm) tarzı odalarda konaklama ise yatak başı 15-25 sol. (İki kişiyseniz her zaman daha şanslısınız). Fiyatlarda pazarlık yapabilabiliyor. Lima pahalı.

  • Hostelde duşta sıcak su (dushas caliente), wifi, kahvaltı (desayuno) gibi şeylerin konaklama fiyatına dahil olup olmadığını her seferinde sormalısınız. Oda banyolu mu (baño privado) yoksa ortak banyo mu var (baño compartido) onu da sormalısınız.
  • Bulduğunuz bir hostelin dış kapısı her zaman kapalı olacaktır, panik yapmayın. Girmek için kapıda zili çalmalı ya da orada yazan telefona mesaj atmalısınız.

  • Havlu, sabun, şampuan ve tuvalet kağıdı çoğu hostelde yok. Yanınızda bulundurmalısınız. Bazı hosteller için uyku tulumunuzun da olması iyi olur yataklar her zaman temiz değil.

  • Bir hostelde eşyalarınızı ücretsiz emanete bırakmak ve dönüp almak yaygın bir uygulama. Eşyalarınız haftalarca bile durabilir.

  • Hostellerde en soğuk yerler dahil ısıtma diye bir şey bulunmuyor. Perulular evlerinde de soba vb ısıtma kullanmıyor aslında. Yazın bile geceleri eksi derecelere düşen 4000 m’nin üzerindeki rakımlar da dahil olmak üzere tek değişen verilen battaniye sayısı. Biz 5 battaniyeyi gördük 🙂 Ama battaniyeler epey kalın, gece üşünmüyor. 
Salkantay yürüyüşünde kaldığımız hostellerden biri

  • Trekking yapılan bölgelerde kamp alanları var. Ücreti kişi başı 10 sol civarında, sıcak duş, wifi genellikle ekstra 5 sol gibi ücretlendiriliyor. Onun haricinde ülke genelinde hiçbir yerde serbest kamp atmanız yasak değil.

Yemek

  • İyi haber: Peruluların damak tadı bizimkine çok benziyor. Yemekleri de çok benziyor aslında, fazla sürpriz yok.

  • Kötü haber: Vejetaryen/vegansanız Peru’da dışarıda yiyebileceğiniz hiçbir şey yok. Birkaç turistik şehirdeki birkaç cafe/restoran haricinde hiçbir yerde et, etsuyu ya da yumurtanın girmediği bir çorba bile bulamazsınız.

  • Lima’da gastronomi ödüllü restoranlar bulunuyor, hatta şehre yurtdışından gastronomi turları yapılıyor. Tabii ki bunlar oldukça pahalı seçenekler, denemediğimiz için yorum yapamıyoruz. Merakınız varsa denemek için iyi bir yer. Yeme-içmeye merakınız (ya da paranız) azsa normal halkın yediği yerleri tavsiye ederiz 🙂
Mercado'da çorbacılar bölümü
  • Sabah kahvaltısı (desayuno) olarak dışarıda yiyebileceğiniz seçenekler ya mini sandviçler ya da öğle/akşam menüsünün aynısı (sulu yemekler) oluyor. 
  • Sandviçler seyyarda satılıyor (1-3 sol). Peynirli, avokadolu, yumurtalı olabilir. Doymak için en az iki tane yemelisiniz. Aynı seyyarda taze meyve suyu da satılıyor. 
Mercado'da bir sandviç dükkanı

  • Kahvaltı dahil anlaştığınız hostellerde yüzde doksan kahvaltı ekmek, tereyağı, reçel ve çay/kahveden ibaret olacak. Bazı yerlerde buna yumurta da ekleniyor. Peru’da kaldığımız süre boyunca daha geniş kahvaltı olan sadece üç yere denk geldik (Cusco’da Fiesta Inn Hostel, Llactapata’da Llactapata Lodge, Lima’da Casa Suyay Hotel. Ama son ikisi otel zaten).

  • Öğle yemeği (almuerzo) Peru’da en küçük kasabalar dahil her yerde lokantalarda 12:00-13:30 arası menü olarak çıkıyor. Daha geç saatlere kalırsanız aynı lokantalarda sadece Ekstras denen a la carte (tek tabak) yemekler oluyor.
Lomo Saltado'nun a la carte hali
  • Akşam yemeği (cena) aynı şekilde. 19:00 civarı menü şeklinde.

  • Temel olarak bir menü: Çorba ya da aperatif, sulu ve etli bir yemek, pilav/makarna, patates ve içecekten oluşuyor. Fiyatları yerine göre 6-10 sol arası değişiyor, Lima’da ise 10-20 arasında değişiyor. Aşırı doyurucu, bol çeşitli ve besleyici.
Menü (set) yemeklerde porsiyonlar büyük
  • Standart öğle ve akşam yemeği saatleri haricinde yiyebileceğiniz seçenekler: Chifa’lar, polloria’lar ve a la carte tabaklar. Bir de seyyarlar.
Chifa'da bir menü. Yanında İnka Cola.
  • Kola isterseniz Coca Cola demediğiniz sürece İnca Cola geliyor. İnca Cola, sarı renkli gazlı bir içecek, tadı kola gibi ama daha şekerli. Coca Cola uzun süre Peru pazarında İnca Cola ile baş edemeyince sonunda çareyi İnca Cola şirketini satın almakta bulmuş.

  • Kahvaltıda sıcak su bulunan hostellerde genelde koka yaprağı da bulunuyor. Yüksek yerlerde sabah içebilirsiniz. Seyyarlardan taze meyve suyu, surtido ya da emoliente içmek de sabahları yaygın.

  • Chifa, Çin lokantasının Perululaştırılmış hali, aslında Çin mutfağıyla alakası yok. Yine menü şeklinde: sopa wantan (mantılı çorba) + tavuklu/etli pilav ya da erişte şeklinde oluyor. Fiyatlar 9-13 sol civarında. Chifa’lar öğlenden gece yarısına kadar açık.

  • Polloria, tavukçu. Peru’da en çok görebileceğiniz lokantalar. Bunlar da her saat açık. Tavuk çorbası, tavuk çevirme, patatesten oluşan 1 ila 4 kişilik menüleri oluyor. Bir kişilik menünün fiyatları 10-14 sol civarında. Perulular aile olarak Polloria’lara gelmeyi çok seviyor.

  • Peru’ya özel yemeklerden Ceviche, limon asidinde pişmiş çiğ balık salatası tarzı bir yemek. Kendi marine edildiği suyu (leche de tigre) ve kızarmış balık parçalarıyla beraber servis ediliyor. Cevicheria’lar Peruluların tatil günleri ve özel günlerde tercih ettiği lokantalar. Fiyatları (yerine göre epey değişmekle birlikte) en az 18-20 solden başlıyor, müzikli ya da lüks restoranlarda 40-50’ye kadar gidiyor. Ceviche menüsünü daha tadımlık miktarlarda pazarlarda 12-15 sole yiyebiliyorsunuz.

  • Ve bizden Peru’ya gideceklere dev hizmet 🙂 Not alabildiğimiz kadarıyla yemek isimleri:

Pazar

Papa – patates
Cebolla – soğan
Ajo – sarımsak

Mercado'da sarımsak satıcısı. Soyma hizmeti de var isterseniz :)

Palta – avokado
Pallar – kuru fasülye
Yuca – patatese benzer daha ince uzun kök sebze
Camote – tatlı patates
Queso – peynir
Leche – süt
Banana/platano – muz/pişen muz
Naranja – portakal
Jamon – jambon/salam
Piña – ananas
Fresa – çilek
Higo – incir
Aguaymanto – altın çilek
Tuna – kaktüs inciri
Maracuyá/Lúcuma/Guanábana/Aguaje/Pepino/Crenadinia – tropik meyveler

Kaktüs inciri satıcısı

Caldo/sopa – çorba
Arroz – pilav
Tallarin – erişte
Pollo – tavuk
Res – dana
Cordero – kuzu
Pescado/Trucha – balık/alabalık

Kavrulmuş mısır: chanca


Cancha – mısır kavurma (aperatif)

Tequeño – sigara böreği (aperatif)

Ensalada de palta, Tequeños

Frijoles secos – kuru fasülye
Lentejas – mercimek
Caldo de gallina – tavuk çorba

Caldo de Gallina

Sopa quinoa – kinoa çorbası
Sopa criolla – halk çorbası 🙂 karışık sebze-et
Milanesa de pollo – soslu tavuk göğüs
Lomo saltado – soya soslu dana bonfile
Bisteck montado – dana biftek
Papa a la huancaina – soslu patates (yan yemek)
Tallarines rojos – domatesli tavuklu makarna
Aji de gallina – hafif acı kremalı yumurtalı tavuk söğüş

Tacu tacu con lomo

Tacu tacu con lomo al jugo – sulu et sote
Estofado de pollo – tavuk güveç
Cau cau de mondongo – garnitürlü işkembe yemegi
Tarwi con guiso – püre ve güveç
Chancho a la leña – odun ateşinde domuz kızartma

Chancho a la leña

Pechuga a la plancha – izgara tavuk gogus
Churrasco – kızarmış dana eti, pirzola gibi
Alitas al sillao – tavuk kanat
Seco de ternera – soğanlı biftek sote
Arroz tapado con platano frito – Kapalı pilav (içi kıymalı sebzeli) yanında muz kızartma

Arroz tapado con platano frito

Refresha/mate – menünün yanında verilen soğuk ya da sıcak içecek

Seyyar

Patita – paça
Anticuchos – dana yürek ızgara (çöp şiş)
Mollejitas – dalak/taşlık
Salchipata – sosis
Chorizo – sucuk

Panayırda chiccharon tezgahı

Chiccharon – derili domuz kızartma (dana, tavuk, balık da olabilir)
Chancho – domuz
Lechon – yavru domuz

Mercado'da lechon/chiccharon tezgahı

Butifarras – ekmek arası füme et (domuz/hindi)
Causa rellena – patates püresi arası ton ve avokado
Rocoto Relleno – biber dolması (acı)

Papa rellena – dışı patatesli içli köfte
Tamal – sarımsak, soğan ve soslu mısır püresi tavuk ya da domuz parçalarıyla yaprağa (muz yaprağı ya da mısır koçanı) paketlenip pişiriliyor
Chicha morada – mor mısır içeceği
Jugo – meyve suyu
Surtido – smoothie
Churros – halka tatlısı

Churros

Champús – mısırla yapılan boza benzeri içinde ananas, elma, ayva ve guanabana parçaları olan içecek

Champus

Emoliente – arpa bazlı içinde birçok tıbbi bitki de bulunan şekerli içecek

Picarones – şerbetli lokma

Picarones Mary önünde kuyruk

Polleria/Cevicheria/diğer

Pollo a la brasa – tavuk çevirme
Parilla – ızgara (mangal)
Ceviche – limon asidinde marine balık

Mariscos – deniz ürünleri
Camarones – karides
Leche de tigre – kaplan sütü, ceviche marinatı çorbası

Gaseosa helada – soğuk gazlı içecek (Cola, İnca Cola vs)
Cuy al horno – odun fırında gine domuzu

Pastane/fırın

Pan – ekmek
Empanada – milföylu poğaca
Postres – tatlı

Seyyar tatlıcı

Pastel – pasta
Helado – dondurma
Manjar – karamel

Peru doğa yürüyüşleri açısından tam bir cennet. Cusco bölgesi Machu Picchu ve Gökkuşağı dağları nedeniyle ülkenin en gözde bölgesi olsa da trekking ve dağcılık severler için özellikle Huascaran Milli Parkı inanılmaz güzellikler vaadediyor.

Huascaran Milli Parkı, başkent Lima’nın kuzeyindeki Ancash bölgesinde bulunuyor. Dünya tropikal kuşağındaki en yüksek sıra dağlar olan Cordillera Blanca burada bulunmakta ve bu milli park ismini Peru’nun en yüksek zirvesi olan Huascaran dağından alıyor. Koruma altındaki bu bölgede tropikal kuşakta kalan son buzullar, 300’e yakın buzul gölü, bölgeye has hayvan ve bitkiler ve bolca harika trekking parkuru bulunuyor.

Ulaşım

Huaraz, Huascaran Milli Parkı’ndaki rotaları yürümek için merkez üssü olarak kullanılan orta boyutta bir şehir. Başkent Lima’nın 400 km kuzeyinde yer alıyor.

Yılbaşının ertesi günü 1 Ocak’ta başkent Lima’dan Julio Cesar isimli bir firmayla Huaraz’a gittik. Lima notlarımız için şu yazıya göz atabilirsiniz:

Peru | Lima: Metropolde birkaç gün

Huaraz’a sefer yapan firmaların Lima tarihi bölgesine yakın Estadio Nacional durağının civarlarında kendi küçük terminalleri var, biz de otobüse oradan bindik. Aynı otobüsler Lima’nın diğer tarafındaki Plaza Norte alışveriş merkezinin oradaki Gran Terminal Terreste‘ye de girip yolcu alıyor, oradan da binilebilir.

400 km’lik yol 8 saat kadar sürdü (Peru şartlarında hızlı bile denebilir) ve sabah 5’te Huaraz’a vardık. Otobüsler şehir merkezine 2-3 km uzaklıktaki Terminal Terreste’de bırakıyor, merkeze rahatlıkla yürünebilir.

Huaraz şehri

Huaraz şehri, Ancash eyaletinin merkezi. Şehir, Cordillera Blanca ve Huayhuash başta olmak üzere bir dizi önemli sıra dağın ortasında konumlanıyor. Trekking ve dağcılık parkurları açısından popülerliğinin yanı sıra İnka ve Chavin (İnka öncesi bir medeniyet) eserlerinin görülebildiği Huanuco ve Chavin de Huantar bölgelerine de buradan ulaşılabiliyor. Yani özetle Huaraz uzun yürüyüşleriniz arasında dinleneceğiniz, eşyalarınızı bırakabileceğiniz, yeni yürüyüşlerinizi vs planlayabileceğiniz bir nokta.

Plaza de Armas
Plaza de Armas - Huaraz

Huaraz orta büyüklükte tipik bir Peru şehri, özel olarak ilgi çekici bir yanı yok fakat olanakları çok. Şehirde yüzlerce hostel ve hospedaje var, fiyatlar Cusco bölgesine göre yüksek ama Lima’ya göre daha uygun. Bir kapalı pazar (Mercado), bolca lokanta, birkaç outdoor ekipman mağazası, bolca seyahat acentesi bulunuyor. Huascaran Milli Parkı’ndaki göller Peru halkı arasında da çok popüler, o yüzden Huaraz’da hiçbir yerde görmediğimiz kadar çok yerli turist gördük.

Huaraz’a gidince ilk iş Mercado‘yu tespit edip üst katında kahvaltı yaptık. Peru’da tüm şehirlerde ve büyük kasabalarda bulabileceğiniz Mercado‘larda hem pazar alışverişinizi yapabiliyor hem de üst katlarında kahvaltı ve öğle yemeklerini yiyebiliyorsunuz.

Birkaç seyahat acentesinden standart turlar hakkında biraz bilgi toplayıp kendimize kalacak bir yer aramaya başladık. Epeyce hostele girip çıktıktan sonra Hostal Vacahouse Huaraz adlı bir yerde karar kıldık. Özel banyolu oda kahvaltı dahil gecelik 55 sol’e anlaştık, 2 günlüğüne tuttuk (çünkü Santa Cruz yürüyüşüne gideceğimizi düşünüyorduk). Ortak alanları şirin, odaları da düzgün denebilir. Mutfağı var. Reçel, yağ, ekmek, çaydan oluşan basit bir kahvaltısı var, ama kahvaltı saati 8. Yürüyüşlere gitmek için her zaman bundan daha erken çıkmanız gerektiği için kahvaltıya pek denk gelme şansı olmuyor, biz iki gün haricinde hep kendimiz hazırladık kahvaltımızı. Üçüncü gün hostelden çıkış yaptıktan sonra kahvaltı dahil olmayan daha ucuz bir hostel bulur muyuz diye tekrar arayışa giriştik ama daha uygun seçeneklerin hepsi çok kötü görünüyordu, yine aynı hostelle bu kez 5 gün için gecelik 50 sol (kahvaltı dahil) olarak anlaştık.

Mercado
Mercado'nun sokağı, çarşı pazar

Huaraz’da yeme içme her yerde olduğu gibi: en ucuz seçenekler menücüler (öğle yemeği almuerzo, akşam yemeği cena) ve Chifa‘lar (Çin-Peru yemeği). Mercado’nun sokağında ekmekleri güzel bir fırın var. Sabahları erken kalktığımızdan ve öğle zamanları çoğunlukla yürüyüşlerde olduğumuzdan bu iki öğün için hep sandviçler yaptık. Plaza de Armas’ın arkasında Parque del Periodista batı tarzı cafelerle çevrili hoş bir havası olan minik bir meydan, cafelerde wifi da olduğundan yürüyüşlerden sonra burada bir kahve içip birkaç saat takılmak da rutinimizdi. Bir de Mariscal Toribio caddesi var, burada da batı tarzı restoranlar bulunuyor ama fiyatları epey farklı tabii.

Huaraz şehir merkezi 3052 m rakımda, haliyle epeyce serin bir yer. Ocak ayında havası sabah-öğlen güneşli, öğleden sonraları yağmurlu gibi seyretti.

Huascaran Milli Parkı gezilecek yerler ve rotalar

Huascaran Milli Parkı’nda uzunlu kısalı bir çok yürüyüş rotası ve bir dizi tırmanış parkuru bulunuyor. Bu aktiviteleri yapmadan da bazı güzel gölleri tur otobüsleriyle gidip ziyaret edebilme imkanı var ama buranın gerçekten tadına varmak için en güzeli yürüyüş yapmak. Öne çıkan bazı yürüyüşler şunlar:

  • Laguna Paron (4200 m) – Göl etrafında basit yürüyüş
  • Laguna Churup (4450 m) – 4 saat yürüyüş
  • Laguna Llaca (4470 m) – 5 saat yürüyüş
  • Laguna 69 (4600 m) – 5 saat yürüyüş
  • Nevado Mateo (5180 m) – 5 saat yürüyüş (bir kısmı buz kramponlarıyla)
  • Pastoruri Glacier (5200 m) – Buzula basit yürüyüş
  • Santa Cruz Trek – Cordillera Blanca dağlarında 4 günlük kamplı yürüyüş. En yüksek geçit 4760 m.
  • Huayhuash Circuit – Cordillera Huayhuash dağlarının efsane rotası. 10-12 gün, kamplı. En yüksek geçit 5000 m.
Laguna Paron - 4200 m
Laguna Paron - 4200 m

Huascaran Milli Parkı’nda ziyaret edeceğiniz yerlere girmek için milli park bileti almak gerekiyor. Yukarıdaki yerlerin aslında hepsi milli park bölgesinde yer alıyor ama bazılarının girişleri kasaba kooperatiflerine, bazılarınınki ise milli park idaresine ait. Milli park bileti günlük kişi başı 30 sol, 3 günlük ise 60 sol. Biz 3 günlük kart aldık ve tepe tepe kullandık.

Biz Huaraz’a giderken aklımızda Santa Cruz rotasını yapmak vardı. Orada olduğumuz süre boyunca Santa Cruz rotası için bütün firmalarla görüştük, bir grup oluşursa katılmak istediğimizi söyledik, ama malesef düşük sezonda gittiğimizden orada kaldığımız 8 gün boyunca yeterli sayıda insan çıkmadı. Tursuz olarak kendi kendimize yürümeyi de gözümüz kesmedi çünkü bu durumda çadır ve kamp malzemelerini taşımamız gerekecekti. Santa Cruz rotasından vazgeçmek zorunda kaldık, ama Huaraz’da 8 günümüzü bol bol yürüyerek, o buzul senin bu göl benim gezerek geçirdik.

Laguna Churup yürüyüşü
Laguna Churup yürüyüşü

Huaraz 3050 m’de yani görece rahat nefes alabildiğiniz bir şehir. Ama yürüyüşlerin tamamı 4000+ metrelerde olduğundan kendinizi az oksijene alıştırmanız için aklimatizasyon yürüyüşleri yapmanız gerekiyor. Salkantay yürüyüşünden tecrübeli olduğumuz için Huaraz bölgesi planımızda yüksek rakımlı yürüyüşleri sonlara bıraktık. Bu arada Salkantay maceramız için şu yazıya göz atabilirsiniz:

Peru | Dünyanın en güzel rotalarından Salkantay Yürüyüşü

Laguna Paron turu

İlk günümüzü Huaraz merkezde ne nerdedir keşfederek, çarşı pazar gezerek ve nereye nasıl gideceğimizi öğrenmeye çalışarak geçirdik. Laguna Paron’a gitmenin en mantıklı yolunun bir tura katılmak olduğunu anladık ve Plaza de Armas’taki seyahat acentelerinin birinden (American Tours) ertesi gün için Laguna Paron turuna kaydolduk.

Laguna Paron ve arkasında Nevado Artesonraju
Laguna Paron ve arkasında Nevado Artesonraju

Bu tur kişi başı 50 sol ve bir de Paron bölge kooperatifine girişte kişi başı 5 sol ödüyorsunuz. Milli park bileti gerekmiyor. Tur temel olarak bir ulaşım turu, yani 10-15 kişi bir rehberle birlikte servis aracına biniyorsunuz, rehber biraz bilgi veriyor, ulaşacağınız yere vardığınızda dönüş saatine kadar serbest oluyorsunuz ve sonra da geri dönülüyor. Laguna Paron’a bağımsız olarak ulaşmak daha pahalı ve zor olduğundan herkes bu turları tercih ediyor. Turistleri hedefleyen turlarda farklı olarak rehberlik İngilizce de veriliyor, ama biz ihtiyaç duymadık. Artık rehberlerin İspanyolca anlattıklarını iyi kötü anlar hale gelmiştik, ya da öyle sanıyorduk 🙂

Huaraz’dan sabah 08:30’ta servise bindik. 1 saat sonra Carhuaz adlı bir kasabada servis yarım saatlik mola verdi. Buranın dondurması meşhurmuş. Galiba bütün turlarda böyle birşey var, yollarda alakasız bir yerlerde durup alışveriş yapmaya itiliyorsunuz. Dondurma güzeldi ama sahiden 🙂 Sonra devam eden servis Caraz’dan geçerek Paron bölgesine girdi. Caraz, bu bölgede Huaraz haricinde konaklanabilecek başka bir şehir ve aslında hemen hemen tüm rotalara daha yakın, ama Huaraz kadar büyük değil. Göl yoluna girildiğinde Paron bölgesi comunidad‘ı hepimize bilet kesti ve bundan sonrası da 1 saatlik çok bozuk ve virajlı bir rampa şeklinde devam ediyor. Böylece Huaraz’dan çıktıktan 4 saat sonra içimiz dışımıza çıkmış vaziyette Paron gölüne ulaştık.

Laguna Paron 4200 m rakımda inanılmaz güzellikte bir göl. Etrafı Cordillera Blanca sıra dağlarındaki 6 yüksek dağla yarım ay şeklinde çevrili bu turkuaz mavi göl, hem yerliler hem yabancılar açısından bu bölgenin en popüler görülecek yeri olma özelliğini sonuna kadar hak ediyor. Turun bize verdiği 2.5 saat içerisinde bir süre hayranlıkla gölü karşıdan izledikten sonra sağdan giden patikayı takip ederek tepelere çıkıp zirveleri daha açık bir yerden, gölü ise başka bir cepheden izlemek istedik.

Bu zirveler arasından birisi Nevado Artesonraju ya da daha çok bilinen adıyla Piramit dağı. Paron gölünden görünen cephesi, Paramount Pictures‘ın logosuna ilham olmuş. Bu nedenle Paramount dağı da deniyor.

Sandviç ve chicha morada
Yürüyüşlerde öğle yemeğimiz

Karlı zirvelere karşı yanımızda getirdiğimiz sandviçleri yiyip Chicha Morada‘larımızı içtikten sonra servis aracına döndük. Servis dönüşte sadece Caraz’da 15 dakika mola verdi ve 18:30’da Huaraz’a vardık.

Wilcacocha köyü

Santa Cruz yürüyüşüne gidemeyeceğimiz kesinleştikten sonra Huaraz’daki üçüncü günümüzü sonraki günlere hazırlık olarak aklimatizasyon günü ilan ettik. Sabah hostelde kahvaltı yapıp odayı boşalttık, çantalarımızı akşam dönünce almak üzere hostelde bıraktık (çünkü daha ucuza kahvaltısız bir hostel bulabileceğimizi düşünüyorduk). Mercado caddesinin sonundan “E” colectivo‘suna binerek (2 sol) 15 dakika sonra Wilcacocha sapağında indik.

Huaraz'da bir colectivo
Huaraz'da bir colectivo

Buradan oldukça dik bir çıkışla Wilcacocha köyüne tırmanılıyor. Köy dik bir yamaçta kurulu, köyün ilk evleri 3100 metreden başlıyor, bitiminde de bir gölet var (3700 m). 3 km’de 700 metre irtifa kazanıyorsunuz. Göletin hiçbir numarası yok, basit bir su birikintisi. Ama biz köyü sevdik, hiç turizm bulaşmamış doğal haliyle And kırsal hayatını burada görmek mümkün.

Wilcacocha köyü yokuşlu
Wilcacocha köyü yokuşlu

2 saatte tırmandığımız gölette 1 saat sandviçlerimizi yiyip Huaraz şehrini tepeden izledik, sonra da 1 saatte aşağı indik. Dolmuşla geldiğimiz gibi geri döndük.

Huaraz’a döndüğümüzde 2 saate yakın başka hostel aradıysak da mantıklı bir seçenek bulamadık, yine aynı hostelimize dönüp 5 günlük daha anlaştık.

Laguna Llaca yürüyüş girişimi

Dördüncü günümüzde Huaraz merkeze yakın sayılabilecek Laguna Llaca’yı (4470 m) gözümüze kestirdik. Sezonda Huaraz’dan direkt buraya giden colectivolar oluyormuş ama sezon dışında olduğumuzdan bu seçenek yoktu. Yine Mercado’nun yakınından bu kez üzerinde Marian yazan 15 numaralı colectivo‘ya bindik. Bloglarda okuduklarımızdan rotanın 12 km (gidiş dönüş) olduğunu görmüştük ama rotaya girmek için Marian mahallesinden bir araç bulup 10 km kadar uzaklıktaki başlangıç noktasına ulaşmak gerekiyor.

Marian’a gittiğimizde ortalıkta ne taksi ne başka bir dolmuş vardı. Gelen geçen herkese sorduk biz oraya nasıl gidebiliriz diye ama herkes kafasını sallıyordu. Yağmur ya da kardan yol kapanmış ve hiçbir araç gitmek istemiyor. Marian’dan Laguna Llaca tek yön 18 km, yani yürüyüp dönmemiz imkansızdı. En son bir eczaneye girip sorduk. Eczacı tanıdığı bir taksiciyi aradı, ama taksici sadece yolun ulaşılabilir durumda olan 5 km’sini götürebileceğini söyledi (80 sol). Bu arada tüm bunları İspanyolca nasıl anlaştığımızı hatırlamıyoruz, ama durumu bir şekilde anladık ve böylece o gün oraya gitmemizin mümkün olmadığına da ikna olduk 🙂

Laguna Llaca
Laguna Llaca (fotoğrafını internetten bulduk :/)

Özetle: sezon dışında bağımsız yürüyüş planları yaparken bu tip aksiliklerin mutlaka olacağını bilmek gerekiyor. Laguna Llaca, bölgedeki muhteşem göllerden birisi ve Huaraz’a en yakın olanı. Başlangıç noktasına ulaşımı başarabilirseniz yürüyüşün kendisi gidiş dönüş 5 saat kadar sürüyormuş. Bu arada buraya giriş de milli park biletiyleymiş.

Marian mahallesinde bir süre gezinip, bir menücüde almuerzo yedikten sonra bari Huaraz’a yürüyerek dönelim dedik. Döndükten sonra Plaza de Armas’taki bir seyahat acentesiyle (Golden Expeditions) görüşüp ertesi gün için Laguna 69 turuna kaydolduk (kişi başı 50 sol).

Laguna 69 yürüyüşü

Huaraz’daki beşinci günümüz sabahın 4’ünde başladı. Laguna 69’un hem ulaşımı hem yürüyüşü uzun sürdüğünden bu turlar çok erken çıkıyorlar. 4:45’te hostelden servisle alındık ve diğer yolcularla beraber direkt yola çıktık. 2,5 saat sonra servis milli parkın Llanganuco girişine yakın bir köyde kahvaltı için yarım saatlik mola verdi. Biz de birer kahve içtik. Gün yeni aydınlanmaya başlıyordu.

Milli park gişelerinde biletler alındı. Biz ertesi günlerde de yürüyüşlere devam edeceğimizden 3 günlük bilet aldık. Biletler ilk kullanıldığı yerden itibaren geri saymaya başlıyor, 3 günlük bilet 60 sol.

Laguna Llanganuco'da sabah yansımaları
Laguna Llanganuco'da sabah yansımaları

Milli park girişinden sonra servis Laguna Llanganuco‘da 15 dakika fotoğraf molası verdi. Burası da çok güzel bir göl. Kıyıdan turuncu gövdeli Polylepis ağaçları dallarını göle uzatıyor. Bu ağaçlar gül familyasından And dağlarına has ağaçlarmış. Sonrasında kalan kısa yolu da servisle giderek 4 saatin sonunda Laguna 69 rotasının başladığı vadiye geldik.

Servis burada bizi bıraktı ama rehber grupla beraber göle gidiş dönüş yaptı. Laguna 69 turu, Laguna Paron’dan sonra en popüler turlardan birisi fakat kesinlikle Paron turu gibi görüp gelmeli bir tur değil. Deneyim gerektirmese de en azından bir miktar kararlılık ve bir miktar aklimatizasyon gerektiriyor, aksi takdirde yarı yolda kalan çok sayıda insan oluyormuş. Bizim 10 kişilik gruptan 4 kişi gölü göremeden geri döndü örneğin. Bu arada Laguna 69 rehberli gitmenizi gerektiren bir rota değil ama yine bağımsız ulaşım zorluğu ve pahalılığından turla gitmek daha ucuza geliyor, o nedenle herkes bu yolu izliyor.

Laguna 69, Huascaran Milli Parkı’ndaki 300 buzul gölünden biri. 1977’de milli park UNESCO kültür mirasına alınırken Peru’dan bu parkın envanterinin çıkarılması istenmiş. O güne kadar bir adı olmayan göller numaralarla adlandırılmış, Laguna 69’un adı da buradan geliyor.

Laguna 69 rotası başlangıcı
Yürüyüş bu vadiden başlıyor

Vadiden Laguna 69’a tırmanış (3800 m’den 4600 m’ye) 6,5 km ve yaklaşık 2,5 saat sürüyor. İki yerde epey dikleşiyor, onun haricinde rahat eğimli bir rota. Yürüyüşün başlangıcı nehir kenarında Shire gibi tatlı yeşillikler içinde başlıyor, sağdan soldan şelaleler akıyor. Bir süre sonra kendinizi dağların arasında bir vadide buluyorsunuz, sonra da sert kayalıklardan tırmanıyorsunuz. Gerçekten çok keyifli bir güzergah, ne ararsanız var.

Laguna 69 rotası
Laguna 69 rotası çok çeşitli yerlerden geçiyor

Laguna 69, 4600 metre rakımda. Yürüyüş sırasında son ana kadar gölü görmüyorsunuz. Son tırmanışınızın ardından bir anda karşınıza çıkıyor. Gerçekten nefes kesici bir görüntüsü var. Göle tahminimizden erken vardığımızdan kıyıda 1,5 saat kadar vakit geçirdik. Sandviçlerimizi yedik, uzandık, bolca fotoğraf çektik.

Laguna 69
Laguna 69 - 4604 m

Gölden başladığımız yere geri dönüş de yaklaşık 2 saat sürdü. Giderken bulutların kapattığı zirveler dönüşte açılmıştı. Milli parka adını veren Peru’nun en yüksek dağı Huascaran‘ın (6768 m) güney ve kuzey iki zirvesi de bu rotada çok güzel gözlenebiliyor.

Nevado Huascaran
Laguna 69 yolundan Nevado Huascaran manzarası

Buluşma noktasına döndüğümüzde herkesin toplanmasını beklerken ırmak kenarında Polylepis ağaçları arasında oturup birer Cusquena birası içtik. 18:30 gibi Huaraz’a geri döndük.

Laguna Churup yürüyüşü

Huaraz’daki altıncı günümüzde bağımsız ulaşımın kolay olduğu Laguna Churup’a yürümeyi planladık. Agustin Gamarra ile Antonio Raymondi caddelerinin kesiştiği köşeden kalkan Pitek colectivoları ile gidiliyor. Sabah 7’deki colectivo doluncaya kadar bekleyip 7:45’te kalktı, sevimli köylerden geçerek Pitek’e 45 dakikada vardı. Colectivo kişi başı 10 sol. Pitek köy kasaba değil, mesire alanı gibi bir yer, dolayısıyla herhangi bir dükkan bulunmuyor. Su vb ihtiyaçları Huaraz’dan çıkmadan almak gerekiyor.

Laguna Churup parkurunun giriş noktasında yine milli park biletleri kontrol ediliyor. Parkur direkt dik bir tırmanışla başlıyor ve hep aynı şekilde devam ediyor. 3840 m’den başlanan yürüyüşte 3.5 km’de 600 metre irtifa kazanılıyor. Sonsuz basamaklar çıkılıyor. Yol boyunca 3 yerde mirador‘larda (manzara noktası) oturaklar var.

Laguna Churup rotasındaki bir mirador
Laguna Churup rotasındaki bir mirador

Yürüyüşte göle 1 km kala parkur ikiye ayrılıyor. Soldan giden yol 500 m daha uzun ve 100 m daha yüksek irtifaya çıkıyor ama yine basamaklardan oluşan bir yol, bu yolda Laguna Churup’u yukarıdan gören bir mirador var. Sağdan giden yol ise bir noktadan sonra kaya tırmanışına bağlanıyor, biraz daha teknik bir yol. Göle yaklaştıkça kayalar dikleşiyor, üç yerde bu tırmanışları kolaylaştırmak için zincirler asılmış, onlardan destek alarak çıkıyorsunuz. En son göle gelmeden hemen önce de bir şelale geçişi var, orası çok kaygan dikkat etmek gerekiyor. Biz gidişi zincirli yoldan, dönüşü mirador’lu yoldan yaptık.

Laguna Churup rotasında zincirler
Laguna Churup rotasında zincirler

Bu arada Laguna Churup Huaraz’dan da ulaşımı çok kolay olduğundan yerli turistlerin de çok geldiği bir yer. Yürüyüş sırasında birçok Perulu aileyle karşılaştık. 2-3 bebekle beraber kayalara zincirlere tırmanan aileler, 70-80 yaşında insanlar gördük. Yani biz çok teknik bir yürüyüş yaptığımızı zannedip içten içe kendimizi pohpohlarken Perulular hemen havamızı söndürüverdi her zaman olduğu gibi 🙂

Perulu aileler Laguna Churup yolunda
Perulu aileler Laguna Churup yolunda

Laguna Churup yine dağlar arasında yeşil mavi çok güzel bir göl. Rakım 4450 m. Göl kenarında bir kayaya kurulup güneşlendik ve standart menümüzü yedik (sandviç + chicha morada). Hava güneşli ama soğuktu (5 derece). Birkaç kişinin gölde yüzdüğünü bile gördük 🙂

Laguna Churup - 4450 m
Laguna Churup - 4450 m

Hem zincirlerden geri geri inmemek hem de başka bir yol görmüş olmak için dönüşü diğer yoldan yaptık. Önce biraz tırmanarak gölü yukarıdan gören mirador’a kadar çıktık, sonra basamaklarla inişe geçtik. Gölden iniş yaklaşık 1.5 saat kadar sürdü. Trekking batonları burada çok iyi olurdu diye düşündük (Huaraz’daki yürüyüşlerimiz için baton kiralamamıştık).

Saat 14:00 gibi tekrar başladığımız yere döndük ama colectivo’yu dolup kalkması için 1.5 saat bekledik. Yüksek sezonda daha çabuk dolup kalkıyordur muhtemelen, ama sezon dışında olduğumuzdan buraya sabah gelen ve öğleden sonra dönen sadece 1 colectivo vardı, onu beklemek zorundaydık.

Huaraz’a döndüğümüzde Parque del Periodista‘da kahve içip biraz takıldık, sonra yine geçen sefer Laguna 69’a gittiğimiz Golden Expeditions firmasından ertesi gün için Pastoruri turuna kayıt yaptırdık (kişi başı 50 sol).

Pastoruri Glacier turu

Yedinci günümüzde sabah hızlıca birşeyler atıştırıp 8:30’da Pastoruri buzulu için meydandan servise bindik. Katıldığımız tur yine alakasız yerlerde mola verme geleneğini bozmayarak yola çıktıktan yarım saat sonra kahvaltı için bir mahallede durdu. Yarım saatlik molanın ardından milli parka doğru devam edildi.

Bu bölge tarih öncesi çağlarda deniz, adalar ve volkanlardan oluşan bir bölgeymiş. Sonra Amerika tektonik plakaları hareketleniyor ve üst üste biniyor. Güney Amerika plakası üstte kalmış, böylece buradaki deniz seviyesi yerler bir anda 5000-6000 metrelere çıkmış. 6000+ metrelerde dağlarda çok sayıda 1 milyon yaşını aşkın balık ve deniz canlısı fosili bulunmuş.

Servisimiz milli parkın Carpa bölgesi girişine yaklaşırken önce Laguna Patacocha’da ardından mineral suyunun orada kısa molalar verdi. Burada buzullardan gelen sular yeraltındaki metallerle karışıyormuş. Sazlıkların kökleriyle beslenen bakterilerin ürettikleri oksijen de bu suya eklenince demir oksit oluşup sular kan kırmızı bir hal alıyormuş.

Laguna Patacocha
Laguna Patacocha

Milli park girişinde yine bilet kontrolünün ardından yol devam etti. Bu bölge sadece Güney Amerika’da yetişen endemik Puya Raimondii bitkisinin doğal yayılım alanı. Ananas familyasından olan bu dev bitkiye And kraliçesi de deniyormuş. Uzaktan dev kaktüslere benzeyen bu bitki 100 yıl kadar yaşayıp ömrünün son yıllarında 12 milyon çiçek açan 15 metreye kadar uzanan devasa bir gövde büyütüyor, sonra da kuruyup ölüyor. Çiçekler sonbaharda 3 aylık bir dönemde oluyormuş, biz kuruduğu döneme denk gelmişiz 🙁 Yine de çok ilginçti.

Çiçek açmış ve ömrünü tamamlamış bir Puya Raimondii
Çiçek açmış ve ömrünü tamamlamış bir Puya Raimondii

Puyaları gördükten sonra Pastoruri buzuluna yürüyeceğimiz alana geldik (rakım 4800 m). Servis sizi burada bırakıyor ve 2 saat sonra dönmenizi istiyor. Buradan buzula sadece 2 km ama irtifadan kaynaklı yorucu bir yürüyüş. Bu kısacık yolu gitmek için atları da kullanabiliyorsunuz.

Yarım saat oldukça yavaş bir tempoda yürüyerek 5250 m’deki buzula vardık. Tahminimizden çok daha küçük bir buzulla karşılaştık, etrafı gölle çevriliydi. Bu göl Pastoruri buzulunun erimesiyle oluşmuş.

Pastoruri buzulu
Pastoruri Glacier - 5250 m

Pastoruri buzulu tropikal kuşakta son kalan buzul kütlelerinden birisi imiş ve o da hızla erimekte. Çok değil birkaç sene öncesine kadar burada buz tırmanışı bile yapılıyormuş ve fotoğraflardan gördüğümüz kadarıyla buzul kütlesi bunun neredeyse 10 katı kadarmış. İklim değişikliğinin en belirgin görülebileceği yerlerden biri burasıdır herhalde. Buzulun o göz kamaştırıcı mavi tonları özellikle hızla eriyen kısımlarında belirginleşiyor. Muhtemelen birkaç seneye kadar bu buzul tamamen yok olacak.

Pastoruri buzulunda kar yağışı
Pastoruri buzulunda kar yağışı

Pastoruri buzulu etrafında 1 saat kadar vakit geçirdik. Bu arada kar yağmaya başladı. Böylece Peru’da görmeğimiz bir doğa olayı da kalmamış oldu 🙂 Sonra yarım saat yürüyüşle tekrar servisin olduğu yere döndük. Yüksekliğe alışmış olduğumuzu düşünsek de o gün baş ağrısı çektik. 5000 metre üzerinde ilk defa vakit geçirmiştik, kısa da olsa etkisini gördük. 5000 m üzerine çıkmadan 4500’lerde tekrar aklimatize olmak gerekiyor gördüğümüz kadarıyla.

Dönüşte servis tüm o yolu molasız gittikten sonra sabah durduğumuz Huaraz’a yarım saat mesafedeki mahallede tekrar durarak yemek molası verdi. Birkaç kişinin yemek yemesini bekledik, ardından Huaraz’a döndük.

Ertesi gün için yine buraya geldiğimiz Julio Cesar firmasından Lima’ya otobüs biletlerimizi aldık (kişi başı 60 sol). Hosteldeki son gecemizden sonra ertesi gün otobüs saatine kadar Huaraz merkezde takıldık.

Olympos Antik Kenti, plaja kadar uzanan nehrin iki tarafında konumlanmış dünyanın en güzel antik kentlerinden biridir. Tarihi kalıntıları uzaktan izlediğiniz bir müze olmaktan çok, içinde bulunduğu ormanla bütünleşmiş sokaklarında gezdiğiniz yaşayan bir antik kenttir. Antik kentin bu özel durumu, kalıntıların çoğu oldukça hasar görmüş olsa da kendinizi binlerce yıllık bu kentin geçmiş zamanlarının bir ziyaretçisi, ya da Indiana Jones filmlerindeki kaşifler gibi hissettirir. Antik kentin bittiği yerde de tüm ihtişamıyla Olympos-Çıralı plajı başlar, keşif serüveninizi noktalamak için harika bir yer!

Olympos Antik Kenti yerleşkesi Milattan Önce (M.Ö.) 300 yılından başlayarak üç farklı dönemin mimari kalıntılarını içerir:

  • Helenistik Dönem
  • Roma Dönemi
  • Bizans Dönemi

Helenistik Dönem ve Likya Birliği

Olympos yerleşiminin ilk zamanları Helenistik Dönem izleri taşır. Antik Likya Birliği üyesi kentlerden biridir. Tarihte bilinen ilk demokratik birliği kurmuş olmakla bilinen Likyalılar, farklı kentlerden bir araya gelmiş olmalarına rağmen ortak bir kültür oluşturmuş ve bir federasyon yaratmıştır. Bu özelliğiyle ABD federatif anayasasına da ilham olduğu söylenir. Likya Birliği nüfusuna oranlı oy hakkı olan 23 kentten oluşur, Olympos da en çok oy hakkı olan kentlerden biridir. Ayrıca Phaselis ile beraber Likya Birliği’nin en önemli liman kentlerindendir.

Olympos’un bu döneminde Pers ve Antik Yunan tanrılarına törenler düzenlenmektedir. Pers ışık tanrısı Mithra‘dan gelen ilhamla mı yoksa bu coğrafya hep güneşli olduğundan mıdır bilinmez ama Likya kelimesi de Likçe’de “ışık ülkesi” anlamına gelmektedir. Olympos kentinin ismi ise 10 km uzağında bulunan Tahtalı Dağı’ndan (antik dönemdeki adı Olympos) gelir.

Korsanlık faaliyetleri ve depremlerden kaynaklı Olympos’ta bu döneme ait çok az sağlam kalıntı vardır, en önemlisi surlardır. Köprü ayağı ve tiyatro da Helenistik temellidir ancak Roma döneminde onarım gördüğünden üslubu bu döneme benzer.

Roma ve Bizans Dönemleri

Olympos Antik Kenti’nde şu an görülebilen şehir kalıntılarının neredeyse tamamı Roma ve Bizans dönemlerine aittir. Bu dönemde hala Likya Birliği var olmakla birlikte Roma İmparatorluğu’na dahil olmuştur (iç işlerinde bağımsız bir eyalet olarak). Yavaş yavaş antik Yunan inanışlarıyla beraber Hristiyanlık da yaygınlaşmaya başlamıştır.

Antik kentteki belirgin kalıntılardan bazıları:

  • Nehrin güney yakasında: Güney Nekropolü, Alkestis Lahti, surlar, tiyatro, hamam ve Ceneviz Kalesi
  • Kuzey yakasında: Kuzey Nekropolü, Roma Tapınağı, anıtsal mezar, Piskoposluk Kilisesi, mozaikli yapı, liman anıt mezarları, Kaptan Eudemos’un Lahti ve Akropol

M.S. 200 yıllarında savaşlara katılan bir geminin kaptanı olan Eudemos için yapılan anıt mezardaki duygusal şiir de dikkat çekicidir:

Son limana girdi demirledi çıkmamak üzere,

Çünkü ne rüzgârdan ne de gün ışığından medet var artık.

Işık taşıyan şafağı terk ettikten sonra Kaptan Eudemos,

Oraya gömüldü gün misali kısa ömürlü gemisi, kırılmış bir dalga gibi.

Akdeniz ormanlarının içine gömülmüş bu güzel antik kenti karış karış keşfettiyseniz Ceneviz Kalesi sırtlarından Olympos-Çıralı plajının muhteşem manzarasını da izlemeyi de unutmayın.

Antik Kente Giriş

Olympos Antik Kenti’ne girişler Müzekart ya da 1-10 geçişlik kartlarla yapılmaktadır. Bu kartlar Antik Kent gişelerinden alınabilir. Gişelerin giriş-çıkış saatleri vardır. 2022 yaz dönemi için giriş 06:45 çıkış 20:00 olarak belirlenmiştir (diğer sezonlarda bu zamanlar değişebilir). Plaja ulaşım da aynı yol üzerinden sağlanmakta dolayısıyla saatler plaj giriş-çıkışlarını da bağlamaktadır.